foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

Urfa

Adem ile havva ya ilişkin söylence

Söylenceye göre Adem ile Havva Cennetten kovulunca ilk olarak Harran ovasında toprağa basmışlardır.

Ova o vakitlerde yeşillik kuş cıvıltıları olan ve çiçeklerle dolu bir yermiş. Adem ile Havva bir süre bu güzelliği doyasıya izler. Bunca güzellik içinde birtek ağacın olmayışı dikkatlerini çeker. Adem cennetten gelirken yanına aldığı bir nar bir de gül dalını ovaya diker. Bunlar akşama kadar bir adam boyu büyür ertesi günde biri al biri de ak çiçekler açar.

Bir süre sonra karınları acıkır Adem: "Ak gülü narı bir günde büyüten toprak beni de doyurur" der ve toprağı işlemeye karar verir. Ama ne ekeceğini  düşünürken Havva avucunu açar içinde cennetten getirdiği bir buğday tanesi vardır. Sevinçle işe koyulurlar.

Adem ak gül ağacın dalından saban yapar. Boyunduruğa koşulup toprağı sürmeye başlar. Bu yorgun iş yüzünden  bir süre sonra iyice yorulur ve kımıldayamaz hale gelir. Havva yardıma gelir ama bir süre sonra da oda yorgunluktan çalışamaz hale gelir. O yıl az ürün alırlar. Bir yıl İki yıl  derken dermanları tükenir.

Bir gün öğle sıcağında yine toprakla uğraşırken ansızın yanlarında bir sarı öküz belirir. Boynunu boyunduruğa doğru uzatır. Adem bu yorucu işten kurtulduğuna o kadar sevinir ki sarılıp öküzü gözlerinden öper. Ondan sonra her sabana koştuğunda bu işlem tekrarlanır.

İnanışa göre  Harran Ovası yeryüzünde ilk sürülen, ilk ayak basılan topraktır. Buğdayın ak gülün narın kutsallığı Cennet'ten getirilmiş olmalarındandır. Günümüzde de çiftçilerin öküzleri gözlerinden öpmeleri Adem' den kalma bir gelenektir.

Eyüp Peygamber Söylencesi

Eyüp yörede yaşayan çalışkan dürüst ahlaklı iyi yürekli ve Tanrı'nın sevgisini kazanmış kazanmış bir ulu kişidir. Yedi oğlu üç kızı pek çok malı vardır. Tanrı dürüstlüğüne karşılık  malını artırmıştır.

Günün birinde şeytan Tanrı'nın huzuruna çıkar Kullarının yollarını şaşırdığını artık kendisine iman etmediklerini söyler.

Tanrı: "Kulum Eyüp'e de baktın mı? O temiz kullarımdan dır. Hiç bir zaman benim yolumdan dönmez." der. Şeytan :"Malına bir dokun istersen, bakalım şimdiki gibi iman edecek mi sana?" diye meydan okuyunca, Tanrı bir günde Eyüp'ün tüm mallarını elinden alır. Ama Eyüp'ün inancı ve davranışları değişmez. Ardından çocukları ölür. Eyüp sabır ve tevekkülle boyun eğer.Bu kez şeytan bir de canına dokunmasını ister. Eyüp'ün tüm bedeni çıbanlar içinde kalır. Dayanılmaz açılar içindedir ama yinede inancını yitirmez. Kül içinde oturup bir çömlek parçasıyla kaşınmaktadır. Durumunu görenler, bunca acıyı kendisine reva gören Tanrı'ya hala iman edecek misin dediklerinde :"Tanrı verdiği gibi alır. Verirken iman edip, alınca başkaldırmak hak mıdır?" cevabını verir.

Bu zor sınavların erdemlerini  İnancı yitirmeden çıkan Eyüp'e Tanrı Mallarını iki katıyla verir. Eyüp sağlığına kavuşur. Yeniden yedi oğul, üç kız babası olur. Söylenceye göre çilesini günümüzde Eyüp makamı diye anılan yerde tamamlamıştır. Burada yaralarına dadanan solucanlar düştükçe: “senin de bedenimde kısmetin vardır.." diye onları yerden alıp yaralarına koyduğu söylenir.

İsa'nın kutsal Mendili

Urfa'ya egemen olan yönetici deva bulmaz bir hastalığa yakalanır. Bir mektup yazıp İncil'e inandığını, Urfa’ya gelirse halkıyla birlikte kendisine iman edeceklerini İsa'ya bildirir.

İsa çok sevindiğini ama Urfa ya gelemeyeceğini söyler. Bir mendil yüzüne sürerek ziyaretçilere verir. Mendile yüzünün resmi çıkmıştır.

