foto1
Ahmet Şerif İzgören Avcunuzdaki Kelebek
foto1
Öğretmene notlar
foto1
Personele Ait Mazeret İzin Onay Belgesi
foto1
Beyin yıkama ve İkna metotları
foto1
Nöbet ve ders dağıtım çizelgesi
Çocuğun tacize uğradığı nasıl anlaşılır Çocuklarda tırnak yeme alışkanlığı Okulda başarının sırrı Çocuğum üstün yetenekli M.E.Bakanı Dr. Reşit Galip'in öyküsü Güçlü hafıza neyle bağlantılı Son çıkan yönetmelikler Zaman yönetimi Yönetici teftişine istenenler İdareci yıllık çalışma planı Kasla ve kemikle başarılamayan Bunları bilelim Sınıf Yönetimi Motivasyon vieoları.Read More...

Okul yolu

Eğitim ve Öğretim konulu bir site

Öğretmen artık kulak çekiyor!

Öğretmenler tokadı azalttı. Artık kulaklar çekiliyor..

18 Şubat 2008 10:43

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmenlerin öğrencilere uyguladıkları cezalandırma biçimlerini araştırdı. 1992’den 2006’ya kadar öğrencilerin karşılaştıkları öğretmen dayağının incelendiği anket çalışmasında, 1992’de öğrencilerin en çok karşılaştıkları bedensel cezalandırma biçiminin "tokat atma", 2006’da ise "kulak çekme" olduğu ortaya çıktı.


Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmenlerin öğrencilere uyguladıkları cezalandırma biçimlerini araştırdı. Buna göre tebeşir ve silgi fırlatma oranlarında artma; başını duvara ve sıraya vurma, çok şiddetli dövme, kafa kafaya tokuşturma, ayakta durdurma, yumruk atma, cetvelle vurma uygulamalarında da azalma olduğu saptandı. İlköğretim ve lise öğrencilerinin öğrenimleri boyunca karşılaştıkları öğretmen dayağının nedenleri, biçimi ve sonuçlarının araştırıldığı ankette, 1992’den 2006’ya kadar elde edilen veriler karşılaştırıldığında, öğrencilerin bedensel ceza ile karşı karşıya kalma sıklığının arttığı görüldü. Öğrencilerin büyük bir bölümü, mesleğinde ve özel yaşamında sorunlu öğretmenlerin daha çok şiddete başvurduklarını belirtiler.

Uzmanlar, şiddetin ister sokakta ve evde olsun, ister işyeri ve okulda, artmasının altında en çok sosyal ve ekonomik nedenlerin yattığını belirtiyorlar. Şiddetin yaygınlaşmasında aile içi iletişim eksikliği, eğitim düzeyinin düşüklüğü, kültürel anlamda değerlerin yok edilmesi gibi etkenler de önemli rol oynuyor.



Hangi ceza arttı hangisi eksildi

Eldeki veriler ışığında 1992’den 2006’ya kadar öğrencilerin karşı karşıya kaldıkları bedensel cezalarda şu değişimler görüldü:

Tokat atma: 1992 yılında yüzde 57.55 iken, 2006’da yüzde 38.17’ye geriledi.

Kulak çekme: Yüzde 43.83 ile en çok rastlanan ceza.

Çok şiddetli dövme: Yüzde 10.40’dan yüzde 5.83’e düştü.

Saç çekme: 1992’de yüzde 30.87 iken, 2006’da yüzde 28.67 oldu.

Tebeşir-silgi atma: 1992’de yüzde 25.00 iken 2006’da 28.33’e çıktı.

Tekme atma: 1992’de yüzde 11.58 iken 2006’da yüzde 13.00’e yükseldi.

Sopayla vurma: Yüzde 14.60 iken yüzde 11.67’ye geriledi.

Başını duvara-sıraya vurma: Yüzde 7.72’den 4.67’ye geriledi.

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=340508alınmıştır


ÖSS için şok itiraf !

Dünyanın en zeki insanı olarak bilinen Nadia Camukova' dan ÖSS itirafı...

