foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

Van

Van Kalesine ilişkin söylence

Urartuların eline geçen Van kalesi öyle muazzam yapılmıştır ki görenler kalenin insan eliyle yapıldığına inanılmaz.

Kale dev yapılı insanlar tarafından 80 metre yüksekliğe her biri en az 30 ton gelen düzgün taşlarla sıva ve harç kullanılmadan yapılmış inanışa göre duvar yapımında çalışanlar öyle güçlülerdi ki elleriyle bastırarak taşları hamur haline getirip birbirine yapıştırmışlardır.

Meher de bu dev yapılı insanlardan biridir. Atıyla birlikte Meher Kapı denilen yerde Urartu kaya yazıtının ardında günümüzde de yaşadığına  ve kıyamet günü gelince yeniden ortaya çıkılacağına dair efsaneler vardır.

Meher Kapı değişik inançlara göre kutsal sayılır. Hıristiyanlar bu kapının Paskalya'nın yedinci günü  ya da St. Jean Bayramı'nda açıldığına inanılır. İslam inançlarına göre ise burası bir hazine kapısıdır ve her cuma gecesi açılır, fakat giren mutlaka  bir kötülükle karşılaşır.

Bir başka inanışa göre Hz. Ali bu kapı görünümlü yerin ardında yaşamaktadır. Kapı önündeki su birikintisi atının sidiğidir.

Akdamar Adasına İlişkin söylence

Çok güzel bir yer olan Akdamar Ada'sına keşişlerin haricinde gitmek yasaktır. Baş keşiş dediğim dedik diyen çok katı tutumlu bir insandır. Tamara adında çok güzel bir kızı vardır ve diğer kızları kıskandırıp onların kendisine diş bilemesine sebep olur.

Adanın karşısında Gevaş yakınında yalnız yaşayan gölden avladığı balıklarla geçimini temin eden bunun dışında ağaçların gölgesinde dinlenip çok iyi yüzen bir delikanlı yaşamaktadır. Bir gün adaya doğru yüzer dayanamaz karaya çıkar gizlice etrafı seyrederken çiçekler arasında başında tacı ile şarkılar mırıldanan Tamara yı görür kız da onu görünce kaçmaya başlar fakat önüne çıkar ikisi de birbirini etkilemiştir. Akşama değin söyleşirler. Tekrar buluşmak üzere ayrılırlar. Kızın babası çok katı olunca geceleri buluşmaya karar verirler. Geceleri karanlık olunca kız kayalıklar arasında bir mum yakar gençte o muma doğru yüz yüze gelirler.

Bir süre sonra öbür keşişlerden birinin kızı durumu görür ve olanları baş keşişe anlatır. Keşiş çok öfkelenir, kızına bir şey söylemez. Ertesi gün göl fırtınalıdır kız kayalara gitmez keşiş bir mumla kıyıya gelir. Delikanlı ışığı görünce meraklanır suya atlayıp kıyıya yaklaşmaya çalışır ama keşiş sürekli mumun yerini değiştirdiğinden artık çok yorulmuştur. Dalgalara yenik düşer. "Ah Tamara Ah Tamara" diye haykırarak ölür. Sesi duyan Tamara kıyıya koşar olanları görür o da kendini göle atar. İki aşık gölde buluşur gölün adı da Akdamar olur.

Günümüzde hala iki aşığın gölde yaşayıp oynaştığına inanılır.

Şeyh Abdurrahman Söylencesi

İran Şahı Abbas, Van Kalesi'ni almak için kentin kuzeyindeki ki "Şahbağı" (Beyüzümü Köyü) denilen yerde konaklar. Kale çok yüksek ve sağlam olduğu için bir türlü alamaz. Aradan yedi yıl geçer. Oraları tanıyan biri Şaha: "Kalede Abdurrahman Gazi diye ermiş biri vardır. O orada oldukça burayı almamız imkânsızdır." der. Bunun üzerine Şah Abbas, ermişi denemek için bir kuzu bir de köpek kızarttırıp armağan olarak gönderir. Elçiler armağanı sunduklarında, ermiş şöyle bir bakar, köpeği göstererek: "Bunu Şahınıza götürün." der Elçiler geri götürürlerse şahın kendilerini öldüreceğini söyler. Bunun üzerine Şeyh elini köpeğe doğru uzatarak "hoşt" diye seslenir. Köpek canlanıp koşmaya başlar.

