foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

Kıbrıs'ın eşekleri meşhurdur

Gerçek midir bilinmez, Kıbrıslı Kamil Paşa İzmir valiliği sırasında sık sık memleketi Kıbrıs'a gidiyordu. İzmir’de o tarihlerde yaptığı nüktelerle İzmir'in gönlünde taht kuran Şair Eşref'in hayranları arasında Vali Kamil Paşa da vardı. İzmir valisi Kamil Paşa Eşref'i seviyor ve koruyordu.

Bir gün Kamil Paşa, Kıbrıs’a giderken Eşref'ten ne hediye istediğini sorar. Eşref,

-"Kıbrıs'ın eşekleri meşhurdur, bir eşek getirirseniz makbule geçer paşam"  ,

Aradan bir ay geçer Kamil Paşa Kıbrıs'tan döner. Valiyi karşılayanlar arasında Şair Eşref'te vardır. Paşa Şair Eşref'i görünce elini dizine vurarak:

-Tüh! Sen benden eşek istemiştin. Unuttum. Şimdi seni görünce aklıma geldi" deyince Şair Eşref altta kalacak değil ya hemen cevabını verir:

-"Ziyanı yok paşa! Siz geldiniz ya!... " Efendi den alınmıştır.


Üç Profesör!..

Üç Profesör Anadolu ya doğru otomobilleri ile yola çıkarlar. Bursa yakınlarında  arabaları bozulur. Yolda kalırlar. Arabalarını tamir edemedikleri gibi geceye de kalmışlardır. Konaklamak için  yer ararlar. Bir köylünün kapısını çalar ve durumlarını anlatıp kendilerini misafir edip edemeyeceklerini sorarlar köylü Tanrı misafiri deyip içeri buyur eder profları, kendisi sobayı yakar ve izin alarak  ahıra koyunlarını sağmaya gider. Proflar sobaya bakarlar soba ayaklarının altına taş koyulmuş yerden yükseltilmiş bir vaziyette tuhaflarına gider hemen biri söze başlar:


-Bu köylü çok zeki odadaki ısı kaybını önlemek için sobayı yükseğe kurdu der, diğeri söz alır 

-Bence ısınan havanın yükseldiğini düşünerek önce yukarıdaki havayı daha erken ısıtmaya çalışmıştır der diğeri ise 

-Dışardan gelen havanın soğuk olması fazla ısı kaybına yol açıyor soğuk ısı aşağıdan gelince sobayı soğutmasın diye düşünmüştür... Tartışmalar sürerken köylü içeri girer ve proflar köylüye sormaya karar verirler. Köylü: 

-Ha o mu efendim sobanın borusu yetmedi bende çare olsun diye ayaklarının altına taş koyup sobayı yükselttim


Kaz Yolmayı sever misin?..

Padişah tebdili kıyafet iki vezirini yanına alır Üsküdar’dan kayığa biner Sarayburnu’na varacaktır. Kayığa binince etrafına göz gezdirir. Kayıkçının uyanık biri olduğunu anlar ve sohbete başlar adın işin birkaç sohbetten sonra Padişah sorar

-32 ile aran nasıl.. Kayıkçı

-İdare ediyoruz işte pekte iyi denmez ama vaziyeti idare etmeye çalışıyoruz. Biraz daha gittikten sonra tekrar sorar

-Düşmanın var mı?

-Evet, vardır hem de iki tane hele biri akşam kapıyı çok zorladı ama benim onun isteklerini yapacak gücüm yok. Biraz daha gidince tekrar sorar

-Kaz yolmayı sever misin?..

-Oooo çok severim..

-O zaman sana iki tane gönderirim. Sohbetle kıyıya da varılır herkes kayıktan iner uzaklaşırlar. Padişah vezirlerine döner

-Kayıkçı ile sohbetimizi nasıl buldunuz. Vezirler uyanık ya  hemen yağcılığa başlarlar

-Efendim çok güzel konuştunuz ,ağzının payını verdiniz....Padişah konuşulanlardan vezirlerin hiçbir şey anlamadığını anlamış ama hiçte renk vermemiştir…

-O halde akşama bu konuları tekrar görüşelim deyip konuyu kapatır. Vezirler durumun vahametini anlayıp hemen bir akıl düşünelim der vezirin biri uyanık bir şekilde sırıtarak kuşağından bir kese altın çıkarır ve doğru kayık iskelesine gider kayıkçıyı bulur ve sorarlar

-Bizi tanıdın mı?

Kayıkçı kıs kıs güler, padişahın "sana iki kaz göndereceğim" sözü aklına gelir!..