08 Ocak 2007 12:04

Nadia Camukova, Einstein'ın zekâ testinden 200 puan üzerinden 199.37 aldı. 7 dil bilen Camukova, 25 yaşında dünyanın en genç profesörü oldu. Prof. Dr. Nadia Camukova, Türkiye'deki sınav sistemini eleştirdi. Dünyanın en zeki insanı, "Bir insanın hayatını 3 saate sığdırmak çok yanlış." dedi.

Moskova Beyin Araştırmaları Enstitüsü tarafından dünyanın en zeki insanı ilan edilen Prof. Dr. Nadia Camukova, "Bugün Türkiye'de üniversiteye girmeye kalksam belki ÖSS'yi kazanamam!" itirafında bulunuyor. Türkiye'deki sınav sisteminin öğrencilerin kapasitelerini körelttiğini söyleyen Camukova, sınav sistemi ile ilgili ise şu yorumu yapıyor: "Bir insanın hayatını 3 saate sığdırmak kadar yanlış bir şey yok. İnsan hayatını Milli Piyango'dan çekmiyor ki!"

Dünyanın en zeki insanı Camukova, Türkiye'deki üstün potansiyelli insan özelliğinin dünyanın hiçbir yerinde olmadığını iddia ediyor. Türkiye'nin dâhilerinin yabancı ülkeler tarafından bilinçli olarak yok edildiğini vurgulayan Camukova, "Bazı üstün zekâlı öğrencilerle normal zekâlı çocuklar aynı ortamda kaynaştırılmaya çalışılıyor. Bu tür yollarla üstün potansiyelli çocuklar yok ediliyor, normalleştiriliyor." diyor. Genç Profesör, Türkiye'de televizyon kültürünün insanları tembelliğe sürüklediğine de dikkat çekiyor.



Dünyada genel kabul gören istatistiki verilere göre bir toplumda 1 milyonda 1 dâhi çıktığını söyleyen Nadia Camukova, Türkiye'de üstün potansiyelli dâhi seviyesinde en az 70 insanın olması gerektiğini belirtiyor. Türkiye'de bulunan 70 dâhiden en az 60'ının normalleştirilerek çürütüldüğünü öne süren genç profesör, yeni doğmuş çocuklarla 7-8 yaşına kadar gelmiş olanları kurtarmanın mümkün olduğunu anlatıyor. Camukova, Rusya'daki sistemi ise şöyle özetliyor: "Bu iş devlet politikası olmalı. Bunun içine o çocuğun doğduğu günden itibaren sağlık kontrolü ile birlikte beyin kontrolü gelişmesini inceleme işi devreye girer. 1 yaşına kadar her 15 günde bir, eve gelerek çocuğu kontrol eden doktorları olan ülkeler var. Bunlardan biri Rusya. 1 yaşını doldurana kadar doktor çocuktan sorumludur. Her 15 günde bir, eve giderek evin sıcaklık derecesinden içindeki moral düzeyine kadar bütün verileri, özel defterine geçer. Ve o çocuğun ölmesinden de doktor sorumludur."

Nadia Camukova şu an 30 yaşında. 25 yaşında iken dünyanın en genç profesörü olmuş. 3 yıl önce yapılan Picasso testinde 360 üzerinden 357, Einstein standartları ölçümünde ise 200 üzerinden 199,37 puan alarak dünyanın en zeki insanı unvanını almış. Camukova, Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, Arapça ve Farsça olmak üzere 7 yabancı dil biliyor. Bugüne kadar 3 bin civarında kitap okuyan Camukova, "Her gün bir kitap okumaya çalışıyorum. Karl Marks'ın Das Kapital'ini 4 yaşında okudum. Kur'ân'ı da aynı yaşta okuyup ezberledim. Okuduğum bir kitabı ikinci kez okumam ama zevk alarak tekrar tekrar okuduğum tek kitap Kur'ân'dır. Her 20 günde bir okurum." diyor. 'Dindar mısınız?' sorusuna, 'İnanacak kadar zekiyim.' diye cevap veren Camukova, "Yaratılışa inanıyorum. İnanmıyorum diyen insanlar kısa vadeli inançlarla yaşarlar aslında." diye konuşuyor.

Zaman

 


Kendinize Güveninizi Artırmak İçin Gerekenler

İçe kapanık, sessiz, bastırılmaya alışmış ve kendini beğenmeyen biri olarak yaşamaya mecbur hissediyorsanız özgüveninizi geri kazanmak için size bazı yöntemler öneriyoruz...

