foto1
Okul yolu bir Eğitim ve Öğretim Sitesidir
foto1
Öğretmen anıları şiirleri fıkraları planları soru bankası
foto1
İdare gerekli dokuman mevzuat yönetmelik genelge
foto1
Eğitim haberleri belgeselleri videoları filmleri
foto1
Dünyamız ve çevre bilim araştırma
emeklilik işlemleri mevzuat gün ve haftalar anı şiir dokuman belge form rehberlik plan atasözü deyim fıkra biyografi denetim efsaneler dünyanın yedi harikası eski Türk sanatları idareci görev dağılımı çocuk oyunları zümre eba sivil savunma yangın korunma atamalar öğretmen kılavuz ders kitapları hem görev dağılımı öğretmen program nöbet çizelgesi çalışma programı arşiv evrakları osym yok duyuru trafik Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrenciler için Bir Eğitim ve öğretim sitesi

.

 

....

 

webservis

site ekle site ekle  

Hayat kurtaran işaretler 

Kalp krizinin habercisi 7 İŞARETE dikkat! Göğüs, sırt, sol kol ve karın ağrısı; nefes darlığı, çabuk yorulma ile bayılma şikâyetlerinden birinin dahi görülmesi acile gitmek için yeterli 

Artan hava sıcaklıkları kalp krizini de tetikliyor. Kalp krizine karşı uyanık olmak gerektiğini söyleyen kriz belirtisi 7 işarete dikkat çekiyor. Bunları; göğüs ağrısı, sırt ağrısı, sol kol ağrısı, karın bölgesinde ağrı, nefes darlığı, çabuk yorulma ve bayılma olarak sıralayan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sabri Demircan, hangi belirtilerin hangi kalp hastalığını gösterdiğini şöyle anlatıyor?

 


Ritm bozuklukları: Nefes darlığı, baş dönmesi, çarpıntı, bayılma, halsizlik, göğüs ağrısı, çabuk yorulma. 

Nefes darlığı: Kalp yetersizliği, kalpdamar hastalıkları, ritm bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, hipertansiyon, KOAH, akciğere pıhtı atması, astım atağı, kansızlık, zehirli guatr, panik atak. 

Çarpıntı: Ritm bozuklukları, kalp yetersizliği, kalp kapak hastalıkları, hipertansiyon, ateş, ilaçlar, kansızlık, zehirli guatr, kan şekerinde düşme (hipoglisemi), panik atak. 
Bayılma: Kan basıncının düşmesi, ritm bozukluğu, aort darlığı, kalp tümörleri, geçici felç, sara, migren, akciğere pıhtı atması. 

GÖĞÜS AĞRISI KRİZİN BELİRTİSİ 

KALP krizinde göğüs, kol ve sırt ağrısı ön plana çıkıyor. Ayak veya karında şişme, öksürük ve dudaklarda morarma ise kalp yetersizliğinin işareti olabiliyor. Göğüs ağrısının belirti şu hastalıkları gösterebiliyor: Kalp damar hastalıkları-kalp krizi, aort damarının yırtılması, kalp zarının iltihabı, kontrolsüz hipertansiyon, ritm bozuklukları, aort darlığı, akciğere pıhtı atması, akciğer enfeksiyonu, reflü, boyun fıtığı ve panik atak. 

http://www.takvim.com.tr/Yasam/2014/07/02/hayat-kurtaran-isaretler alınmıştır 


İş Stresi, Karabasanı Tetikliyor 

Halk arasında karabasan olarak bilinen uyku felci, uyanma veya uykuya dalma sırasında gelişen bir tür uyku bozukluğu. İş stresi yüzünden çalışan kesimde daha sık görülüyor. 

 

Uyku felci ya da karabasan, bedenin geçici olarak hareket edememesi yani felç olması durumuna deniyor. Karabasanın, ailesinde uyurgezerlik, gece terörü gibi uyku bozukluğu olanlarda ve çalışanlarda daha sık görüldüğünü belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Aylin Aksoy Çoban, “Çalışanlar iş stresi yüzünden daha sık karabasan yaşıyorlar. Bunun en önemli tetikleyici nedeni ise uyku düzensizliğidir. Sorun, uyku düzeni bozuk olanlarda, vardiyalı çalışanlarda, depresyon hastalarında, bazı ilaçları kullananlarda daha yayın” diyor. Karabasan hakkında merak edilen soruları yanıtlayan Dr. Aylin Aksoy Çoban, şu bilgileri veriyor:

Karabasan nasıl oluşuyor? 

Bunu anlayabilmek için uyku fizyolojini bilmek gerekiyor. Uykuya dalma ve uykuyu sürdürme sırasında beyinde bazı fizyolojik değişiklikler meydana geliyor. Düz bir çizgiden ziyade sarmallar halinde devam eden bir uyku süreci oluşuyor. Her bir sarmal yaklaşık 90 dakika sürüyor. Biri biterken diğeri başlıyor. Her bir sarmal REM ve Non-REM uykularından oluşuyor. Uyku felci, REM uykusu sırasında ortaya çıkıyor. Beyin uyurken vücut kasları da uykudadır. Uyuyan bir insanın kolunu kaldırıp bıraktığınızda kolu düşer çünkü kaslar aslında felç konumundadır. REM uykusu sırasında beyin bazen birden uyanır, ancak bu uyanma kaslarda olmaz. Kaslar felç durumunda kalır ve beynin uyanıklığına eşlik edemez. Uyanan kişi sanki vücudunun üzerinde biri oturmuş ya da ağırlık çökmüş gibi hisseder. Aslında o anda olan durum kişinin kaslarını kıpırdatamaması sonucu hissettiği felç durumudur. Beyni uyanan kişi bedeni ve kasları tam olarak uyanmadığından hareket edemez, konuşamaz. Çoğu zaman bunu yaşayan kişiler korku ve endişeye kapılırlar. Uyku felci birkaç saniye veya birkaç dakika sürebilir. Çok uç durumlarda, 4-5 saat sürdüğü de bilinmektedir. Uyku felcine bazen halüsinasyonlar da eşlik edebilir. Bu halüsinasyonlar işitsel, dokunsal veya görsel olabilir. Bunlar da kısa sürebilir. 


Uyku felcinin nedenleri nelerdir? 

Kaslardaki bu geçici felç durumu aslında koruyucudur, çünkü REM uykusunda rüya görürüz. Rüyada koşarız, zıplarız ve bazen uçarız. Rüya sırasında yaptığımız hareketleri gerçekte de yapmamamız için kaslarımızda geçici felç durumu meydana gelir. Bu sayede rüyada koşarken koşma hareketini yapmamış oluruz. Bu sırada beyin uyumaya devam etmesi gerekirken bir anda uyanır. Bu geçici felç durumunu hasta bilincinde yaşar. Nedeni tam olarak açıklanmamıştır, ancak diğer uyku bozukluklarını yaşayan kişilerde sık görülür. Değişik çalışmalar çoğu insanın başka bir uyku patolojisi yaşamadığı halde hayatlarında en az bir kez uyku felci yaşadığını göstermektedir. Bazı çalışmalarda değişik faktörler suçlanmıştır. Örneğin; sırtüstü yatmak, düzensiz uyku saatleri, aşırı stres, bazı ilaç tedavileri (alerji ilaçları ve bazen uyku amaçlı alınan ilaçlar), uyku öncesi açlık. 


Çocuklar ve gençlerde karabasan görür mü? 

Evet görürler. Dört yaşında başlayabilir. Bazen bir iki kez olup biter ancak bazı durumlarda sürekli tekrarlayan bir durum haline gelebilir. 

Uyunacak ortam önemli mi, yemek düzeni ve yediklerimiz uyku felcini nasıl etkiler?
Uyku ortamının düzeninde dikkat edilmesi gereken en önemli husus ortamın ışıksız olmasıdır. Işıkla uyumak uykunun kalitesini azaltan bir unsurdur. Işık açık uyumak, fazla ışık veren gece lambası kullanmak uykunun derinliğini etkiler, düşünülenin aksine karabasan ya da diğer uyku bozukluklarının ortaya çıkmasına nenden olur. Yatmadan kısa süre önce yenilen yemek, atıştırmak uyku kalitesini bozacaktır. Mide doluyken yatar pozisyona geçmek reflü riskini de artırır. Bu nedenle uyku zamanına yakın yemek yememek gerekir. Uyku saati ile yemek saati arasında en az iki saat olmalıdır. 

Düzenli uykunun karabasan tedavisindeki önemi nedir? 

Günde en az 7-8 saat uyunmalıdır. Daha az süre uyuyup yettiğini iletenler olur, ancak baktığınızda az uyuyanlarda karabasan sıklığı daha fazladır. Düzenli uyku karabasan tedavisinin en önemli ayağıdır. Düzenli uyku kişinin derin uyku kalitesine yansır ve ani uyanmaların önüne geçer. Aynı saatlerde yatıp benzer saatte uyanmak uyku bozukluklarının görülme sıklığını azaltır. Düzenli yatış kalkış saatleri derin uyku kalitesi açısından da önemlidir. Bu nedenle uykuyu belli düzende uyumak önemlidir. 

Uyku felci tanısında nasıl bir yol izlenir, hangi tetkikler yapılır? 

Ailede öykü varsa, başka uyku bozuklukları eşlik ediyorsa ya da uyku sırasında apne dediğimiz soluk alıp vermenin durması da gözleniyorsa, kişi uyku laboratuarına yönlendirilerek uyku EEG’si ile izlenir. Beyin dalgaları ve uyku bozukluğu çeşidi belirlenir. Tek bir uyku bozukluğu çeşidi varsa buna gerek kalmadan sadece ilaç tedavisi ile uyku düzenlenir. Depresyon gibi psikiyatrik hastalıklar da uyku bozukluklarını tetikler. Yapılacak psikiyatrik muayene sonucunda düzenlenecek antidepresan tedavi ve uyku düzenleyici tedavi bu sorunu tamamen ortadan kaldırır. Altta yatan psikopatoloji ilaçla düzenlenmeden yapılacak terapi her zaman yeterli olmayabilir. Kişinin yaşamındaki çatışmaları terapi ile çözümlemek iyi bir destekleyici durumdur ancak bu fiziksel problemin tedavisinde her zaman yeterli olmayabilir.

Tedavide ne tür ilaçlar kullanılır? 

Uykuya geçişi sağlayan, REM-Non-REM döngüsünü bozmayan, derin uyku kalitesini artıran ilaçlar tedavide kullanılır. Bu ilaçları arkadaş yorumu ya da tavsiyesi ile başlamak kesinlikle doğru bir tutum değildir. İlaçların etkileri ya da yan etkileri çok subjektiftir. Kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu nedenle hiçbir ilaç doktor tavsiyesi ya da doktor kontrolü dışında kullanılmamalıdır. Antidepresanlar tek başına uyku bozukluklarının tedavisinde yer almazlar ancak altta yatan depresyonu tedavi ettiklerinden uyku bozukluğunu giderirler.