-Evet, tanıdım der, vezirler;

-Öyleyse söyle bakalım neydi o konuştuklarınızın manası.. Kayıkçı uyanık

-Yoo ağalar olmaz der öyle bedavadan olmaz vezirlerden biri kendince uyanık ya hemen bir kese altını kuşağından çıkarıp kayıkçıya uzatır, kayıkçı anlatır…

-Bana Padişah 32 ile aran nasıl diye sordu yani geçinebiliyor muşun, bende  pek iyi değil ama kıt kanaat geçinmeye çalışıyorum dedim

-Peki, düşmanın var mı ne demek

-Padişah bana evladın var mı diye sordu çünkü çocuk evin düşmanıdır işin oluruna bakmaz dilediğini yapmak ister. Benimde iki oğlum var dedim biri illa evlenmek istiyor, ama gücüm yok şimdi onu evlendiremem dedim,

-Peki ya kaz yolar mısın ne demek

-Bakın ağalar o işte olmaz deyince vezirler bir kese altın daha uzatıp cevap isteyince

-Eeeeee ağalar bu kadar basit bir konuşma için iki kese altın verdiniz artık anlayın kaz yolar mısın ne demek!.....


Bilseniz o ne hırsızdı!...

Köyün ağasının çok iyi bir çobanı vardır. Her sabah gelir sürüyü alır otlağa götürür akşamleyin de gelir sürüyü ahıra teslim eder. Günler ayları aylar yılları kovalar günden güne sürü artmaktadır. Sürünün hızla çoğalması ağayı ayrı bir memnun etmektedir.

Gel zaman git zaman günün birinde fırtına, yağmur, şimşek, yıldırım çarpar sürü telef olur, çobanda ölür. Haberi alan ağa perişan olur. Ağlar sızlar, feryat eder. Cenaze günü gelmiştir. Çevre köylerin ağaları başsağlığına taziyeye gelirler ama gel de sen ağayı teselli et edebilirsen. Ağa kendini yerden yere atmakta göğsünü döğmekte ahu feryat etmektedir. Durumu gören diğer ağalar kendisi ile konuşup teselli etmeyi denerler. Ağaya sarılıp başsağlığı diler ve "yeter artık kendini perişan ettin, gelen dünya malına gelsin yenisi olur çobansa Allah rahmet eylesin ama yeni bir çoban buluruz sana" deyince ağa dayanamaz ve :

-Ben ona ağlamam ağalar!..

-Neye ağlarsın

-Bilseniz o ne hırsızdı şimdi ben onun gibisini nereden bulurum işte ona ağlarım!......


Tanrıya dua edelim!...

Baba John oğlunu çağırdı:

-Oğlum Jack atlara vermek için komşunun samanlığından saman çaldın mı?

-Evet baba

-Aferin oğlum!...

-Peki, sabah kahvaltısı için komşunun kümesinden yumurta çaldın mı?

-Evet baba

-Aferin oğlum!...

-Peki, tavuklara vermek için komşunun ambarından tahıl çaldın mı?

-Evet baba

-Aferin oğlum şimdi haydi kiliseye Tanrı ya dua edelim!...


 

EŞKİYA

Yaşlı adam ölüm döşeğinde son isteği için oğlunu çağırır ve kendisine vasiyetini bildirir :

-Oğlum ben ölüyorum senden son isteğim sandıkta bulunan dört bin altını al iki binini kendine sakla yalnız geriye kalan iki bin altını memleketin en büyük eşkıyasını bulup ona vereceksin!..

Oğlu babasının ölümünden sonra vasiyetini yerine getirmek için dağ tepe demez arar sorar soruşturur ve sonunda memleketin en büyük eşkıyasını bulur. Eşkıya reisinin karşısına çıkar, reis ne istediğini sorunca anlatır; babasının son nefesinde kendisinden dört bin altınının olduğunu bunun iki binini kendine almasını kalan iki bini ise memleketin en büyük eşkıyasını bulup vermesini, araştırması sonucunda da en büyük eşkıyanın kendisi olduğunu ve parayı teslim etmeye geldiğini söyler. Eşkıya reisi ise güler düşünür ve kararını verir;

-Aferin dürüst insansın ama ben alamam,  benden daha büyük eşkıyalar var sen git ona ver, deyince adam:

-Hayır der ben sordum soruşturdum en büyük eşkıya senin olduğunu söylediler deyince  reis :

-Sen bu altınları git şehrin kadısına ver o benden daha büyük eşkıyadır, der. Zavallı çaresiz vasiyet deyip yola koyulur şehre varır kadının huzuruna çıkar derdini anlatır. Kadı:

-Alamam der alamam çünkü bunları alabilmem için karşılığında sana bir şeyler vermem lazım, düşünür çareyi de bulur!. Bak der şu karşıki dağı görüyor musun o dağ devletin bende devletin kadısıyım o dağın üzerindeki karda devletin haliyle benim sayılır. O karı iki bin altın karşılığında sana veriyorum kabul ediyor musun adam çaresiz babamın son vasiyeti deyip  kabul eder.