Elçiler dönüp durumu Şaha anlatırlar. Şahta kuşatmayı kaldırıp ülkesine döner.

Çomar Bölükbaşı söylencesi

Çomar Bölükbaşı sınır boylarında yıllarca bulunmuş yiğitlikleriyle kahramanlıklarıyla tanınmış bir kahramandır. Yıllar sonra Van'a gelip Van Beylerbeyi Mehmet Emin Paşa 'nın kale komutanı olur. Mehmet Emin Paşa bir ara celali olmuş iddiasıyla tutuklanmış, sonra suçsuz bulunarak bırakılmıştır ama kale komutanı asi ilan edilmiştir. Çomar Bölükbaşı bir avuç askeriyle Van kalesinde kıstırılır. Emir gereği sağ olarak ele geçirilecektir. Durumun kötüye gittiğini gören Çomar Bölükbaşı  arkadaşlarıyla birlikte kaleden sarkıttığı bir ip merdivenle kaçar artlarına düşen 600 kişilik ordu Van Gölü'nün güney kıyısında ki Kuskunkıran Deresi'nde bunları sıkıştırır. Kanlı bir savaş olur Çomar Bölükbaşı  Orduyu dağıtacakken yardım gelir. Çomar Bölükbaşı 'nın kurtulma ümidi kalmamıştır. Bir yanı yüksek kayalar bir yanı uçurumdur. Atından inip onu öper yelesini okşar herkes teslim olacağını düşünürken o atını uçuruma sürer. Öldüğü sanılırken bir de bakarlar ki Çomar Bölükbaşı yüzerek gölden karşıya geçmektedir. Kimileri yakalanmasını kimileri ise Tanrı'nın yardım ettiği bu kahramanın bağışlanmasını ister ama yakalanmasını isteyenler ağır basar. Ordu dolaşıp önünü keser. Çomar Bölükbaşı güçlükle bataklıktan kıyıya çıkar. Yeniden orduyla savaşa tutuşur. Sonunda alnından vurulur başını kesip Van Paşa'sına götürürler. Paşa: "Yazık etmişsiniz böyle bir yiğit vurulur mu,başı kesilir mi? götürün bedeniyle birlikte şehit olduğu yere gömün" diye adamlarını azarlar. 



Yozgat

Gelin kayaları söylencesi

Zamanın birinde Cehrilik yakınlarında ki bir köyde güzeller güzeli bir kız yaşamaktadır. Kızın güzelliği dillere destan olmuştur. Hergün birçok delikanlı onu görmeye gelmektedir. Bir gören bir daha köyden ayrılmamaktadır. Gelenler arasında ağa oğulları beyler de vardır. Kıza ağırlığınca altınlar, köşkler, sürüler teklif ederler. Ama kız hiçbirini kabul etmez. Kız yoksul bir delikanlıya gönül vermektedir. Ailesi bu sorunu çözmek için kızı bir an önce evlendirip sevdiğine vermek istemektedir. Kısa zamanda hazırlıklar yapılır, düğün kurulur. Haber her tarafa yayılır. Herkes hayret eder hele de kızın sevdiğine verilecek olması herkesi memnun eder. Bir ağa oğlu ise bunu bir türlü kendine yedirememektedir. Çok zengin olmasına rağmen kızı alamamaktadır. Öyle ise onu başkasına da yar etmemeye karar verir. Hemen haber gönderip düğünün durdurulmasını ve kızın kendisine verilmesini ister. Kızın babası ise zorla güzellik olamayacağını artık beyin de bu işi kabullenmesi gerektiğini söyler. Ağa oğlu büsbütün hiddetlenir ve gelin alayı köyden ayrılıp Cehrilik'in kuzey sırtlarına vardığında yolu keser. Alaydakilerin tümü öldürülür. Güzel kız olanları görünce durumun umutsuzluğunu kabullenir. Ellerini kaldırıp "Tanrım beni bu haydutların eline bırakma ya taş et ya kuş" diye yakarır. Sözü biter bitmez de taş olur.