Uyku felci hangi sıklıkta görülebilir, doktor yardımı ne zaman alınmalı?
Stresli yaşam koşullarında birkaç gecede bir tekrarlayabilir. Nadiren de olsa bu durumu her gece yaşayan kişiler de olmaktadır. Aynı gecede birkaç kez bile yaşanabilir. Etkisi saatler sürebilir. Bu sıklıkta yaşanan uyku felci yaşam kalitesini bozduğundan hemen doktora başvurulmalıdır. Ayrıca eşlik eden halüsinasyonlar varsa muhakkak yardım alınmalıdır. 

http://www.haber365.com/Haber/Is_Stresi_Karabasani_Tetikliyor/ alınmıştır 


Alzheimer hastaları için 10 tavsiye 

24 Ekim 2013 

Alzheimer hastalığının 65 yaş üstü her 5 yaş grubu için iki kat risk anlamına geldiğini belirten Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. F.Çiğdem Doğulu, hasta yakınlarına tavsiyelerde bulundu: 

Bellek bozukluğuna karşı notlarla yardımcı olun: 

Hastalar uzak geçmişi ayrıntılı olarak hatırlarken, birkaç dakika önce gelişen olayları hatırlamakta zorluk çekerler. Kişiye sürekli gün, ay ve yıl hatırlatılabilir. Hatırlayamama problemi nedeniyle yaşayabileceği depresif duygu durumunu engellemek için fotoğrafların ve eşyaların üzerine hatırlatıcı notlar konulabilir. 

İletişim de basit ve kısa cümleler kurun: 

Alzheimer hastası ile konuşurken basit kelimeler ve kısa cümleler kullanılmalı, ses tonu hafif ve nazik olmalıdır. Alzheimer hastası olan bir kişiyle çocuk gibi ya da o orada yokmuş gibi konuşulmamalıdır. Cevap vermesi için yeterli süre tanınmalı, cevaplandırırken onu kesmemeye çalışılmalıdır. Eğer Alzheimer hastası olan kişi bir kelimeyi ya da sonucu ifade etmekte zorlanıyorsa yavaşça aradığı kelimeyi ona hatırlatılmalıdır 

Aktivite sırasında öfke krizlerine hazırlıklı olun: 

Kişinin daha önceki yeteneklerini göze alarak planlanmış, basit aktiviteler en uygunu olacaktır. Öfke ve ajitasyon işaretleri açısından dikkatli olunmalı ve böyle bir durumda nazikçe yardım edilmeli ya da hastanın ilgisini başka bir yöne çekmeye çalışılmalıdır. 

Kendi kendine giyinmesine sabır gösterin: 

Alzheimer hastası olan bir kişi için giyinmek pek çok zorluğu bir araya getirmektedir. Giysileri giyinme sırasına göre yerleştirilmeli, eğer yardıma ihtiyacı olursa kısa ve adım adım açıklama yapılmalıdır. Kolay giyilip çıkarılan kıyafetler tercih edilmeli, elastik bluzlar ya da fermuar veya düğme yerine velcrolu birleştiriciler tercih edilmelidir. 

Yemeği sınırlı sayıda ve küçük porsiyonlarla verin: 

Yemek yemek de bir sorun olabilir bazı hastalar sürekli yemek isterken bazılarının da iyi bir besin alımı için desteklenmesi gerekebilir. Yemek için sakin bir ortam oluşturulmalıdır. Yemek sınırlı sayıda çeşit ve küçük porsiyonlar halinde sunulmalıdır. Pipetler ve kapaklı fincanlar içimi kolaylaştıracaktır. 

Her gün banyo yaptırmayın, arada ıslak süngerle temizleyin: 

Bazı hastalar banyo yapmaktan korkup, agresyon gösterebilmektedir. Banyo işi kişinin en sakin ve iletişim kurulabilir olduğu dönemde planlanmalıdır. Güvenlik konusunda dikkatli olunmalı ve hasta banyoda tek başına bırakılmamalıdır. Her gün banyo yaptırmak yerine aralarda süngerle silerek de temizlik sağlanabilir. 

Hastanın tuvalet rutini oluşturulmalı: 

Hastalık ilerledikçe Alzheimer hastası  mesane ve barsak kontrolü ile ilgili problemler yaşayabilir. Bazen inkontinans başka bir fiziksel rahatsızlığa bağlı olarak da ortaya çıkabileceği için  mutlaka doktoru ile bu konuda görüşülmelidir. Hastayı tuvalete götürmek için bir rutin oluşturulmalı ve buna mümkün olduğunca bağlı kalmaya çalışılmalıdır. (her 3 saatte bir tekrarlamak gibi). 

Uyuyabilmesi için sakın ve huzurlu bir ortam oluşturun: 

Uykuyu destekleyecek sakin ve huzurlu bir ortam oluşturmaya çalışılmalıdır. Akşamları hep aynı saatte yatması sağlanmalıdır. Gün içinde egzersiz desteklenmeli ve ufak şekerlemeler engellenmeye çalışılmalıdır. Günün ileri saatlerinde kafein alımı engellenmelidir. Eğer hasta korkuyor ve dezoryante ise yatak odası, hol ya da banyonun ışığı açık bırakılmalıdır. 

Hasta sanrı ve halüsinasyon görebilir, önlem alın: 

Hastalık ilerledikçe Alzheimer hastasında varsanı (Halüsinasyon) ve sanrılar (delüzyon) ortaya çıkabilmektedir. Halüsinasyonlar kişinin olmayan bir şey görmesi, işitmesi, koklaması veya hissetmesidir. Delüzyon ise hastanın ikna edilemediği yanlış düşünceleridir. Bazen halüsinasyonlar ve delüzyonlar fiziksel bir hastalığın da belirtisi olabilmektedir. Bu yüzden bu durumu mutlaka doktoru ile paylaşınız. Hastayla gördüğü ya da işittiği şey konusunda tartışılmamalıdır. Kişinin ilgisi başka bir konuya çekilmeye çalışılmalıdır. 

Gezinmelere karşı kapıları kilitli tutun: 

Hastayı güvende tutabilmek bakımı sağlayan kişinin en önemli sorumluluklarından biridir. Bazen Alzheimer hastalarının evden uzaklaşma ve gezinme gibi eğilimleri olabilmektedir. Kişinin bir kimlik taşıması bulanlara yardımcı olabilmektedir. Kapıların kilitli tutulması ve hastanın alışkın olduğu kilidi açabildiği durumda ek kilit uygulaması yardımcı olacaktır. İçeride ya da dışarıda tehlike yaşatabilecek eşyalar ortadan kaldırılmalıdır. 

http://www.zaman.com.tr/gundem_alzheimer-hastalari-icin-10-tavsiye_2156232.html 


Sahura mutlaka kalkın! 

Ramazan bu gece başlıyor. 2014 Ramazan Ayı'nın ilk orucu için bu gece sahura kalkılacak. 

Trabzon Özel Yıldızlıgüven Hastanesi Diyetisyeni Erden Abdüsselam, Ramazan’da beslenme hakkında uyarılarda bulunarak, “Sağlığımızdaki en önemli unsur olan beslenmeye bu dönem içerisinde bir kat daha fazla dikkat etmemiz gerekir” dedi.  

11 ay boyunca dur durak bilmeden sürekli çalışan sindirim sistemini dinlendirmek ve yenilenmesini sağlamak açısından orucun önem arz ettiğini belirten Abdüsselam ”Ramazan ayı dini açıdan önemli ve değerli bir ay olmakla beraber sağlık açısından önemli bir zamanı temsil etmektedir. 11 ay boyunca dur durak bilmeden sürekli çalışan sindirim sistemini dinlendirmek ve yenilenmesini sağlamak açısından önem arz etmektedir. Bu amacı yerine getirebilmek için sağlığımızdaki en önemli unsur olan beslenmeye bu dönem içerisinde bir kat daha fazla dikkat etmemiz gerekir” dedi.

Ramazanda beslenme yönünde ne yapmalıyız? 

Sahurda sindirim sistemini yormayacak besinler tüketilmesi gerektiğine işaret eden Abdüsselam, “Mutlaka sahur yapılmalı. Sindirim sistemini yormayacak ancak gün içerisinde gerekli olacak olan enerji, protein, vitamin ve minerallerin büyük bir kısmını karşılayabilecek besinleri tüketmemiz gerekir. 

Protein bir kısmını ve kalsiyumu önemli bir kısmını karşılamak için süt-yoğurt gurubundan 1 su bardağı kadar peynir grubundan 1-2 kibrit kutusu kadar mutlaka bulunmalı, vitamin-mineral desteğini sağlamak için 1-2 tatlı kaşığı kadar yağ eklenmiş salata ve 1-2 porsiyon kadar meyve bulunmalı, meyve günlük harcanacak olan enerjinin bir kısmını karşılamak amaçlı tüketmenizde yarar var, enerji ve enerji döngüsü için gerekli olan B grubu vitaminlerini karşılamak amaçlı ekmek grubundan 3-4 porsiyon kadar bulunmalı. Kişinin yapısına, fiziksel özelliklerine, günlük harcadığı enerjiye bağlı olarak porsiyon ölçüleri değişmekle birlikte bu kriterler doğrultusunda sahuru yaptığınızda gün içerisinde problem yaşama olasılığını azaltmış ve sindirim sistemine fazla yüklenmemiş olursunuz” diye konuştu.



İftara hafif gıdalarla başlayın 

İftara hafif gıdalarla başlanılması tavsiyesinde bulunan Abdüsselam, ”Ramazanda sahurdan iftara kadar su dahil herhangi bir besin alınmadığı için mide uzun süre çalışmamaktadır. Özellikle yaz aylarında bu süre daha da uzamaktadır. Hafif gıdalarla başlamak gerekir bunlarda hurma ya da zeytin olabilir. Birkaç dakika bekledikten sonra yemeğe çorbayla devam etmek en uygunudur. Çorbayı yavaş bir şekilde içmek uzun süre çalışmadan duran mideyi rahatsız etmez ve yormaz. Çorbayı tükettikten 10-15 dk. sonra diğer besinlere devam etmek hem tokluk hissinin uyarılmasına sebep olarak gereğinden fazla tüketimi engeller hem de uzun süreli açlıktan sonra mideye fazla yüklenme olmaz” şeklinde konuştu.  