Elçiler Urfa'ya yarım saat kala günümüzde Eyüp Peygamber Makamı diye bilinen yerde kazayla mendili bir kuyuya düşürürler. Suyun yüzeyinde İsa'nın yüzü belirir. Binbir zorlukla çıkarılan mendil yöneticiye götürülür. Mendil sürülür sürülmez yaralar iyileşir. Kutsal sayılan mendil uzun süre saklanır. İslam dini yöreye egemen olunca Müslümanların eline geçer. Memun Bizans'la yaptığı bir savaşta yenik düşer. Barış antlaşmasında Bizanslılar, tutsakların geri verilmesi için kutsal mendilin kendilerine teslimini şart koşarlar. Mendil verilir tutsaklar geri alınır.

Mendilin düşürüldüğü kuyu Hıristiyanlarca kutsal sayılır. Her yıl dönümünde geceden oraya gelirler. Adaklar adanır, törenler yapılır. Kuyu başına yalınayak gitme gereğine inanalar çoktur. Bu yıl dönümü, inanışa göre Paskalya Yortu'nun yirminci günüdür.

İnanışa  göre günümüzde Peygamber'in ateşe fırlatıldığı mancınıklar olarak bilinen sütunlar, aslında bu kuyu ve mendilin anısına dikilmiş anıtlardır. Birinin altına bitmeyen altın, birinin altına bitmeyen su gömüsü yerleştirilmiştir. Biri yıkılırsa Urfa suya diğeri yıkılırsa altına gark olacaktır.

Karakoyun Deresi ve Hızmalı köprü söylencesi

Kentin güneydoğusunda yoksul bir ana oğul yaşamaktadır. Oğul kasarcı çayında kasarcılık yapmaktadır.

Günün birinde yöreye gelen bir derviş, birkaç gün delikanlıyı izledikten sonra :"Oğlum seni izledim. Görüyorum ki çalışkan  dürüst bir insansın Anladığıma göre dardasınız. Yakında ülkeme döneceğim, orası varsıl bir yerdir. İstersen sende benimle gel" der. Delikanlı anasına tanışır, kadıncağız hiç olsun oğlum yoksulluktan kurtulsun der gitmesine izin verir.

Derviş delikanlıyı tekkesine getirir ve eğitmeye başlar.

Günün birinde delikanlı çarşıda güzel bir kız görür. Ona sevdalanır. Soruşturulunca sevgilisinin Karakoyunlu Beyi'nin kızı olduğunu öğrenir. Umutsuzluktan yemekten içmekten kesilir. Derviş durumu öğrenince "tasalanma gider kızı isteriz," der. Ertesi gün saraya varır. Bey öfkelenir ama saygısızlık olmasın diye sesini çıkarmaz. Dervişe kırk gün içinde istediği armağan ve paralar getirilince kızını vereceğini söyler. İstekleri kırk gün içinde temin edilecek gibi değildir. Üstelik dervişte yoksulun biridir. Durumu öğrenen derviş umutsuzdur ve günden güne erimektedir.

Kırkıncı gün derviş uyandığında tekke avlusunda altın mal yüklü develerin beklediğini görür. Koşup dervişe haber verir. Derviş gülümser. Alıp bunları beye götürür. Çaresiz kalan bey kızını verir ve düğün dernek kurulur.

Derviş delikanlıyı gerdeğe girmeden bir köşeye çeker iki rekât namaz kılmasını sonrada kendisi için dua etmesini söyler. Delikanlı çektiği acılardan sonra öylesine mutlu ve coşkuludur ki namaz kılar ama derviş için dua etmeyi unutur. Ertesi gün uyandığında kendini Kasarcı çayı kenarında bulur. Olan olmuştur. Gidip olanları anasına anlatır ve tekrar eski yaşamlarına dönerler.

Kız uyandığında kocasını yanında göremeyince her yeri aratır, ama izine bile rastlamaz. Dervişte yitmiştir. Vakti gelince kızın bir oğlu olmuştur. Çocuk biraz büyüyünce hem gittiği yerlerde kocasını aramak hemde hac görevini yerine getirmek için yola koyulur. Urfa'ya varır. Samsat Kapısı önünde çadır kurarken bağrışmalar duyar Kentin ortasından geçen dere taşmış evler sular altında kalmıştır. Bey kızı Birkaç yılda bir yinelenen su baskınından kenti kurtarmak ister. Hac parasını bu işe harcayacaktır. Tellallar çağırtır halkı hendek kazmaya davet eder.

Anasının isteğiyle delikanlı da hendek kazanlar arasındadır. Günün birinde bey kızının çocuğu bir ağlama tutturur, bir türlü susturulamaz. İşçiler oyalamak için kucaklarına alır elden ele geçirirler, çocuk babasının kucağına gelince susup etrafına gülücükler dağıtmaya başlar. Bey kızı delikanlıyı hendek işinden alır. Çocuğu eğlemekle görevlendirir.