Bazı insanlar ne kadar da kendilerine güvenli görünüyorlar. Siz neden hep içe kapanık, sessiz kalan, bastırılmaya alışmış ve kendini beğenmeyen biri olarak yaşamaya mecbur hissediyorsunuz kendinizi?

Geçmişin geçip gitmesine izin verin

Geçmişte aldatılma ya da herhangi bir kabalığa maruz kalma gibi üzücü olaylarla karşılaştıysanız, bu tür negatiflikleri hayatınızdan çıkarmak çok zordur. Öncelikle kendinizi suçlamayı bırakmanız gerekir. Olan bitenler sizin değil, karşınızdakinin sorunudur aslında. Eğer etrafınızda bu tarz olaylara sıkça maruz kalmanıza yol açan negatif kişiler varsa derhal onları hayatınızdan çıkarın.

İnsanların bu negatifliklerinin nedeni, kendilerine saygı gösterilmesi için mücadele ediyor olmalarıdır. Kendilerini daha iyi hissetmek için kendilerine kolay hedefler arıyorlardır. Bu durumun özrü olamaz ve siz buna katlanmak zorunda değilsiniz. Negatif insanları ve size yaşattıklarını maziye gömmelisiniz.



Olumlulukları açığa çıkarın

Kendimizi kötü hissettiğimiz zamanlarda sahip olduğumuz bütün olumsuzluklarımıza odaklanırız genelde. Aynaya baktığımızda tek gördüğümüz, eğri dişlerimiz, iri basenlerimizdir. Siz belki gülme şeklinizden ya da telaffuzunuzdan şikayetçisinizdir. Bu, sizin kendinizle ilgili algınızı etkiler ve kendinizle ilgili diğer olumlu özelliklerin üzerine de gölge düşürmeye neden olur.

Bu andan itibaren ilk aynaya bakışınızda, kendinizle ilgili üç sevdiğiniz özelliği bulun. Harika gözleriniz mi var? Saçlarınız mı ışıldıyor? Uzun bacaklarınız, dik göğüsleriniz mi var? Aynaya her bakışınızda bunları görmeye odaklanırsanız, bir süre sonra fark edeceksiniz ki aslında siz düşündüğünüz kadar kötü değilmişsiniz.
İnsanlar sizde hiçbir zaman sizin gördüğünüzü görmezler.

Arkadaşlarınıza ve ailenize sizin en çok neyinizi sevdiklerinizi sorun. Espri anlayışınız, geniş yürekliliğiniz, öğrenmeye açık olmanız… Muhtemelen sizin hakkınızda sizin zannettiğinizden güzel şeyler düşünüyorlar. Siz de çok şaşırabilirsiniz.

Kendinizi kutlayın

Kendinizde keşfettiğiniz iyi özellikler için kendinizi tebrik edin. Mesela güzel bacaklarınızı açığa çıkarmak için etek giyin ya da gözlerinizi vurgulayan bir makyaj yapın. Aynaya her baktığınızda ne kadar eğlenceli, akıllı ve şefkatli olduğunuzu kendinize söyleyin. Kendinize bunu söylemekten daha çok buna inanmalısınız da. İşte o zaman kendinize güveniniz yerine gelecektir.

Kazandıklarınızı kaybetmeyin

Kendinize güven ve özsaygıyı oluşturmaya çalışıyorken, hiç kimsenin ve hiçbir şeyin sizi yeniden aşağı çekmesine, geri adım attırmasına müsaade etmeyin. Negatif insanları hayatınıza sokmadığınızdan ve arkadaşlarınızın sizi destekleyip cesaret verdiklerinden emin olun.

Yeni ilişkinizde ya da var olan ilişkinizde partnerinizin sizi bastırmasına izin vermeyin. Aksi takdirde yeniden eskiye doğru bir kayma yaşayabilirsiniz. Oysaki siz en iyisine sahip olmaya layıksınız ve daha azıyla yetinmeye mecbur değilsiniz.