İftarda bulunması gereken besinleri sıralayan Abdüsselam, ”İftarda bulunması gerekenler; 1-2 köfte kadar et, 1 porsiyon sebze yemeği, 1-2 tatlı kaşığı yağ eklenmiş salta, 6-7 porsiyon ekmek gurubundan bulunmalı. Kişinin yapısına, fiziksel özelliklerine, günlük harcadığı enerjiye bağlı olarak porsiyon ölçüleri değişmekle birlikte bu kriterler doğrultusunda iftarı yaptığınızda gün içerisinde problem yaşama olasılığını azaltmış olursunuz ve sindirim sistemine fazla yüklenmemiş olursunuz. İftardan sonra yatmadan 1-2 saat önce 1-2 porsiyon kadar meyve ve 1 su bardağı kadar süt-yoğurt grubunu içeren bir öğün tüketmeniz hem gün içerisinde alamadığınız enerji, protein, vitamin ve minerallerin geri kalan kısmını karşılamak amaçlı yardımcı olur" ifadelerini kullandı.

Bol su tüketin 

İftar ve sahur arasında 2-2,5 litre su tüketilmesi tavsiyesinde bulunan Abdüsselam, ”Ramazan'da en önemli sorunlardan bir tanesi de sudur. Gün içerisinde bir şey tüketilmemesi ve Ramazan'ın yaz dönemine rast gelmesiyle birlikte bu önem bir kat daha artmaktadır. Bu nedenle iftarla sahur arasında olabildiğince 2-2,5 lt civarında su tüketimine özen gösterilmeli, bu miktar günlük terleme göz önünde bulundurularak arttırılabilir. Su tüketimi açısından zamanın kısıtlı olması ve terlemenin yüksek olma ihtimalinden dolayı kabızlık problemleriyle karşı karşıya kalabilirsiniz, bununla karşılaşmamak için sahur ve iftarda salatanın ve iftarda mutlaka sebze yemeğinin bulunması gerekir” dedi. 

http://www.haber61.net/sahura-mutlaka-kalkin-183954h.htm alınmıştır 


Güçlü hafıza neyle bağlantılı? 

Yeni bir araştırmaya göre, beyindeki benzer anılar aynı şekilde biriktiriliyor. Araştırmada, belli bölgedeki beyin yüzeyi daha geniş olan kişilerin geçmişi daha net hatırladığı ileri sürülüyor. 

Son dönemde yapılan araştırmada, bilim insanları dört ortak anıyı paylaşan 15 kişinin beynini görüntüledi.

Daha sonra "PNAS" adlı dergide yayımlanan çalışmada, anıların beynin "hipokampus" bölgesinde yer alan "CA3" adlı özel bir bölümünde üst üste biriktirildiği belirtildi.
Çalışmada, "CA3" bölgesi büyük olan kişilerin anılarının daha az üst üste geldiği ve böylece geçmişi daha net hatırladığı iddia edildi. 

Anılar üst üste çakışıyor 

Araştırma kapsamında 15 kişiye dört adet kısa film gösterildi. 

Filmlerde iki farklı olay iki farklı bölgede geçiyordu. Araştırmaya katılanlardan beyinleri görüntülenirken bu olayları 20 kere anımsamaları istendi. 

Beyin görüntülenmesi sırasında hipokampusun diğer bölgelerinde etkinlik görülmezken, CA3 bölgesinde fark edilebilir bir bellek hareketliliği görüntülendi. 


Ayrıca anıları hatırlamakta zorluk çekenlerin anılarının üst üste çakıştığı gözlendi. 

Araştırmacılar gözlem sırasında çalışmaya katılanların CA3 bölgelerini de ölçtü. 

CA3 bölgesinin genişliğinin anıların üst üste dizilmesinde ya da insanların anımsama zorluğu çekmesiyle ilgili olduğu gözlendi. 


Hücrelere değil, CA3'ün genişliğine bağlı 

Günlük hayatta insanların en çok nerede ve kiminle zaman geçirdiği gibi anıları depoladığı biliniyor. İnsanlar bu anıları "gerektiğinde" yeniden hatırlıyor. 

Fakat bazı insanlar bu konuda daha başarılı oluyor. 


Daha önceki çalışmalarda, anıları daha iyi hatırlayan insanların bu başarılarının beyin hücrelerinden kaynaklandığı belirtiliyordu. 

Ancak elde edilen yeni veriler, bunun beyindeki alanın genişliğiyle ilgili olduğunu ortaya koyuyor. 

University College London (UCL) Nörolojik Görüntüleme Merkezi'nden Profesör Eleanor Maguire, yeni verilerin neden bazı kişilerin geçmişi anımsamakta güçlü k çektiğini ve neden diğerlerinin daha iyi olduğunu ortaya koyduğunu söylüyor. 


Beynin büyüklüğüyle bağlantılı değil 


Araştırma ekibinden Dr. Martin Chadwick daha geniş CA3 bölgesi olan katılımcıların beyinlerindeki daha çok sinir hücresi ile bu hücreler arasında daha çok iletişim olduğunu belirterek, bunun anıların çakışmasını önlediğini söyledi. 

Fakat bu bölgenin büyüklüğü beynin büyüklüğü ile bağlantılı değil. 

Eleanor Maguire daha önce Londra'daki taksi şoförlerinin beyni üzerinde de bir çalışma yapmıştı. Araştırma şoförlerin beyinlerindeki hipokampusunun geliştiğini ortaya koyarak şoförlerin yön duygularının arttığı bulgusuna ulaşmıştı. 

UCL'den araştırma ekibinde yer almayan Dr Hugo Spiers şoförlerin üzerindeki çalışma ile yeni çalışmanın farklı olduğuna dikkat çekti. 

Spiers, "Yeni araştırma şoförlerin yön duygusunun geliştiğini, fakat bunun anıları anımsamaktan çok farklı olduğunu gösteriyor” dedi. 

Spiers, CA3 bölgesinin daha çok geçmişte yaptığımız konuşmaları anımsamakla ilgili olduğunu belirtti. BBC 

http://www.gazeteport.com.tr/haber/175194/guclu-hafiza-neyle-baglantili  


Harvard'daki Türk Profesörden ürküten kehanet 

Dünya'nın en ünlü üniversitesi Harvard'da Genetik Bölümü Başkanı olan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, 4 hastalığın savaştan bile beter olduğunu açıkladı. İşte o hastalıklar.

 

Dünyaca ünlü bilim adamı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'den ürküten bir kehanet geldi. Hotamışlıgil 4 hastalık saydı; Kalp, kanser, diyabet, obezite ve solunum hastalıkları. “Bir sonraki nesilde bu hastalıklarda patlama olacak” dedi.

Türkiye için de uyarı yapan ünlü Profesör "Genetiğimiz çok uygun orada fokurdayan bir durum var" diyerek en kritik hastalıkları sıraladı.

Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, genetik hastalıklar ve obezitenin insanlığın geleceğine tehdit eden en önemli sorun olduğunu söyledi.

Prof. Hotamışlıgil, "Böyle giderse önümüzdeki 25 yılda dünyadaki toplam milli gelirin en az yarısının bu hastalıkların tedavi için ayrılması gerekecek" tespitini yaptı.

BİLGİ KİRLİLİĞİ VAR

Kısa süre önce, Metabolik Hastalıklar alanındaki buluşlarıyla, 9. Danone Uluslararası Beslenme Ödülü'nü kazanan Prof. Hotamışlıgil, Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Vakfı'nın (SÜGAV) beslenme zirvesine katılmak için Türkiye'deydi. Bugün Gazetesi'ne konuşan Hotamışlıgil Türkiye için de kritik uyarılar yaptı.

Dünyanın temel bilimlerde çok ilerlediğini söyleyen Hotamışlıgil, aynı gelişmenin beslenme alanında olmadığını söyleyerek, "Günümüzde beslenme konusu, en fazla bilgi kirliliğinin olduğu alan. Bizim çalışmalarımız temel bilimlerdeki ilerlemeyi beslenme alanına da getirebilmek üzerine" dedi.

ÇOK AZINI BİLİYORUZ

Beslenme konusundaki mevcut bilgilerin sadece, 'şunu ye, bunu yeme' düzeyinde kaldığı tespitini yapan Hotamışlıgil, şöyle devam etti:

-"Oysa beslenme, hem sağlık hem hastalık için dünyadaki en önemli araçlardan biri. İçerisinde en çok çeşitlilik ve zenginlik bulunduran maddeler var gıdada ama biz bunun çok azını biliyoruz. Burada önemli bir fırsatı kaçırıyoruz. Genetik bilimi ile beslenme daha fazla temas etmeli."

Savaştan beter 4 hastalık

Kalp, kanser, diyabet, solunum ve obeziteyi dünyayı tehdit eden en önemli sorun olarak nitelendiren Hotamışlıgil, bu meselenin savaş, küresel ısınma, açlık veya susuzluk kadar önemli olduğunu söyledi. Hotamışlıgil, şunları söyledi:

-"Bu kronik hastalıkları yok edebilmek için bütün dünya kaynaklarını tüketmek gerekiyor. Önümüzdeki 25 yılda bu hastalıklarla mücadele için dünyanın toplam gelirinin yüzde 50'si kadar bütçe ayırmak gerekecek. Böyle bir kaynak olmadığı için de, yüz milyonlarca insan hastalanacak ancak tedavi edilemeyecek."

Türkiye'de hastalıklar patlayacak

Türkiye'nin durumunu da değerlendiren Gökhan Hotamışlıgil, ülkedeki kronik hastalık ivmesinin çok hızlı arttığına işaret etti. Genç nüfusta bu riskin çok anlaşılamadığını vurgulayan Hotamışlıgil, Türkiye ile ilgili önemli uyarılar yaptı:

-"Tedbir alınmazsa bir sonraki nesilde obezite ve kronik hastalıklar patlayacak. Bizim genetiğimizde kalp hastalıkları, diabet ve obezite riski çok yüksek. Orada fokurdayan bir durum var."

Hotamışlıgil, "Aileden, devlete; sivil kuruluşlardan üniversitelere herkesin bu işin içinde olması gerekiyor. Önce hasta olunur sonra hastalık tedavi edilir zihniyeti var. Halk Sağlığı okulumuz yok. Kamu sağlığı kuruluşu yok. Bunlara doğru kayış olmalı" ifadesini kullandı.

Koruyucu hekimler kritik

Kronik hastalıklarla mücadele için koruyucu ve önleyici hekimliği kitleye yaymaya ihtiyaç olduğunu vurgulayan Hotamışlıgil, bunun yolunun da doğru ve bilimsel beslenmeden geçtiğini ifade etti. Önümüzdeki 25 senede beslenme biliminde büyük dönüşüme ihtiyaç olduğunu söyleyen Hotamışlıgil, "Beslenmede yeni bir çağ açmak şart" dedi.