Delikanlının anası oğlunun bohçasını karıştırırken altın sırmalı düğün elbisesini görür. "Oğlum artık bu elbise bizim durumumuza yaraşmaz, onu kente bunca iyiliği olan hatuna armağan edelim de bizden bir anmalık olsun". der. Giysi Bey kızının çadırına götürülür. Kız armağanı görünce kendi el işlemelerini görüp tanır. Getirenin bulunmasını ister. Delikanlıyı getirirler iki sevdalı buluşur.

Bu arada hendek tamamlanmıştır. Derenin yatağı değiştirilerek taşkın tehlikesi önlenmiştir. Ardından dere üzerine bir de köprü yapılır. Yıkılınca yenisi yapılsın diye köprü ayaklarından birini altına bey kızı tarafından altın hızma koyulur. Bu yüzden buraya bey kızının adından dolayı Karakoyun Deresi ile ayaklarındaki hızmadan dolayı da Hızmalı köprü denir .

Bey kızı ile delikanlı burada mutlu bir yaşam sürerler. Ölünce de Karakoyunlu Deresi'nin kenarına gömülürler.


Uşak

Ali ile Kezban söylencesi

Avşar Beyi Söylencesi

Avşar Beylerinden biri ava çıkmıştır. Av peşinde koşarken Bizans sınırına girmiştir. Tutsak olarak Tekfurun huzuruna çıkarılır. Tekfur: "buralarda ne arıyorsun?" diye sorar. Avşar Beyi: ,"Hiç, canım sıkılmıştı şöyle bir çıkıp gezeyim bir kale fethedeyim dedim" der. Tekfur güler, "Kaleyi tek başına mı alacaksın" der. Avşar Beyi de gülümser " Hayır dağın öbür yamacında silahlı 10.000 askerim var. Birkaç saat içinde dönmezsem buraya üşüşüp taş üstünde taş koymayacaklar, çok kan dökülecektir." der.

Tekfur korkar onbin atlıyla baş edecek askeri yoktur. Bir çare aramaya koyulur. "Aramızda bir antlaşma yapalım ben size yılda bin altın beşyüz koyun bir o kadar da deve at versem, bu savaştan vaz geçer misiniz? "Afşar Beyi şöyle bir düşünür: "Kan dökülmesini istemeyen bir insansınız. Hatırınız için önerinizi kabul ediyorum. Hemen hazırlayın ben döndükten sonra da yollayın, sakın ola ki yola asker çıkarmayın, atlılarım üzerime asker saldırdığınızı düşünüp kaleye saldırabilirler... isteklerimi de tam zamanında gönderin. "der.

Bizans tekfuru böyle bir belayı savuşturduğu için memnundur. Tek başına bir kaleyi aldığı için namı artan Afşar Beyi zamanla bölgeye tamamıyla hakim olur.

Ali ile Kezban söylencesi

Yörede yaşayan zengin bir alenin Kezban adında çok güzel bir kızı vardır. Dağ eteğinde sürüsünü otlatan çoban bir gün kızı görür ve sevdalanır. Kezban da ona tutulmuştur. Ali yıllarca sırrını saklar ama bir gün gelir artık dayanamaz ve anasını kızı istemeye gönderir ana yüreği dayanamaz ve varır kız kapısına kızı ailesinden ister. Bey kızar: "Oluna söyle yüksek dağların başı dumanlı olur. Baş döndürür. Başını yükseklerde gezdireceğine, dağın eteğinde sürüsünü otlatsın kendi dengini bulsun "der.

Bu sözler Hem Ali yi hem de Kezban'ı derinden yaralar iki aşık kaçmaya karar verirler. Gece yarısı bir pınar başında  buluşurlar ama pusu kuran beyin adamları ikisini de öldürürler. Olay tüm çevreyi etkiler. Her ikisinin de ardından türküler yakılır.

Evren Dede söylencesi

Bir zamanlar Banaz ilçesinin günümüzde Evren Dede koruluğu denilen yerde türküler çalıp söyleyen bir Türkmen koca yaşamaktadır. Ezgiler öylesine yankılanır ki duyan sese doğru koşar ve Evren Dede susmadıkça yanından ayrılamazmış.

Bir gün gelir artık koruluktan ses gelmez olur koruluğa gidenler Evren Dede den hiçbir iz bulamazlar ama sazından gelen nağmeler koruluğa sinmiştir. Yel estikçe sesler dökülür. Çamların uğultusuna karışıp 
Uşaklılar a Evren Dede'nin ezgilerini dinletir.

Günümüzde de yel estiğinde  yörede aynı namelerin geldiği ne inanılır.


.....

..

....

lütfen paylaşalım