Sevinçle Kadı’ nın yanından ayrılırken arkasından kadı seslenir.

-Efendi nereye!... Adam geri döner

-Vasiyeti yerine getirdim şimdide gidiyorum, kadı tekrar seslenir.

-Git git ama şu benim dağımda senin karının ne işi var önce karını temizle de öyle git. Adam şaşırır hiç dağdaki kar temizlenir mi ben ne yaparım buna başka bir çare deyince kadı:

-Ya karını temizle yada kirasını ver kirası iki bin altındır deyip adamın babasından kendisine kalan iki bin altınını da alınca zavallı dağdaki eşkıyanın dediğini düşünür ve kendi kendini "reis , Sen eşkıya değil evliyaymışsın" demekten alamaz!...


Aman beyefendi ne yaptınız

Fabrikasını gezen fabrikatör, çimenler üzerine yan gelip yatmış birini görünce hiddetle bağırır:

-"İş zamanında böyle davrananları fabrikamda istemem. Alın şu beş milyar lira tazminatınızı, fabrikamdan defolun!.."

-Adam tazminatını alıp gittikten sonra fabrikanın müdürü fabrikatöre:

-"Aman beyefendi ne yaptınız. İşten kovduğunuz adam yemekhaneye ekmek taşımak için gelmişti!.."


3 yeni zarf hazırla...

Şirkette eski genel müdür kovulmuş, yerine yeni bir genel müdür atanmıştır. Eski müdür görevi devrederken, yenisine tavsiyelerde bulunur ve 3 adet zarf verir. Her biri numaralanmıştır. Eski müdür yeni müdüre  ileride her başı sıkıştığında sırasıyla zarfları açmasını söyler ve yeni müdür ise başlar. Altı ay işler yolunda gider. Fakat sonra satışlar düşer. Ne yapacağını bilemeyen yeni müdür, en sonunda 1. zarfı açar. Zarfta şöyle yazmaktadır:


- Kendinden önceki müdürü suçla... Yeni müdür hemen bir basın toplantısı ayarlayıp  sorunlar için kendinden önceki müdürün politikalarını suçlar. Basın ve borsa bu açıklamalara olumlu bakar, şirket hisseleri toparlanır, bu arada da satışlar düzelir... İşler bir süre daha yolunda gider. Fakat sonra üretim sorunları çıkar. Önceki olaydan tecrübeli yeni müdür gecikmeden 2. zarfı açar, zarfta şunlar yazmaktadır:


- Şirketi yeniden organize et. Yeni müdür reorganizasyonu uygulamaya koyulur, sorun çözülür. Bir süre sonra işler yine bozulur. Yeni müdür masanın çekmecesini açar  ve 3. zarfı çıkarır aynen şu yazmaktadır:


- 3 yeni zarf hazırla...


Gazetecinin Edebiyatı

Kasaba sular altında... Bütün evler, büyük binalar yıkılmış, binlerce kişi açıkta kalmış, ölenler, yaralananlar... Felaket gerçekten büyük. Duygulanmamak elde değil.

Mesleğin ilk basamağındaki genç gazeteci, büyük heyecan içerisinde gazetesine telgraf çekiyor, olayı bildirirken  içine biraz da edebiyat katıyor:

"Bir deniz burası, yeni bir deniz. Felaket kasabanın üstüne bütün hışmıyla çökmüş ve Tanrı karşı tepelerin üstünde bütün heybetiyle oturmuş, öfkeli gözlere bu hazin manzarayı seyrediyor... İnsanlar ölüyor ama belki de Tanrı'nın da yapacak bir şeyi yok."

Yazı işleri müdürünün cevabı gecikmemiş:

"Sersemliğin lüzumu yok. Stop. Sel felaketini boş ver. Stop. Hemen Tanrı ile konuş. Stop. Mümkünse resmini çek. Stop. Haberini acele yazdır."


Hangisini efendim?

Kadın evine aldığı yeni hizmetçiye gelen misafir ve komşularına hava atmak için öğretiyordu:

-Bak kızım burada misafir varken senden neyi getirmeni istersem " hangisini"  diye soracaksın der, hizmetçi:

-Ama efendim tek olanlar içinde mi?

-Evet, ne istersem hangisini diye soracaksın sakın unutma! der.

Akşam olur eve misafirler gelir fakat evin beyi çalışma odasındadır. Hanımefendi hizmetçiye seslenir.

-Kızım misafirler geldi kocamı çağır. Hizmetçi seslenir

-Hangisini efendim?

.....

..

....

lütfen paylaşalım