GENLERİMİZ DEĞİŞTİ Mİ?

Kronik rahatsızlıkların normalde genetik yoluyla geçtiğini söyleyen Hotamışlıgil, şu bilgileri verdi: "Genlerimizle değişti mi diye düşünürken artık genlerin alışkanlıklardan etkilendiğini tespit ettik. Mesela genlerde olmasa bile kilo almış bir annenin çocuğunun kilolu olma ihtimali çok yüksek. İnsanın deneyimi bir sonraki nesle kodlanabiliyor. Bunu beslenmeyle çözmeye çalışıyoruz."

http://www.milliyet.com.tr/harward-daki-turk-profesorden/gundem/detay/1879806/default.htm 


Sebze meyvenin gizli gücü! 

Sebze ve meyvelerin vücudumuza faydaları saymakla bitmez...

Amerika'da Jay Kordich adlı hastanın hazırladığı "Meyve ve Sebzelerin Gizli Güçleri" adlı kitapta meyve-sebze terapileri anlatılıyor.

Kitapta sebze ve meyvelerin faydalarının yanısıra bir de reçete sunuluyor. Hormondan uzak, mevsiminde tüketilen meyve ve sebzelerin gizli güçleri şöyle sıralanıyor:

Elma: Böbreklerin temizlenmesine, sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım ediyor.

Muz: Kalbe ve kas sistemine faydalıdır. Yorgunluğa ve ishale bire bir geliyor.

Greyfurt: Sindirimi uyarıyor. Diş etlerinin kanamasını azaltıp, soğuk algınlığına iyi geliyor. Lifleriyle yenirse, kolesterolü düşürüyor.

Portakal: Soğuk algınlığı, grip, incinme, kalp hastalığı ve felçten korunmaya yardım ediyor.

Mandalina: Enfeksiyonlarla savaşmayı kolaylaştırıyor.

Üzüm: Böbreklerin çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenliyor. Karaciğeri temizliyor, siyah üzüm hücreyi yeniliyor.

Kavun: Endişe ve uykusuzluğa iyi geliyor. Bağırsak ve cilt kanserine karşı tavsiye ediliyor.

Armut: Kalp-damar sağlığı, alçak kan basıncı ve fiziksel performansa iyi gelen vitaminleri barındırıyor.

Brokoli: Mide ve yemek borusu kanseri tehlikesini azaltıyor.

Lahana: Yaşlanmayı önleyici mineral olarak kabul edilen selenyum içerdiği için sağlıklı bir cilt için tavsiye ediliyor. 

Havuç: Enerji veriyor. Karaciğerin safra salgılamasına ve kolesterolü dengelemesine yardım ediyor.

Salatalık: Kasları gençleştirip, deri hücrelerine elastikiyet veriyor.



Sarımsak: Tansiyonu düşürüp, kan pıhtılaşmasını azaltıyor. Bazı mide kanserlerini önleyip bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Ispanak: Karaciğeri, lenf bezlerini ve kan dolaşımını uyarıyor.

Uykusuzluk için, havuç ve kereviz sapının suyunun karıştırılması tavsiye ediliyor.

Sindirimi kolaylaştırmak için, karnabahar, havuç ve maydanoz suyu öneriliyor.

Gribe ise, bir bardak kızılcık suyu yahut elma + kızılcık, elma + üzüm + ananas suyu iyi geliyor.

Havuç ve lahana suyunun karıştırılması sakinleştirici etki yapıyor.

22 Ocak 2008, 13:35

http://www.leyditurk.com/haber.php?haber_id=159452 ALINMIŞTIR

Patates: B ve C vitaminlerinden zengin, yüzde 15’i karbonhidrat ve yüzde 77’si su olan patates bir “potasyum deposu”dur. Yüksek nişasta içeriği, diyet listelerinde “out” olmasında neden olmuştur. Ancak buharda haşlanmış ya da fırınlanmış haliyle uygun ölçülerde tüketilebilir.

Süt danası: Yaşı 3 ila 6 ay arasında değişen dananın eti en makbuldür. Yüzde 20’si protein ve yüzde 6,5’i yağ olan bu değerli besin maddesi fosfor, potasyum, sodyum, demir, çinko ve B12 vitamini açısından zengindir.

Badem: Kuruyemişler içinde tüketim sıklığı olarak en üst sıralarda olmasa da badem, yüzde 23’lük protein ve yüzde 8’lik lif içeriği, potasyum, fosfor, magnezyum, kalsiyum, demir yoğunluğu ve E vitamini miktarı ile gerçek bir şampiyondur.

Kümes hayvanlarının karaciğeri: Yüzde 25 protein içerdiği için listeye eklediğim bu besin maddesi aynı zamanda yüzde 7 civarındaki yağ oranıyla 100 g. da 170 kalori barındıran, sodyumdan zengin bir seçenektir.

Yumurta: Haşlanmış, yağda ya da omlet ve menemen hali ile çok değerli bazı amino asitleri beslenmemize kattığı, A, D, E, K vitaminlerinden, fosfor, potasyum ve sodyumdan zengin olduğu için tartışmasız en önemli gıdalarımızdan biridir.

Elma: Yüzde 85’i su olan, potasyum, B, C ve E vitamininden çok zengin bu meyvenin yaşantımızdan eksik edilmemesi gerektiği tartışılmaz!

Beyaz peynir: Yüzde 85’i protein olan, kalsiyum zengini ve kahvaltılarımızın vazgeçilmezidir. Tek sakıncası değişen yağ ve tuz oranlarıdır. Günlük toplam yağ tüketimi hesabında kafalar karışabilir! Bu içerik doymuş yağlardan oluştuğu için ölçüyü kaçırmamak gerekir.

Yeşil sebzeler: Vitamin ve mineralden zengin, bol su ve lif içerikleriyle sindirim sisteminin dostu, çiğ olarak da tüketilebilmeleri nedeniyle pratik besinlerdir. Tabaklarda da sindirim sisteminde de geniş bir hacim oluşturmaları hem gözümüzü doyurur hem de uzun süre tok tutar.



Tam tahıl unundan yapılmış makarna ve erişte: Kompleks karbonhidrat içeriği sayesinde kan şekeri düzeyini yavaş etkilediği için acıkmayı da geciktirir. Birlikte kullanacağınız sosu dikkatli seçerseniz, kalori getirisi de azdır.

Hindi: Neredeyse 1/3’ü protein olan, fosfor, demir, çinko, selenyum, bakır, B2, B3, B5, B6, B12 vitaminlerinden zengin bu besini farklı ve sağlıklı pişirme yöntemleriyle rahatlıkla kullanabilirsiniz. Aklınızda bulunmasını istediğim küçük bir uyarı: Dondurulmuş hindi etlerini buzdolabının soğutucu kısmında çözdürün. Burada süre kilo başına yaklaşık 10 saattir. Aksi halde bakteri üremesi kolaylaşır.

Kabuklu deniz ürünleri: Yengeç başta olmak üzere tüm bu grup gıdalar yoğun ve sıkı dokulu etleriyle iyi birer protein kaynağıdır. Yüksek iyod içerikleri, bu mineral açısından kısıtlamaya gitmesi gereken kişilerin dikkatini çekmelidir.

http://www.haber365.com/Haber/Bu_Besinler_Aclik_Hissini_Azaltiyor/ alınmıştır

Bağışıklık sistemine güç katan sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin:

Domates: Düzenli domates tüketen insanların enfeksiyonlara karşı daha dirençli olduğu tespit edilmiştir.

Havuç: Vücutta A vitaminine çevrilebilen beta-karotenden zengin olması nedeniyle kışın bağışıklık sistemimize güç veren sebzeler arasındadır. Beta-karotenin etkinlik gösterebilmesi için havuç salatanıza bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyebilirsiniz.

Yoğurt: İçerdiği laktik asit ile mikroplara karşı koruma sağlayan yoğurdun düzenli tüketildiğinde soğuk algınlığına yakalanma riskini azaltır. Günde 1-2 su bardağı yoğurt özellikle kış aylarında ihal etmemeniz gereken besinlerin başında geliyor.

Yulaf ezmesi veya yulaf ekmeği: Yulafın içinde bulunan beta-glukan isimli diyet lifinin hastalıklara karşı direnci artırdığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Kış süresince kahvaltılarda haftada 1-2 defa yulaf ezmesi ve öğünlerinizde 1-2 dilim yulaf ekmeği tercih ederek hastalıklardan korunabilirsiniz.

Kuruyemişler: İçerdikleri yoğun magnezyum, çinko, omega-3 yağ asitleri ve E vitamini ile bağışıklık sistemini güçlendirme konusunda oldukça başarılılar. Fakat içerdikleri enerji miktarı fazla olduğundan tüketim miktarlarına dikkat etmek gerekir.

Karbonhidratı eksik etmeyin: Karbonhidrat eksikliği kişinin kendini bitkin hissetmesine neden olur. Çünkü vücudun başlıca enerji kaynağı karbonhidratlardır. Bu nedenle karbonhidrat, protein ve yağ açısından dengede olan menülerin tercih edilmesi gerekir.

Turuncu sebzeler: Kış ayları boyunca turunçgiller, havuç ve bal kabağı turuncu sebze ve meyveler A vitamini öncüsü ve güçlü bir antioksidandır. Turunçgiller C vitamini açısından da zengindir. C vitamini bağışıklık hücrelerinin yapımında görev aldığı için, bizi hastalıklara karşı koruyan bir vitamindir. Yalnız C vitamini vücutta depolanamaz bu nedenle besinler ile düzenli olarak her gün mutlaka alınması gereklidir.

Ispanakla portakal suyu için: Pazı, roka, brokoli ve ıspanak gibi kış sebzeleri beslenmemiz açısından son derece önemli rollere sahiptir. Ispanak demir minerali açısından da zengindir. Fakat içerisinde bulunan demir vücutta zor kullanılan demir çeşididir. Ispanak yemeği tüketirken içinde yer alan demirden daha fazla yararlanmak adına yapmanız gereken yemeğin yanında taze portakal suyu, domates, patates püresi gibi C vitamininden zengin bir besin kaynağı tüketmek ve az miktarda da olsa et çeşidi tüketmektir. Bu şekilde düzenlenmiş bir karışım öğün ile ıspanaktaki demirden maksimum yararlanmış olursunuz.

Patates enerji katar: Turp, kereviz, yer alması ve patates gibi sebzeler ile kış sofralarımıza lezzet ve sağlık katabiliriz. Kök sebzeler birçok vitamin ve mineral içerir. Ayrıca içeriklerinde bulunan antioksidan öğeler ile vücudumuzu serbest radikallere karşı güçlü hale getirirler. Kışın antioksidanların düzenli alımı kendinizi enerjik hissetmenizi sağlar. Patates potasyum ve C vitamini içeriği ile son derece sağlıklı bir sebzedir. Patatesin C vitamini içeriğinin kabuğa yakın kısmında bulunduğu unutulmamalıdır.