O günden beri bu kayacıklarda gelincik çiçekleri açar. Cehrilik yakınlarındaki keltepe'yi aşanlar boynu bükük kaya gelini ve hörgüçlü develeri andıran kaya dizisini görebilir.

Düldül izi söylencesi

Cehrilik 'in üst başından doğup geniş  bir yatakta akışını sürdüren gümüş renkli suya yörede Düldül özü denir. Düldül Özü'nün kıyısından yarım saat yürüyünce dik bir yamacın başında iki metre genişliğinde, bir o kadar da yüksek bir çınko kaya ile karşılaşılır. O kayanın dibinde adam sığacak büyüklükteki oyuktan da pırıl pırıl bir su kaynar Bu su biraz ötede Düldül Özü'yle birleşir.

Kaynağın sağında kayanın içine doğru bir at izi vardır. Söylenceye göre bu iz, Ali’nin atı Düldül 'ündür. Ali Buralardan geçerken Düldül'ün ayağı kayaya batmış. Ali "Çek ya mübarek" deyince, ayağını çıkarmış ama dengesini yitirip arka üstü çökmüştür. Burası arka üstü düşen bir atın bıraktığı izi andırır. Bu yüzden kaya Düldül izi diye anılır.

Çamlık söylencesi

Yozgat'ta yaygın olan bir söylencede Çamlık Söylencesi’dir. Söylenceye göre Çamlık'a ilk fidanı Aslı'nın peşinden diyar diyar dolaşan Kerem dikmiştir. Yolu Yozgat yöresine düşen  Kerem, Aslı’sını sormuş. Bulamayınca da günümüzdeki Çamlık'ın yanına bir fidan dikmiş. "Bu çamdan ne çamlar filizlenir, koruluk olur; bizi söyler, bizi fısıldar" deyip yollara düşmüştür.

O gün bu gündür Çamlık, hafif bir yelde sevda türküleri söyler, içli ezgiler fısıldar. Günümüzde e Yozgatlıların çalıp söyleyip eğlendikleri, dinlendikleri sevdalarını dile getirdikleri ezgilerini dillere döktükleri yerdir.


Zonguldak

Çoban dede Söylencesi

Karabük'ün yakınlarındaki Öylebeli Köyü'nde ne zaman ve nereden geldiği bilinmeyen  yoksul bir çoban yaşamaktadır. Karısından başka kimsesi yoktur. Gün boyu söyleşip sürülerini dağ bayır otlatırlarmış. Tatlı dilleri ve yardımseverlikleri onları herkesin sevgilisi yapmıştır.

Koyunlarını en güzel otlaklarda otlatmak isteyen Çoban Dede, Araç Çayı'nı geçip de karşıdaki otlaklara ulaşamadığına üzülür. Çay üzerine bir köprü yapmaya karar verir. Ormandan kestiği ağaçları danasını sırtına yükleyip kıyıya yığmaya başlar. Ama bu iş onun taşıması ile gerçekleştirilebilecek gibi değildir. Tanrıya yardım etmesi için yalvarır. Tanrı da geyiklere yardım etmelerini emreder geyikler kesilen ağaçları taşıyıp kıyıya taşır. Çoban Dede de kısa sağlam bir köprü yapar. Koyunları buradan geçip karşı otlaklarda otlamaya başlar. Bir süre sonra burada bir cami yaptırmak ister Köyde bir cami temeli için çukur açar ertesi sabah buranın kum ve çakılla dolu olduğunu görür. Köylüler bunun sırrını öğrenmek için Dede'yi gözlemeye başlar. Çoban olanları sezmiştir. Karısına "Köylü beni gözetleyip sırrımı öğrenmek ister, bu camiyi yapmak ban nasip olmazsa, beni buralarda arama Kara danayı ardımca sal o beni bulur der.