Herkes kabul edilen ve takdir edilen özelliklere sahiptir. Siz de bu özelliklerinizi keşfettiniz ve kendinize güvenmeyi öğrendiniz. Kimsenin bu yeni, özgüvenli halinizle dalga geçmesine izin vermeyin.

http://www.haber365.com/Haber/Kendinize_Guveninizi_Artirmak_Icin_Gerekenler/


Okulda başarının sırrı

 Çocukların derslerdeki başarısını arttırmanın en önemli faktörlerinden biri düzenli beslenme..
20.09.2010 11:43:12

Beslenme ve Diyabetik Uzmanı Rabia Yıldız, 2010-2011 eğitim-öğretim yılı öncesinde çocuklarını okula gönderen velilere beslenme konusunda bazı uyarılarda bulundu. Zengin proteinli besinler içeren kahvaltının okul başarısında önemli rol oynadığına dikkat çeken Yıldız, özellikle çocuklarını ilk defa okula gönderen anne ve babaların çocuklardaki beslenme düzenine dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Yıldız, şu önerilerde bulundu:

"Beslenme ve okul başarısı arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda öncelikle kahvaltının önem ortaya çıkıyor. Gece boyunca 8-10 saat aç kalan vücudumuz ve beynimizin toparlanması ve canlanması için kahvaltı çok önemli hale gelmektedir. Kahvaltı yapan çocukların öğrenme kapasitelerinin, kahvaltı yapmayanlara göre daha yüksek olduğu; kahvaltı eden çocukların okulda eğitime daha aktif katıldığı ispatlanmıştır. Çocuklarımızın kahvaltısında protein içeren süt, peynir ve yumurta gibi besinler mutlaka bulunmalı. Şeker içeren basit karbonhidratlar yerine ekmek veya kıymalı-peynirli börek gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Çocuğumuzun kahvaltısında mevsimine uygun yeşilliklerin de bulunması, kahvaltıyı tamamlamış olacaktır."

Çocuklarımızın eğitim döneminde dikkat eksikliğinin önlenmesi, başarılarına pozitif yönde etki edeceğine işaret eden Yıldız, "Bu yüzden, dikkat eksikliğini önleyen düzenli ve belirli aralıklarla, 3 ana öğün ve 2-3 ara öğün şeklinde beslenme planı oluşturulması uygun olacaktır. Düzenli beslenme; çocuklarla kan şekeri dengesi sağlayarak, derslerde konsantrasyonu ve aktif olma durumunu iyileştirecektir. Aynı zamanda çocuğumuzu demir eksikliğinden korumak için; yumurta, et, kuru baklagiller, pekmez ve kuru üzüm gibi besinlerin düzenli tüketilmesine dikkat edilmelidir." diye konuştu.

Çocuklarda su ve sulu gıdaların az alınmasının, konsantrasyon kaybına sebep olabileceği için günlük ortalama 1,5 - 2 litre su ve sulu gıda tüketilmesini isteyen Yıldız, günlük tüketilebilecek gıdaları şöyle sıraladı: "Çocuklarımızın düzenli olarak balık eti, fındık, badem ve ceviz gibi yağlı tohumları tüketmesi uygun olacaktır. Bu besinlerin bağışıklık sistemimize ve hafızamıza da pozitif etkisinin olacağı unutulmamalıdır. Yine önemli yağ asitleri içeren zeytin ve zeytinyağı da beslenme düzenimizde ihmal edilmemelidir."

Çocukluğun erken yıllarında ortaya çıkabilen iyot eksikliği de, okul performansını etkilediğine dikkat çeken Yıldız, yemeklerde iyotlu tuz kullanılması uyarısında bulundu. Miktar açısından yetersiz ve tür açısından kalitesiz, tek düze beslenen çocuğun, fiziksel aktivitesinin azaldığını, bunun sonucu olarak da obezitenin ortaya çıktığını belirten Yıldız, çocuk merak duygusunu kaybetmesine neden olan bu durum konusunda ailelerin dikkatli olmasını istedi. Yıldız, şöyle devam etti:

"Çocukluk çağında kilo fazlalığı olan obez çocuklar, kilolarından dolayı imaj sıkıntısı yaşayarak, sosyal ortamlardan uzaklaşma ve dışlanma gibi psikolojik problemler yaşayabilir. Çocuğunda başa çıkılamayan ve hızlı ilerleyen kilo fazlalığı tespit eden anne-babaların; çocuklarını iyi takip etmeleri ve gerekirse bu konuda uzman bir diyetisyen profesyonel destek almaları uygun olacaktır."