Soğan, sarımsak doğal antibiyotik: Soğan ve sarımsakta kış ayının vazgeçilmez sebzelerindendir. İçerdikleri kükürtlü bileşenler sayesinde soğan ve sarımsak antibiyotik özelliğe sahiptir, vücut direncinizi artırır.

Günde 15 bardak su: Kışın su tüketimimiz de belirgin bir düşüş olur. Fakat susuzluk hissi yaşamıyor olsak dahi, su içmeye özen göstermeliyiz. Günde 8–15 su bardağı su kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacak.

Kafeinden uzak durun: Aşırı tüketildiklerinde vücut su dengesini de bozabilen bu tür içecekler yerine su, taze meyve suyu ve ayrana yönelebilirsiniz.

Kaynak: ekolay.net

Yemekten önce yenen elmanın zayıflamaya yardımcı olabileceği bildirildi. İngiliz bilim adamları elmanın formu korumadaki önemini anlatıyor...

İngiltere'de bilim adamları, yemekten önce meyvenin daha az yemeye yardımcı olup olmadığını ve zayıflamak için meyvenin hangi şekilde yenmesi gerektiğine yanıt aradı. Araştırmaya, rejim yapmayan ve sağlıklı üniversite öğrencileri katıldı.

Gençlere, 5 hafta boyunca kahvaltıdan 3 saat sonraki öğle yemeğinden 15 dakika önce kabuğu soyulmuş elma, elma kompostosu ya da posalı ya da posasız elma suyu verildi. 

Elma yiyenlerin, özellikle elma suyu içenlerden daha az yemek yediği görüldü. Araştırmaya imza atan bilim adamları, yemekten biraz önce meyve yemenin tokluk seviyesini ve kalori tüketimini etkileyebileceğini belirtti.

Fransız "Le Point" dergisinin internet sitesinde yayımlanan makalede, meyvenin tokluk hissi yaratma konusunda salata ya da çorba kadar etkili olabileceği savunuluyor.

Kaynak: milliyet

http://www.haber365.com/Haber/Kis_Hastaliklarina_Meydan_Okuyanlar/ alınmıştır


  image006

Su içiminin doğru zamanlaması...çok önemli

Correct timing to take water....very important

Su içiminin doğru zamanlaması bedenimizin etkinliğini en üst düzeye çıkarır - Correct timing to take

water will maximize its effectiveness to Human body.



2 bardak su-Two (02) glasses of water - uyandıktan sonra-After waking up -iç organları uyandırır

( etkinleşmesine yardımcı olur )- Helps activate internal organs

1 bardak su-One (01) glass of water  - yemeklerden 30 dakika önce-30 minutes before meal - sindirime yardımcı

olur-Help digestion

1 bardak su-One (01) glass of water - banyodan önce -Before taking a bath - tansiyona yardımcı olur-Helps lower

blood pressure

1 bardak su-One (01) glass of water - uykudan önce-Before sleep  - kalp krizinden , inmeden korunmak için-To

avoid stroke or heart attack

 

 

 


 


 

2010  EGE ÜNİVERSİTESİ

EL KİTABI



SAĞLIK:


1. Çok su için.


2. Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam

yemeğinide dilenci gibi yiyin.


3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok ve

fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.


4. 3 E ile yaşayın -- Energy, Enthusiasm, and Empathy

(enerji, heyecan ve duygu paylaşımı).


5. Meditasyon, yoga ve dua yapacak zaman yaratın.


6. Daha çok oyun oynayın.


7. 2009'da okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun .


8. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.


9. 7 saat uyuyun.

10. Hergün 10 - 30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken gülümseyin.

KİŞİLİK:


11. Hayatınızı başkalarınınki ile karşılaştırmayın.


Onların seyahatinin ne hakkında olduğuna dair hiçbir fikrin yok.


12. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın.


Bunun yerine enerjinizi olumlu şekilde şu an için harcayın.


13. Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.


14. Kendinizi çok da ciddiye almayın; kimse yapmıyor.


15. Kıymetli enerjini gevezelikle, dedikoduyla boşa harcama.


16. Uyanık iken daha fazla hayal kurun.


17. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır.

İhtiyacınız olan herşeye zaten sahipsiniz.


18. Geçmiş meseleleri unutun. Partnerinizin geçmiş hatalarını hatırlatmayın.


Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.


19. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır. Kimseden nefret etmeyin.


20. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.


21. Senden başka hiç kimse senin mutluluğundan sorumlu değildir.


22. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada olduğumuzu unutmayın.


Problemler, cebir dersi gibi gelip giden, ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam ettiği

eğitim programının bir parçasıdır.


23. Daha fazla gülümseyin ve gülün.


24. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz.

Aynı fikirde olmamak için anlaşın.

SOSYAL YAŞANTI:


25. Ailenizi sık arayın.


26. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin.


27. Herkesi herşey için affedin.


28. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.


29. Hergün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız en az 1 kişiye "GÜNAYDIN" deyin.


30. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez.


31. Hasta olduğun zaman işin sana bakmamalı. Arkadaşların bakmalı.


Onlarla temasta olun.

HAYAT:


32. Doğru şeyi yapın!


33. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan herşeyden uzak durun.


34. Tanrı herşeyi iyileştirir.


35. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir.


36. Nasıl hissettiğinizin önemi yok, haydi kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.


37. En iyisine henüz sıra gelmedi.


38. Sabah canlı olarak uyandığınız zaman, bunun için tanrıya şükredin.


39. Maneviyatınız daima mutludur. Öyleyse mutlu olun.

SONUNCU ANCAK ÖNEMLİ:


40. Lütfen bu dilekleri önemli saydığınız herkese iletin.


Panik Atak Nedir? 

Görünürde hiçbir neden yokken aniden başlayan çarpıntı, korku,dehşet, panik ve ölüm korkusu ile baş edilenilir mi?..

Panik atakla baş edilir mi?

Görünürde hiçbir neden yokken aniden başlayan çarpıntı, korku, terleme, nefes darlığı, baş dönmesi, titreme, beyinde uyuşma, bacaklarınızın gücünü yitirmesi, kontrolünü kaybetme kaygısı ve en önemlisi dehşet, panik duygularla karışmış ölüm korkusu ile baş edilebilir mi?

Panik atak, öldürmeyen; ama yaşam kalitesini inanılmaz oranda düşürdüğü için süründüren bir hastalıktır.

Görünürde hiçbir neden yokken aniden başlayan çarpıntı, korku, terleme, nefes darlığı, baş dönmesi, titreme, beyinde uyuşma, bacaklarınızın gücünü yitirmesi, kontrolünü kaybetme kaygısı ve en önemlisi dehşet*panik duygularla karışmış ölüm korkusu demektir.


Tanımından da anlaşılacağı üzere atak değil; neredeyse duygusal bir bataktır.

Ne zaman nasıl geleceği belli olmadığı için insanları çok kaygılandırır. Hatta dehşet düzeyde korku yaşatır. Çok doktor gezersiniz, acil servislerle içli dışlı olursunuz; fakat çare bulamazsınız. Sizi sakinleştiricilerle yatıştırıp "Bir şeyin yok." deyip evinize yollarlar.

Günümüzde en fazla ilaçla tedavi ediliyor. İlaçlar semptomu yatıştırıp sizi epeyce rahatlatıyor ama yaşam olaylarınız hakkında düzelme yapmıyor malesef. Olup bitenlere karşı duyarsızlaştırıyor. Geçici çözüm oluyor bir anlamda. Bu yüzden panik atak tedavisinde mutlaka kararlı bir şekilde uzman doktorlardan psikolojik tedavi alınması gerekmektedir.

Kaynak: ensonhaber

http://www.haber365.com/Haber/Panik_Atak_Nedir/  


Uykusuzluk nelere yol açıyor? 

Uykusuzluk nelere yol açıyor?

Uykusuzluğun, karar alırken kişileri aşırı iyimser ve risk almaya daha eğilimli hale getirebildiği ortaya çıktı.

"Neuroscience" dergisinde yayımlanan, Amerikalı bilim adamlarının yaptığı araştırmaya ortalama 22 yaşındaki sağlıklı kişiler katıldı.

Katılımcılardan iyi uyudukları bir geceden sonra ekonomik nitelikli bazı kararlar almaları istendi. Bir gece uykusuz bırakılan katılımcılardan tekrar karar almalarını isteyen bilim adamları bu kişilerin MR görüntülerini inceledi.

Uykusuz kaldıklarında beynin olumlu sezgilerden sorumlu bölümlerinin daha yoğun, olumsuz sezgilerden sorumlu bölümlerinse daha az faaliyete geçtiği belirlendi.

Duke Üniversitesinden bilim adamları, uykusuz kalan katılımcıların para kazancına daha fazla, kayıpları azaltmaya ise daha az eğilim gösterdiğini belirtti.

Bilim adamları, belli bir saatten sonra kumarhaneye gelen müşterilerinin her şeyi kaybedene kadar kumar oynamaya devam ettiğinin kumarhane yöneticileri tarafından çok iyi bilindiğini, araştırmanın da bu olguya

bilimsel unsurlar getirdiğine dikkati çekti.

http://www.veteknoloji.com/uykusuzluk-nelere-yol-aciyor-39728--.html alınmıştır


Kronik yorgunluğa karşı 10 öneri 

İş yoğunluğu, koşuşturmalı büyük şehir yaşamı ve mevsim geçişi derken günlük tempomuzu düşüren kronik yorgunluk özellikle kadınları olumsuz etkiliyor. Yorgunluğunuzu azaltmanın ise 10 yolu var.

Yorgunluğun pek çok sebebi olabilir. Kansızlık, enfeksiyonlar, karaciğer, kalp ve böbrek yetmezlikleri, vitamin ve mineral eksiklikleri, metabolik bozukluklar (hipoglisemi), hormonal problemler (Hipotiroidi, böbrek üstü bezi yetmezliği), kanser gibi ciddi sağlık sorunlarında yorgunluk bazen ilk işaret. 