Çobanı gözetleyenler taş ve çakılın geyiklerce taşındığını görüp şaşırır. Çobanın sırrı açığa çıkmıştır. "Evinizin sayısı yirmiyi aşmasın" deyip ortadan kaybolur. Bir süre sonra karısı ardından kara danayı salar. Kara dana gidip gömütlükte durur, Sonrada yaylaya gider. Orada ölür. Köylüler asıl adı Bahattin Gazi olan Çoban Dede için "Dede Yaylası" denilen yerde bir türbe yaparlar.

Yaygın olan inanışa göre Çoban Dedenin bir kolu mezarının dışındadır. Türbeyi gezenler gözlerini yumarak içeri girmek ve çıkana değin açmamak zorundadır. Buna uymayanlar çarpılır yada başına bir kötülük gelir. Dede’nin ilenci gerçek olmuş demir çelik tesisleri yapılana kadar köyün hane sayısı 20 yi geçmemiştir.

Çeştepe de Yatan Demirci Dede söylencesi

Burada Demirci Dede adlı bir ziyaret vardır. Buna ilişkin söylence ise şöyledir:

Bir zamanlar, Çeştepe Köyü'nde yaşlı, çalışkan bir demirci yaşamaktadır. Köyün tek demircisidir. Kimsenin işini geri çevirmek istemez. Geç saatlere kadar çalışır herkesin işini görür. Günün birinde dükkâna gelenler Demirci Dede'yi göremezler. Merak edip evine varırlar: Demirci Dede ölüm döşeğindedir. Başına toplanan köylüler "Sen bizi bırakıp gidiyorsun bizim işimizi kim görecek, aletlerimizi kim onaracak....." diye sızlanırlar. "Ben Hakk'a kavuştuktan sonra da sizinle birlikte olacak, işlerinizi yine görecek ,demiriniz hiç eksilmeyecek, sizler demirden ekmek yiyeceksiniz" der ve gözlerini yumar.

Demirci Dede Çeştepe'ye gömülür. Öldükten sonra da köylüsünü yalnız bırakamaz. Söyledikleri bir  süre sonra çıkar. Mezarının karşısında uzun uzun bacalar tütmeye başlar. Kendisinin binbir güçlükle çıkarıp işlediği demir tesislerde üretilir.

Çoban çeşmesi söylencesi

Zamanın birinde Ereğli Beyi'nin oğlu ava çıkar. Sıcak bir yaz günüdür. Bir süre at koşturduktan sonra sıcak ve susuzluktan iyice bitkinleşir. Karşıdan gelen koyun sürüsüne yaklaşır. Çobandan su ister. Çoban, Bey oğlunu şöyle bir süzer, yanı başındaki kayaya eliyle şöyle bir vurur. Kayadan buz gibi su akmaya başlar. Çoban suyu gösterip "Haydi kana kana iç "der. Delikanlı kana kana içer ama bu işe şaşırıp kalmıştır. Çobana bu işi nasıl yaptığını sorar Çoban da: "Sen can yakar, kan dökersin, ben se gönül yaparım. İşte işin sırrı burada" deyip koyunlarını sürüp gider. Beyoğlu ardından bakakalır ve o günden sonra ava çıkmamaya kan dökmemeye iyilik yapmaya gönül almaya and içer. Çoban Çeşmesi’nde o günden beri akıp durur.

.


.....

..

....

lütfen paylaşalım