Bugün     http://www.leyditurk.com/haberler.asp?haberid=8799


600 bini üniversiteye giriş sınavında bu soruyu yanıtlayamıyor!

80-(12+3+8) = ? Pervin Kaplan yazdı... 14 Haziran 2010 Pazartesi, 09:27:15

BU soruyu ilköğretim 3. sınıf öğrencileri matematik dersinde çözüyor. Ancak üniversiteli olmaya hazırlanan lise son sınıf öğrencisi ya da mezunu 1.5 milyon gençten 600 bini üniversiteye giriş sınavında bu soruyu yanıtlayamıyor.
Geçtiğimiz gün ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan’la bu hafta başlayacak Lisans Yerleştirme Sınavları öncesinde röportaj yaptık. 36 yıldır üniversite sınavlarını gerçekleştiren kurumun başındaki kişi olarak kendisini en çok hangi tür soruların yapılamıyor olmasının şaşırttığını sordum. Artık şaşırmadığını ama yüzde 99’unun çok rahat çözebileceği soruları yarım milyonu aşkın gencin çözememesine üzüldüğünü söyledi.
Sonra da bunu örnekle açıkladı:


“Bir iki yıl önce üniversiteye giriş sınavında 80 - (12 + 3 + 8) = ? diye bir soru sorduk. Şimdi bu soruya baktığınızda ne düşünürsünüz? ‘Çocuklar bunu yapar’ dersiniz. Oysa bu soruya 600 bin öğrenci cevap verememiş. Neden cevaplamamışlar, neden yapamıyorlar? İlkokul çocuğu bu soruyu yapıyor. Bunlar lise çocukları ya da mezunları. İşte bu soru gibi yüzde 99’unun kesinlikle çözmesi gereken çok basit sorular var. Ama çözemiyorlar. Biz çok basit, yüzde 100 hepsi cevap verir diye ‘Cumhuriyet kaç yılında ilan edildi?’ gibi soruları sınavlarda sormuyoruz. Ama artık kuşkuluyum. Şimdi bu soruyu sorsak, ‘Yüzde yüz doğru cevap alırız’ diyemiyorum. Herhalde yanlış cevap verenler çıkacaktır diye endişe ediyorum.”
Yarımağan’ı gerçekten de endişeye düşüren bu durum, son yıllarda eğitimde tehlike çanları çalmaya başladığının bir göstergesi olarak algılanmalı. Üniversite sınavında, SBS’de her yıl başarısızlığın artması üstelik de soruların kolay olmasına rağmen, yapılma yüzdesindeki düşüş ve özellikle de bazı devlet okulları arasındaki uçurumlar artık “eğitimde kalitenin” ne durumda olduğunu gösteriyor.
Bugün İstanbul’un göbeğinde köklü devlet liselerinin öğrencileri arasında heceleyerek okuyan öğrenciler karşımıza çıkıyor. Üniversite kapısına bu şekilde getirdiğimiz çocuklarımız bırakın dört işlemi, iki hatta tek işlemli soruları da çözemez durumdalar. Bu durumda biz bu çocukları mı yargılayacağız yoksa onları liseye kadar taşıyan ve ellerine diploma veren eğitim sisteminin ne kadar mükemmel (!) olduğunu mu tartışacağız? Çünkü çocukları yargılamak işin en kolay yanı...

www.haberturk.com dan alınmıştır.


Eğitim bunamayı önlüyor 

Yapılan araştırmalara göre eğitimli insanlar bunamayı daha kolay atlatıyor.
28.07.2010 10:44:49

Eğitimli insanların, bunamanın fiziksel etkileriyle daha iyi başa çıktıkları ve bir yıllık fazladan eğitimin bile bu hastalığın gelişme olasılığını önemli ölçüde azaltabildiği ortaya çıktı.

İngiliz ve Finlandiyalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, liseden sonra üniversite öğrenimi gören kişilerin, beyinde bunamayla bağlantılı değişikliklerden, öğrenim görmeyi bırakanlara oranla daha az etkilendiklerini gösterdi.