Yorgunluk, tekrarlayan ve uzun süren stresin, uyku problemlerinin, depresyon ve diğer bazı psikolojik sorunların sonucunda da oluşabilir. Diyetisyen Yeşim Çelik, alkol ve sigara kullanımının yorgunluktan korunmak için kullanılan uyarıcılar ve bazı ilaçların ve daha da önemlisi beslenme yanlışlarının yorgunluğun başlıca nedenlerinden olduğunu söylüyor. Çelik yeterli ve dengeli beslenmenin yorgunluğu önlemenin en önemli yollarından birisi olduğunu da vurguluyor.
Yorgunluğun temel nedeni demir eksikliğine bağlı kansızlık. Kadınlar da daha sık gözlenen kansızlığı önlemek için haftanın belirli günlerinde demir içeriği yüksek olan yumurta tüketilmeli. Haftada 2-3 kez kırmızı etin yanında mutlaka demirin vücut tarafından kullanımını artıran C vitamini içeren sebze ve meyvelerin tüketilmesine özen gösterilmeli.
Çok koyu çay ve kahve tüketimi demir emilimini azalttığı için yemekten hemen sonra tüketilmesi önerilmiyor. Kuru meyvelerin demir içeriği yüksek. Ara öğünlerde kan şekerinin dengelemesi açısından tüketilmesi önemli.
Yorgunluğunuzu azaltmak için;
1.  Öğün atlamamaya özen gösterin.
2.  Az ve sık yiyin.
3.  Beyaz rafine dilmiş tahıllar yerine; tam buğdaylı, çavdarlı, yulaflı ve kepekli rafine edilmemiş tahılları ve besinleri tercih edin.
4.  Gün içerisinde 8-10 bardak su içmeye özen gösterin.
5. Spor yapıyorsanız ya da çok kalori sarf edip terliyorsanız soda ve taze sıkılmış meyve suları tüketin.
6.  Yağlı besinlerden mümkün olduğunca uzak durun.
7.  Özellikle akşam yemeklerini sebze ağırlıklı olmasına dikkat edin.
8.  Alkol tüketimini mümkün olduğunca azaltın.
9.  Kızartmalardan uzak durun, bunların yerine fırında haşlama, buğulama tercih edin.
10.  Kendinizi yorgun hissettiğinizde muz, çilek veya kivi tüketin.

9 basit ipucuyla hafızanızı geliştirin 

Günlük hayatın yoğun temposu, küçük hafıza sorunlarına sebep olabiliyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Türker Şahiner, 9 basit ipucuyla hafızayı canlı tutmanın yöntemlerini paylaşıyor.

İpucu 1: Anahtarlık, gözlük gibi yerini hatırlamakta zorlandığınız nesneler için, kullanmadığınız zamanlarda koymak üzere bir yer belirleyin.

İpucu 2: Not alın. Telefon numaraları veya randevuları hatırlamakta zorlanıyorsanız, bunları listeleyerek görebileceğiniz bir yere asın.  Listeniz önemli görevlerinizi size hatırlatacaktır.

İpucu 3: Yüksek sesle kelimeler söyleyin. Örneğin kendi kendinize "Ocağı kapattım" deyin. Bu size daha sonra ocağı kapatıp kapatmadığınızı hatırlatır. Bu yöntem insanlarla tanışırken de isimlerini hatırlama konusunda faydalı olur.

İpucu 4: Hafıza yardımcılarını kullanın. Cep telefonunun anımsatıcılarını, kol saatinin alarmını, ses kaydedicileri kullanabilirsiniz.

İpucu 5: Görsel imgelerden faydalanın. Bir kişinin ismi gibi yeni bir bilgi öğrendiğinizde aklınızda bir görüntü oluşturun. Bu görüntüler, bilginin unutulmasını önlemeye yardımcı olur.

İpucu 6: Anımsatıcıları gruplayarak kullanın. Anımsatıcılar hatırlamakta kullanılan bir tekniktir. Örneğin; listeleri, isimleri bir kısaltma haline getirin ve böyle ezberleyin. Başka bir anımsatıcı tekniği de bir akrostiştir. Hatırlamak istediğiniz her öğenin ilk harfini kullanarak akrostiş yaratabilirsiniz. Tekerlemeler veya hatırlanması gereken her öğeyi bağlayan hikâyeler yararlı olur.

İpucu 7: Konsantre olun ve rahatlayın. Birçok çevresel etken, dikkatinizi dağıtabilir. Bir şey hatırlamak istediğinizde, hatırlanması gereken öğeler üzerinde konsantre olun. Yeni bir bilgi öğrenirken o bilgiye yoğunlaşın ve dikkat dağıtıcı faktörleri önleyin. Anksiyete ve stres de hatırlamayı engeller. Derin nefes alma ya da kas gevşetici egzersizleri gibi rahatlama tekniklerini öğrenin.

İpucu 8: Uykunuzu alın. Uyku esnasında beyin yeni bilgileri pekiştirir. Araştırmalar, iyi bir gece uykusunun ardından daha önce öğrenilen bilgilerin daha iyi hatırlandığını gösteriyor.

İpucu 9: Hatırlama güçlükleri yaşadığınızdan şüpheleniyorsanız, doktorunuza danışın. Depresyon, işitme veya görme kaybı, tiroid fonksiyon bozukluğu, bazı ilaçlar, vitamin eksiklikleri ve stres, düzeltilebilir hafıza sorunlarına neden olabilir. 

http://saglik.milliyet.com.tr/9-basit-ipucuyla-hafizanizi-gelistirin/ruhsalsaglik/haberdetay/08.08.2011/1424117/default.htm alınmıştır


Stres, yenmenin 100 farklı yolu! 

Stresinizi atmak için aslında o kadar çok yolunuz var ki...

İçimizi kemiren sinsi düşman strese karşı geliştirilen yöntemlere bir yenisini de yazar İpek Özmen ekledi. Stresle savaşma yollarının anlatıldığı "Hayatın Baskısına Karşı Sağlıksız Tepki / Stres" adlı çalışma Lamia Yayınları'ndan çıktı. 

Kitapta yer alan "Stresi Önlemenin Yolları" adlı bölüm günlük hayatta stresle mücadelede işinizi kolaylaştıracak birçok ipucu veriyor. 

1) Her zamankinden 15 dakika erken kalkın. 
2) Sabah için bir gece önceden hazırlık yapın. 
3) Dar giysiler giymeyin.
4) Kimyasal ürünler kullanmayın.
5) Randevularınıza vaktinde gidin. 
6) Hafızanızı kurcalamayın, aklınıza gelenleri yazın. 
7) Her zaman aynı şeyleri tekrar etmeyin. 
8) Yedek anahtarlarınız olsun. 
9) Daha sık hayır deyin. 
10) Hayatınızdaki öncelikleri belirleyin. 
11) Negatif insanlardan uzak durun. 
12) Zamanı etkili bir şekilde kullanın. 
13) Yemeklerinizi zamanında yiyin. 
14) Önemli evraklarınızın her zaman kopyalarını hazırlayın. 
15) İhtiyaçlarını giderin. 
16) Bozulan aletleri tamir ettirin. 
17) Hoşunuza gitmeyen işler için yardım alın. 
18) Büyük işleri küçük parçalara ayırın. 
19) Sorunlara meydan okuyun. 
20) Sorunlara karşı farklı bir bakış açısıyla yaklaşın. 

BEBEĞİ GIDIKLAYIN 

21) Hayatınızı organize edin. 
22) Bol bol gülümseyin. Hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeli para ile ölçülemez. 
23) Bir bebeği gıdıklayın. 
24) Yağmurda yürüyün. 
25) Gümüş bir yüzüğünüz olsun. 
26) Evcil hayvan edinin. 
28) Köpük banyosu yapın. 
29) Her gün çocuğunuzla oyun oynayın.
30) Kendinize inanın. 
31) Kendinize olumsuz şeyler söylemekten vazgeçin. 
32) Kendinizi kazanırken hayal edin. 
33) Mizah duygunuzu geliştirin. 
34) Yarının bugünden daha iyi olacağını düşünmekten vazgeçin.


DANS EDİN 

35) Kendinize hedefler koyun. 
36) Dans edin. 
37) Tanımadığınız birine merhaba deyin. 
38) Kendinizi kazanırken hayal edin. 
39) Bir arkadaşınızla kucaklaşın. 
40) Yıldızlara bakın. 
41) Yavaş yavaş nefes alın. 
42) Ahenkli bir şekilde ıslık çalmayı öğrenin.
43) Şiir okuyun. 
44) Klasik müzik dinleyin. 
45) Kötü bir alışkanlığınızdan vazgeçin.
46) Kendinize bir çiçek alın. 
47) Yanında rahatlayacağınız bir arkadaşınız olsun. 
48) Bugünün işini yarına bırakmayın. 
49) Görünüşünüze özen gösterin. 
50) Mükemmel değil iyi olmak için çalışın.



KUŞLARA YEM VERİN 

51) Sergileri gezin. 
52) Bir şarkı mırıldanın. 
53) Kilonuzu koruyun. 
54) Bir ağaç dikin. 
55) Kuşlara yem verin. 
56) Baskı altında iken dahi nezaketinizi elden bırakmayın. 
57) Ayağa kalkın ve gerinin. 
58) Her zaman bir B planınız olsun. 
59) Kağıda gelişigüzel şeyler karalayın. 
60) Bir şakayı hatırlayın. 
61) Duygularınızın sorumluluğu- nu alın. 
62) Daha iyi bir dinleyici olun. 
63) Sınırlarınızı bilin ve başkaları- nın da bunları bilmesine izin verin. 

KÂĞITTAN UÇAK YAPIN 

64) Kâğıttan uçak yapın. 
65) Yeni bir şarkının sözlerini öğrenin. 
66) İşe erken gidin. 
67)Bir bebekle birlikte ellerinizi çırpın 
68) Sır tutmasını bilin. 
69) Ağız dolusu kahkalarla gülün. 
70) Kendinizi diğer insanlara göre ayarlamaktan vazgeçin. 
71) Daha az konuşun ve daha az dinleyin. 
72) Diğer insanları özgürce övün. 
73) Bitmemiş ilişkilerin üzerine yeni bir ilişki kurmayın. 
74) İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşünün. 
75) Sizi dikkate almayanı siz hiç dikkate almayın. 
76) İnsanlara doğru değer verin hak etmeyenleri silin.



AŞKIN ÖNEMİNİ ANLAYIN 

77) Herhangi bir şarta bağlı olmayan birden- bire gelişen aşkın öneminin farkına varın 
78) Hak ettiğiniz sevgiyi alamadınız mı? Kendinizi üzmeyin sorun siz değilsiniz 
79) Başkalarının sözleriyle dolduruşa gelmeyin ama aklınızın bir köşesinde tutun 
80) Dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışmayın. 
81) Eğer verdiğiniz sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir şans vermeyin. 
82) Kendinize saygınızı yitirmenize neden olacak davranışlarda bulunmayın. 
83) Siz istemediğiniz sürece kimsenin sizi üzmeyeceğini aklınızdan çıkarmayın. 
84) Değerli zamanınızı hak etmeyenler için kullanmayın. 
85) Size bahşedilen zekâyı mutlaka kullanın. 
86) Her şeyden önce kendinizi sevin. 
87) Dışarıdaki güneşe bakıp gülümseyin önünüzde koskocaman bir gelecek olduğunu unutmayın. 
88) Dostluğunuzla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapmayın. 
89) Gerektiğinden fazla verici olmayın. Zaman zaman hayır demesini öğrenin. 

