foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

 

Birinci ders.
-----------------------------
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en
iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim
ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi: "Her gün okulu temizleyen
hademe kadının ilk adı nedir?.."
Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen
Her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde
falan olmalıydı. Ama adını nereden bilecektim ki!.. Son soruyu
yanıtsız bırakıp kâğıdı teslim ettim.


Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dâhil olup
olmadığını sordu.


"Tabii dahil" dedi, hocamız.. "İş yaşamınız boyunca insanlarla
karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin
ilginiz ve dikkatinizi hakke den insanlar bunlar. Onlara sadece
gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile.."


Bu dersi hayatım boyunca unutmadım.

O hademenin adını da.. Dorothy  idi.


İkinci  ders.. Yağmurda otostop!..
----------------------------------------
Bir gece vakit gece yarısına doğru Alama otoyolunun kenarında duran
bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen,
bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu.
Gecen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir
beyazın bir zenciye hem de Alabama'da yardıma kalkışması pek olağan
şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına
bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi Verdim.
Bir hafta sonra kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon
indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda.. "Gecen gece
otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece
elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi
yitirmek üzereydim, siz çıkageldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan
kocamın yatağının başucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra
son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden
sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi
kutsasın!..
En iyi dileklerimle,
Bayan Nat King Cole."


* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *


Üçüncü ders.. Size hizmet edenleri hep hatırlayın..
----------------------------------------------------------
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yasında bir çocuk
pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu.. Çocuk sordu:
"Cukulatalı pasta kaç para?.."
"50 cent!.."
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
"Peki dondurma ne kadar.."
"35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla.. Dükkânda yığınla müşteri
vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne
kadar vakit geçirebilirdi ki..
Çocuk parasını bir daha saydı ve "Bir dondurma alabilir miyim
lütfen" dedi.
kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya
koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız
masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu birden. masayı
sanki akan yaşlar temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında
çocuğun bıraktığı 15 centlik bahşiş duruyordu..


* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *


Dördüncü  ders.. Yolumuzdaki engeller..
---------------------------------------------
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir
kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler
olacaktı?. Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray
görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi
kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle
eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz
tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına
sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama kayayı da yolun
kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki,
kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı.. Kese altın
doluydu.
Bir de kralın notu vardı içinde..
"Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
"Her engel, yasam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.."


* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *


Beşinci  ders.. önemli olan vermektir..
---------------------------------------------
Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler.
Tek yaşam şansı beş yasındaki kardeşinden acil kan nakli idi.
Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevî şekilde kurtulmuş ve kanında
o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu
beş yasındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip veremeyeceğini
sordu.


Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve "Eğer
kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi.
Kan nakli ilerlerken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve
gülümsüyordu.


Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük
çocuğun yüzü de giderek soluyordu.. Gülümsemesi de yok oldu.
Titreyen bir sesle doktora sordu:


"Hemen mi öleceğim?.."


Küçük doktoru yanlış anlamış, ablasına vücudundaki bütün kanı verip,
öleceğini sanmıştı.

.....

..

....

lütfen paylaşalım