Araştırma ekibinde yer alan Cambridge Üniversitesi’nden Hanna Keage, daha fazla eğitimin beyindeki hasarın iyileşmesiyle ilişkisi olmadığını, yalnızca daha fazla öğrenim görenlerin bu hasarla daha iyi başa çıktıklarını söyledi.

Sonuçları Brain dergisinde yayımlanan, 872 yaşlının beyinlerinin incelendiği ve şahsi bilgilerinin kullanıldığı araştırmada ayrıca, her bir yıllık fazladan eğitimin bunama olasılığını yüzde 11 oranında azalttığı gözlendi.

Araştırmanın sonuçları, çok sayıda ülkede nüfusun yaşlanması ve bunama vakalarının sayısının ciddi biçimde artmasından endişe edilmesinden ötürü önemli görülüyor.

Dünyada 35 milyon kişinin bunaklıktan muzdarip olduğu belirtiliyor.

http://www.leyditurk.com/haberler.asp?haberid=8197 alınmıştır

  


 Düşünce gücünü geliştirmenin yolları

Alman Focus Dergisi, düşünce gücünü geliştirmenin yollarını açıklayan bir yazı yayınlamış

Alman Focus Dergisi, düşünce gücünü geliştirmenin yollarını açıklayan bir yazı yayınlamış. İste herkesin uygulayabileceği ipuçları:

Sabahları gözleriniz kapalı duş alin. Lifinizi, sabununuzu, şampuanınızı el yordamıyla bulun. Böylece dokunma duyunuz gelişir.

Sağ elini kullananlar sol, sol elini kullananlar sağ elle diş fırçalamayı, saç taramayı denesin. Beynin farklı bölgeleri uyarılmış olur.

İse giderken farklı yollardan gitmeye çalısın. Böylece beyninizi otomatik pilot sisteminden çıkarırsınız.

Aracınıza bindiğinizde gözlerinizi kapatın.

Kontağın, sileceklerin, radyonun, el freninin yerlerini düşüncelerinizi yoğunlaştırarak bulun.

İslerinizi farklı bir sırayla yapın.

Her gün gördüğünüz ancak üzerinde düşünmediğiniz eşyaların yerlerini değiştirin.

Çalışma masanızda aromalı objeler olsun. Taze ve hoş kokular yeni düşünce çağrışımlarını beraberinde getirir.

Öğle yemeğine her zaman ayni saatte çıkmayın. Bir saat önce ya da sonra çıkarak rutinden kurtulun.

Hatta saatinizi farklı kolunuza takın.

Ara sıra daha önce hiç yapmadığınız yemekleri yapın. Sadece tat alma duyunuzu değil, beyninizi de besleyin.

Yemek yerken her zaman ayni sandalyeye oturmayın. Ara sıra ailenizin masadaki oturma düzenini değiştirin.

Çiğdem İŞLER / hurriyet.com.tr


Çocuğum üstün yetenekli

Özel bir okulun davetlisi olarak İstanbul'a gelen ABD'li bilim insanı James Delisle, üstün yetenekli çocuklarla ilgili yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Üstün yetenekli çocukları diğerlerinden ayırmamak gerektiğini savunan Delisle, bu konuda anne babanın yanında öğretmenlere daha çok iş düştüğünü söyledi. Delisle, hurriyet.com.tr'ye özel açıklamalar yaptı.

ABD Kent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. James Delisle, çocuklar konusunda 250'den fazla makale ve 15 kitaba sahip. “Üstün yetenekli çocukları anlamak”, “Çocuğun karakter oluşumunda yapıcı rol oynamak”, “Çocukların hedef ve hayallerinin gerçekleşmesinde yardımcı olmak” gibi konularda çalışmaları var. Üstün yetenekli çocukla doğru iletişim kurmak çok önemli. Çünkü küçük yaşta ortaya çıkan sorunlar, bu çocukların kendilerinde bir sorun olduğunu kabul etmeye başlamalarına neden oluyor. İlkokula başladıklarında "Neden herkes öğretmenle aynı şeyi yapıyor da ben yapamıyorum." diye düşünmesine yol açıyor. Ya içlerine kapanıyorlar ya da dışa vuruyorlar. Kendilerini o resimdeki parçalara oturtmadıkları için de problemi "kendileri" olarak görüyorlar.