İLK ÖNCE SİZ MERHABA DEYİN 

90) Hayatınızın her alanında sorumluluğu üstlenin, suçu başkalarına yıkmayın. 
91) Hak ettiğinizi düşündüğünüzde maaşınıza zam isteyin. 
92) İlk önce siz 'merhaba' deyin. 
93) Cesur olun. 
94) Teklifin ne olduğunu öğrenmeden asla bir kapıyı kapamayın. 
95)Saatinizi daima 5 dakika ileriye ayarlayın. 
96) Sıkı tokalaşın. 
97) Merhametli ama karalı olun. 
98) Dün rüya, yarın hayaldir. Rüyayı mutlu, hayali ümitli yapan bugündür. Öyleyse bugüne iyi bakın. 
99) İnsanları yargılarsanız onları sevmeye zamanınız kalmaz. 
100) Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer. 

Bugün

  


Sağlıklı Dişler İçin 8 Öneri 

Güzel ve sağlıklı dişlerin sırrı ufak püf noktalarında gizlidir. Çok fazla zaman ve para harcamadan da dişlerinizi mükemmel bir duruma getirebilirsiniz!

1. Sadece dişinizi değil dilinizi ve damağınızı da hafifçe fırçalayın. Mikroplar bu bölgelerde de toplanmaktadır.

2. Her yemekten sonra gargara yapmaya özen gösterin.

3. Diş macununuzu belirli aralıklarla değiştirin. Çünkü vücudunuz aynı türe alışacak ve artık etkileri azalacaktır.

4. Dişlerinizi sabah kahvaltıdan ve akşam yatağa yatmadan önce fırçalayın!

5. Diş fırçanızı ayda 2-3 defa değiştirin.

6. Kürdan diş etlerine zarar vereceği için diş ipi kullanımına dikkat edin.

7. Yemeklerden sonra sakız çiğneyebilirsiniz. Sakız çiğnemez yumuşak plakların toplanmasını engeller ve toksin maddeleri emer. Ancak aynı sakızı 15 dakikadan fazla çiğnemeyin.

8. Antibakteriyel gargara kullanabilirsiniz.

9.Herşeyden önce erken yaşlarda diş macunu ve diş fırçası kullanmayı alışkanlık haline getirin.

http://www.haber365.com/Haber/Saglikli_Disler_Icin_8_Oneri/ alınmıştır

İşleri gereği ekran başında 4 saatten çok daha fazlasını harcayanlar da var...

Ekran karşısında saatlerini harcayanlara Amerikan Üniversitesi'nin Kardiyoloji bölümünden kötü haber var. Yapılan araştırmanın gösterdiğine göre; günde 4 ya da daha fazla saat ekran başında oturan kişilerin kalp krizi geçirme ihtimali yüzde 113 artıyor. Bu artmayla beraber diğer insanlara göre hayata veda etme ihtimalleri de yüzde 50 fazlalaşıyor.

4 yıl süren araştırmada 4.500 İskoçyalı yetişkin incelenmiş. Ekran başında geçirdikleri vakitler sorulup 4 yıl boyunca sağlık kontrollerinden geçen katılımcılar için 4 yıl sonra bu sonuçlara varılmış. Tabii ki ekran başında vakit geçirmek denilince yalnızca bilgisayar değil buna televizyon da dahil.

Araştırma ekibinin lideri Emmanuel Stamatakis, sorunların aslında oturmayla da ilgili olabileceğine dikkat çekiyor. Stamatakis bunun önüne geçilebilmek için yapılan egzersizlerin de, uzun süreli ekran başında oturmanın verdiği zararı yok sayamayacağına dikkat çekiyor.

Midenizde ikinci bir beyin var!

Midenizde ikinci bir beyniniz var dersek ne dersiniz? 

Peki ya bu ikinci beyin modunuzu, geçirdiğiniz tüm hastalıkları, hatta verdiğiniz kararları etkiliyor desek? Yoksa siz bunların beyninizde gerçekleştiğini mi düşünüyordunuz?

Bu haberi yapmamıza neden olan kişi, ABD'deki Columbia Üniversitesi'nden Hücre Bilimi Profesörü Michael Gershon'un Psychology Today Dergisi'nin Aralık 2011 sayısına yaptığı açıklamalar... Orada da aynen söylendiği gibi kendisi bir çeşit mide ve bağırsak gurusu. Midemizin beyin gibi çalıştığını, kesinlikle ondan emir almadığını savunuyor. Aldığımız hayati kararları bile etkiliyormuş yediklerimiz. Bir buçuk İskender kebap üstü milyon dolarlık anlaşma yapmamalıyız mesela.

Michael Gershon diyor ki, "Midedeki beyin kafamızdakinden bağımsız çalışan bir organ, yani ikinci beyin." Gershon'un midedeki beynin keşfiyle ilgili çığır açan 50 yıllık bir çalışmanın devamı niteliğindeki araştırması, okuyanı hayrete düşürecek cinsten.

OTİZM BAĞLANTISI
Dr. Gershon, 100 milyon nöronun dizildiği ESS'nin (Enterik Sinir Sistemi, yani bağırsakların yönetim merkezini oluşturan nöronlar) kendi kendine çalıştığını gördü. Yemeği midedeki beyin hareket ettirip bağırsağa gönderiyordu. Dahası midenin beyne gönderdiği sinyaller mutluluk, stres, anı, hafıza, hatta karar verme mekanizmalarını etkiliyordu. "Midede kabaca tamir edilen düşünce bozukluğu ileride meydana gelecek büyük depresyonları önlüyor" diyor Gershon. "Otizmle ilgili araştırmalarsa devam ediyor." Yani otizm bile midedeki düzensizliklerle bağlantılı. Zira bazı araştırmacılar ve hatta aileler glütensiz ve süt proteini taşımayan besinlerin otizm semptomlarını azalttığını söylüyor.

YAĞLI YE, MUTSUZ OL!
UCLA (University of California LA) "Sinir Bilimleri Direktörü" Emeran Mayer, daha da ileri gidip "Sinir sistemi midede başlar. Bağırsak solucanlarının ilkel beynini oluşturan yapı ve bir memelinin beyni benzer sinir devrelerinden oluşur" diyor. Yani zaman içinde evrim geçirmiş bu devreler, insandaki merkezi sinir sisteminin içine dahil olmuş. Bu durumda midenin hayati bilgiler taşıması normal.
Beslenme uzmanı Giovanni Cizza'nın saptamaları da ilginç. "Yemek duyguları etkiler. Geleneksel bilgiler, çikolata, tatlı, peynir gibi yiyecekleri yeme isteğinin altındaki nedenin psikolojik olduğunu söyler. Mesela annenin pişirdiği kek kokusu hafızada yer eder." Cizza, gönüllüler üzerinde yapılan bir araştırmadan da bahsediyor. "Baygınken, yani ne yediğini bilmediği anda verilen aşırı yağlı gıdaların bile kişinin stresli uyanmasına neden olduğu görüldü" diyor. Aşırı stresli fareler de doğrudan yağlı ve enerji veren yemeklere yönelmiş.

LAKTİK ASİT MUCİZESİ
Mide – beyin güzergâhında tek çalışanlar, nöro hormonlar değil. Tahmini 100 trilyon bakteri bağırsakta yediklerimizi sindirmekten fazlasını yapıyor. Bakteriler bizimle birlikte evrim geçiriyor, ortak yaşamaya devam ediyorlar. Bu faydalı mikroorganizmalar aynı zamanda yedek DNA gibi çalışıyor. Kanadalı sinir uzmanı Jane Foster "Bu mide canlıları beslenme biçimimizle genetik kodlamamız arasındaki bir geçiş yolu gibi. Genetik, kişinin hangi gıdalara yatkın olduğunu belirler. Bu canlılar, o yatkınlığı bile değiştirebilirler" diyor. Foster'a göre mide bakterileriyle beynin iletişimi doğuşta başlıyor ve devam ediyor. Bağırsak canlılarının doğru yönlendirilmesi, strese bağlı davranış bozukluğundan boşaltım sorununa kadar her şeye iyi gelebilir. Yani bu bakterilerle aranızı iyi tutarsanız, örneğin kabızlığa kesin çözüm bulmuş olursunuz. Yeditepe Ü. Gastroenteroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cengiz Pata, "Obezite, ülser gibi birçok hastalığın tedavisinde buradan yeni tedavi yöntemleri geliştirilecek" diyor. Ama kendi bakterilerinizin huyunu suyunu öğrenmek için uzman hekimlere başvurmanız gerekiyor.

İrlandalı farmakoloji uzmanı John Cryan da "lactobacillus" adlı karbonhidrattan laktik asit üreten bir bakteriyle çalışıyor. Mesai arkadaşı öyle becerikli ki, yoğurt ve peynir de yapıyor. Cryan bu bakterinin farelerde anksiyeteyi azalttığını saptadı. 40 gönüllü hastaya yarı placebo yarı yararlı bakteri verildi. Öncesinde ve sonrasında beyin filmleri çekildi. Bakteri verilenlerdeki olumlu değişim açıkça ortadaydı.

"İştah yemekle gelir. Bir şeyi yedikçe devamı için mideyi teşvik edersin" derler ya, gerçekten öyle. Düşünün, nasıl beslenirseniz ona alışıp hep onu yemeye başlıyorsunuz. Fransız uzman Wim De Neys aslında bu yazıyı okuyan herkesin kafasındaki bir tilkiyi uyandırarak noktayı koyuyor: "Mideden yayılan sinyallerin kararlarınıza etkileri bilimsel olarak kanıtlanmaya başladı. Ama mide isimden kaybediyor!" Aynı şeyi düşündünüz değil mi? Kafa önemli; mide, bir organ işte. Artık atıştırırken bir kez daha düşünün!

Aysel Bozyel (Diyet ve beslenme uzmanı)
'Doğulular daha sinirli çünkü...'
Aysel Bozyel olayın tamamen sinir uçlarının uyarılmasıyla ilgili olduğunu söylüyor: "Yoğun acılı ve yağlı yemek mideye indiği anda beynin duyguları ölçen kısmı harekete geçer. Bu da depresyona neden olur. Bu yüzden Doğu ve Güneydoğulular daha sinirli ve gergindir. Akdenizliler kesinlikle daha mülayim çünkü sağlıklı besleniyorlar." Bozyel'in bir saptaması daha var: "Mesela Konyalılar yavaş hareket ederler çünkü çok fazla unlu gıda tüketiyorlar."

Prof. Dr. Cengiz Pata (Yeditepe Ü. Gastroenteroloji Bölüm Başkanı)
'Yeni tedavi yöntemleri çıkacak'
Pata, çalışmaların mide ve bağırsağın beyinden daha karmaşık sinir aksına; ghrelin, putrisin, seratonin gibi onlarca lokal salınıma sahip olduğunu söylüyor. "Depresyonun oluşumunda yeri olan Seratonin'in sadece yüzde 5'i beyinde salgılanıyor. Kalanı mide ve bağırsaklardan sentezleniyor" diyor.

http://www.veteknoloji.com/midenizde-ikinci-bir-beyin-var-47477--.html ALINMIŞTIR


Akciğer Kanserinin Yüzde 90 Nedeni Sigara 

Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) sorumlusu Dr. Dilek Çürük, Akciğer kanserinin yüzde 90 nedeninin sigara kullanımından kaynaklandığını belirterek, ''Sigara bütün organlarda kanser riskini arttırırken, hamile kadınlarda düşük ve bebek gelişiminde, geriliğe neden oluyor'' dedi.

Dr. Çürük, yaptığı açıklamada, KETEM'in 2010 yılında hizmete girdiğini, merkezin açıldığı günden bu yana binlerce vatandaşın sigarayı bırakmak için müracaat ettiğini söyledi.


Sigaranın insan sağlığına sayısız zararının bulunduğuna işaret eden Dr. Çürük, sigara kullanım yaşının da düştüğüne dikkati çekti.

Dr. Çürük, tütünle mücadele yasasının çıkması ile birlikte gençlerin sigaraya başlamamasının amaçlandığını belirterek, ''Anne ve babaların sigarayı bırakmasının gençlere örnek teşkil ediyor. Basında bu konuda önemli bir rol oynuyor. Gerek reklamlarda, gerekse de haberlerde gençlerin etkilendiğini görüyoruz. Sırf çocuklara örnek olmak adına hastanemize sigarayı bırakmak için müracaat eden aileler var. Sigarayı içen kadar yanında dumanına maruz kalanlar da zarar görüyor. İçenler kadar pasif içiciler de etkileniyor.'' uyarısında bulundu.

Dr. Dilek Çürük, Akciğer kanserinin yüzde 90 nedeninin sigara kullanımından kaynaklandığını belirterek, ''Sigara bütün organlarda kanser riskini arttırırken, hamile bayanlarda düşük ve bebek gelişiminde geriliğe neden oluyor'' dedi.

''Sigarayı bırakanların sayısında artış var''

Dr. Dilek Çürük, toplumun sigara konusunda daha da bilinçlendiğini, her geçen gün sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların sayısında artışın olduğuna da dikkati çekti.

Dr. Çürük, sigarayı bırakmak için kendilerine gelen hastaların tedavilerinde, ilk 6 ayı sigarayı bırakma denemesi, 6 aydan bir seneye ulaşan süreyi sigarayı bırakmayı sürdürme, bir seneden sonra ise sigarayı bıraktı olarak kabul ettiklerini söyledi.

Sağlık Bakanlığının da sigarayı bırakmak isteyenlere destek verdiğine de vurgu yapan Dr. Çürük, bakanlığın sigarayı bırakmayı düşünenler için de ilaç gönderdiğini ifade etti.

Kendilerine sigarayı bırakmak için son altı ayda başvuranların sayısında artış olduğuna da dikkati çeken Dr. Çürük, ''Sigarayı bırakmak için hazırlanan 6 aylık ve 1 yıllık programa katılıp ve bu süreyi tamamlayan hastalarımıza sertifika veriyoruz. Hastanemize başvuranlar arasında 60 kişi sigarayı tamamen bıraktı. Hastanemiz açıldığından bu yana yaklaşık 500 kişiye ilaç verdik. Bu hastalarımıza da 6 ay sonunda sertifikalarını vereceğiz'' diye konuştu.

''İstekli olanlar daha çabuk sigarayı bırakıyor''



Sigarayı bırakmak için başvuranlardan yüzde 60 oranında bir başarı sağlandığını da anlatan Dr. Çürük, sözlerine şöyle sürdürdü:

''Hastanemizi, sigarayı bırakanlardan ibaret düşünmemek gerek. Çünkü verilen bilgiler katlanarak diğer kişilere de ulaşıyor. Sigarayı bırakmak için gelenler ailesine ve çevresine de, bizim verdiğimiz bilgileri aktarıyor. Sigarayı bırakmak için gelen hastaların sayısının ilerleyen dönemlerde daha da artacağını umuyorum.

Buraya gelenlere sigaranın nasıl bırakılacağı konusunda bilgiler veriyoruz. Sigara bırakmadaki aşamalara nasıl yönlenmeleri gerektiğini anlatıyoruz. Kararlılıklarını ölçmeye, hastanemize istekli geldiklerini benimsetmeye, istekli olan hastalara da daha çok yardımcı olmaya çalışıyoruz. Daha sonraki aşamada ise ilaç tedavisi uyguluyoruz. Sigara bıraktıktan sonra atak yapabilen bir hastalık olduğu için hastalarımızla daha çok ilgileniyoruz. Eğer hasta ileri ki dönemlerde atak geçirirse, bunu nasıl engellenmesi gerektiğini de ilk başta anlatıyoruz. Sonra tedavisine başlıyoruz. Tedavi süresince sık aralıklarla kontrole çağırıyoruz.''

Sigarayı bırakmaktan dolayı ağız yaraları ve ağızda döküntülerin ortaya çıktığına da dikkati çeken Dr. Çürük, ''Özellikler 30-40 sene sigara içenlerde bu rahatsızlıklar meydana geliyor. Bu tür sıkıntılarda da yardımcı oluyoruz. Bu tür rahatsızlıkları olanlar, yeniden sigaraya başlamak istiyor. Bizde ilaç tedavisi ile hastaları tekrar sigaraya başlatmamak için destek oluyoruz'' dedi.

http://www.haber365.com/Haber/Akciger_Kanserinin_Yuzde_90_Nedeni_Sigara/  


En ideal saat 06.00


İnsan vücudunun farklı saatlerde farklı gereksinimleri olduğunu biliyor muydunuz? Mesela çocuk yapmak için saat 06.00’yı bekleyin... Saatlere göre insan vücudunun durumunu ve gereksinimlerini sıralayan Alman uzmanlar, çocuk yapmak için en uygun saatin üreme hormonlarının etkin olduğu 06.00 olduğunu açıkladılar.

Bilimadamları, seksten beslenmeye, spordan hobi ve eğitime kadar insan için en uygun ve verimli saatleri yıllar süren araştırmalar sonucu ortaya çıkardılar. Saatlere göre insan vücudunun durumu ve gereksinimleri şöyle sıralanıyor: 

01.00: Kan ve idrardaki ürik asit bu saatte doruğa çıkar. Gut hastaları en yoğun ağrıları bu saatte çekerler.

02.00: Mesanenin işlevini sınırlayan Vasopressin hormonu devreye girerek, gece yarısı sık sık tuvalet ihtiyacının ortaya çıkmasını engeller. 

03.00: Astımlıların kriz saati. Adrenalin iyice düşer, nefes boruları daralır, kasılmaları sağlayan histamin maddesi yayılır. Bu yüzden astım ilaçlarının yatmadan önce alınması gerekir.

04.00: Uykunun en derin olduğu bu saatte kan dolaşımı en azami noktaya düşer. Organlara oksijen ve besin dağılımı azalır. Kan dolaşımı da düştüğünde bazı organlarda işlev bozuklukları ortaya çıkabilir. 

05.00: Uyku hormonu Melatonin bütün vücudu etkisi altına alır. Bu nedenle saat 05.00’te kalkmak insanlara çok güç gelir.

06.00: Kalp atışlarını hızlandıran hormanlar yayılır. Kadın ve erkeklerde üretkenlik bu saatte doruk noktasındadır. 

07.00: İltihaplanmayı engelleyen hormanlar bu saatte en etkisiz dönemdedirler. Bu nedenle romatizmal hastalıkları olanların ağrıları artar.

08.00: Kan basıncı ve vücut ısısı artarak stres hormonu Cortisol’un yükselmesi sağlanır. Kalp krizi tehlikesi bu saatte daha yoğundur. Migren ağrıları da bu saatte artar. 

09.00: Midenin en iyi hazmettiği saattir. Bu nedenle kahvaltının bu saatte yapılması öneriliyor. 

10.00: Beynin algılama gücü artar. Vücut dirençlidir. Sınav ve konferanslar için en uygun saattir.

11.00: Direnç gücü düşmeye başlar. Bulaşıcı hastalıklardan korunmak gerekir. 



En sıcak ilişkiler 17.00’de

12.00: Kan basıncı arttığından felç geçirme riski vardır. Temiz havada gezinti ve dinlenme önerilir. 

13.00: Mide yoğun çalışmaya başlar. İdrar üretimi artar. Sık sık tuvalet ihtiyacı duyulur. 

14.00: Hazım nedeniyle yorgunluk meydana gelir. Bu saatte dinlenmek gerekir. Kaza riski artar. 

15.00: Ağrı duyma hissi bu saatte iyice düşer. Doktora gitmek için en uygun saat.

16.00: Beynin algılama gücü artar. Hafıza keskinleşir. Dil kursu için en uygun saat. 

17.00: Sıcak ilişkiler en çok bu saatte yaşanır.

18.00: Yorgunluk başlar. Alkol tüketilmemesi önerilir. 

19.00: Bu saatte tat ve duyu hissi daha da gelişeceğinden yemekler büyük bir iştahla yenilir.

20.00: Romatizma ve alerji ilaçları bu saatte alınmalıdır. Mide asidi bu saatte çok yüksektir. 

21.00: Zevk alma hissi artar. Müzik dinleme ve tv izleme gereksinimi ortaya çıkar. Enzimler arttığından alkol tüketimi büyük sorun yaratmaz. 

22.00: Bağışıklık sistemi en yoğun bu saatte çalışır. Ancak acı ve ağrı hissi de bu saatte daha güçlüdür. 

23.00 Adrenalin düştüğünden direnç azalır. Uyku hormonu Melatonin artar. Uyunması önerilir. Gece hayatını sevenlerde bu hormon daha geç salgılanır. 

00.00: Uyku sırasında beyin yorgunluğunu giderir. Saç ve kıllar uzar. Hamile kadınların sancıları da genellikle gece yarısı gelir. 

Hürriyet


..

 

.....

 

...