Yaşıtlarıyla arkadaşlık etmezler Çocuklar küçükken sorunların genelde okulla ilgili olacağını belirten Delisle, "Üstün yetenekli çocuklar o yaşlarda genelde ya kendilerinden küçük ya da kendilerinden büyük kişilerle arkadaşlık kurarlar. Küçükler onu akıllı bir idol olarak gördüğü için iletişim kurar. Büyükler de onun dilini, fikrini, kullandığı sözcükleri anladığı için iletişim kurar. Sosyal ortamda yaşadıkları sorunlar, genelde yaşıtlarıyla olur." diyor.

Üstün yetenekliler diğerlerinden ayrılmamalı Bu yüzden de öğretmenin görevi çok önemli. Üstün yetenekli çocuklarla diğerlerinin aynı sınıfta okumaları gerektiğini savunan Delisle, "Bu konu öğretmenin bu kadar geniş bir yelpazeyi ne kadar yönetebileceği konusundaki yeteneğiyle alakalı. Aynı sınıfta üstün yeteneklileri ve diğer ortalama dediğimiz öğrencileri bir arda tutmak, çok da başarılı olmayan çocukları üstün yeteneklilerden örnek alarak ilerlemesini sağlamak olarak kabul ediyor. Fakat bu çok nadir gerçekleşen bir durum. Öğrenme zorluğu çeken bir çocuk sınıftaki en akıllı çocuğu kendisine model olarak almayacaktır zaten. Kendisine benzeyen başka bir çocuğu örnek alacaklardır ki o da zaten başarılı bir çocuk olmayacaktır. Bu tarz bir sınıf ortamı aslında hem öğrenci hem de öğretmen için çok sinir bozucu bir durum. Çünkü eğer çok iyi yönetilmiyorsa zararı bile olabilir." diyor. Anne babalar da bazen yanlış yapabiliyor. Elbette ki herkesin çocuğu kendine göre farklı ama üstün zekalı mı? Bir de çok uzun zamandır yapılan hatalar var. Çocuklara yarış atı muamelesi yapmak gibi. Bale de yapsın, piyano çalmayı da bilsin. Yok yapamadı yüzmeye gitsin, beceremezse futbol oynasın. Bu tarz aileler, çocuklarının her konuda en önde gitmesini ve hep 100 almalarını istiyorlar.

Başarısızlık bir olaydır kişi değildir. Delisle' ye bunu sorduğumda aynı fikirde olduğumuzu söylüyor: "Pek çok çocuğun zamanı çok yoğun bir şekilde dolduruluyor. Hayatlarının her dakikası organize edilmezse onun yeteneğini boşa harcıyorlarmış gibi hisseden veliler olduğunu düşünüyorum. Akademik olarak üzerinde baskı hisseden çok fazla üstün yetenekli genç olduğunu hissediyorum. Önlerindeki iki yoldan birini seçiyorlar. Ya kendilerini mükemmel gösterecek olan konular üzerine yoğunlaşacaklar ya da hiçbir şey yapmayacaklar. Çünkü günün birinde birinin gözünde yanlış olmak istemiyorlar. Ve bu ikisi de o çocuk için doğru yol değil. Başarısızlık bir olaydır insan değildir. Eğer üstün yetenekli çocuk bir konuda başarılı olamadıysa ve ellerinden geleni yaptılarsa bu onlar için bir yanlış değil, bir hata değil. Bu onları içten içe üzen eriten bir durum. Üstün yetenekli çocuklar sadece akademik başarı olarak değil de farklı olarak algılanmak durumundalar. Bunu unutmamak lazım."


Onlar porselen bebek değil

Tabii bunu yaparken de dikkatli olmak lazım diyor Delisli ve anne babalara sesleniyor: "Üstün yetenekli çocuklar kendilerine ne yapmaları konusunda ders verilmesinden hoşlanmazlar, fakat ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar onlar hala çocuklar. Bu çocukların anne babaları tarafından belirlenecek sınırlara ihtiyaçları var. Onlara kırılgan porselen bebek gibi davranmayın”