foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

 


Tekirdağ

Tekirdağ da Kral yolu Söylencesi

Bizans dönemi' nde Tekirdağ'ı yöneten Tekfurun güzel bir kızı Barbaros tekfurunun da  da yiğit bir oğlu vardır. Günün birinde kızı gören oğlan yemeden içmeden kesilir. Gece gündüz kızın hayali gözlerinin önündedir. Sonunda dayanamayıp derdini babasına açar, bu kızı kendisine alması için yakarır. Tekfur Tekirdağ'a gidip kızı babasından ister. Tekirdağ tekfuru: "Denize kıyı boyunca; suyun bir karış altında bir yol yaptıracaksınız. Kızım buradan arabasıyla geçerken tekerlekler şıpır şıpır edecek. Bu şartı kabul ederseniz kızım sizin olacak" der.

Barbaros Tekfuru çaresiz kabul eder. İki gencin sözü kesilir. Düğün hazırlıklarına başlanır. Bir yandan da yolu yapımı sürdürülmektedir. Bir gün Tekfur kızı vermekten vazgeçtiğini söyleyince yapım da durur. Yolun şarap iskelesi yakınında birden yok olmasının nedeni budur.

Bir başka söylenceye göre ise yol yapılır gençler evlenir arabayla buradan geçip giderler ama bir gün deniz kabarmıştır dalgalar gelip gençleri alıp götürür ve bir daha da bulunamazlar.

ARZULU KÖYÜ SÖYLENCESİ

Söylenceye göre göre Arzulu köyü adını o yörede yaşamış Arzu Baba adlı bir dervişten almıştır.

Arzu Baba günümüzde Arzulu Köyü yakınlarında yaşamaktadır. Her gece köyün çevresini bir kaç kez dolaşır. Bir tehlike olup olmadığını anlamadıkça yatmaz.

O dönemlerde düşman çeteleri köylere baskın yapmaktadır. Bir gece Arzu Baba, çetenin yaklaşmakta olduğunu görür. Tek başına direnip köyü çetelere karşı savunur ve köye bir tek çete bile sokmaz.

Arzu Baba ölümüne değin köyü korur. Öldüğünde tüm köy, ardından yas tutar. O na bir türbe yaptırılır ve köye adı verilir.

Ermiş Baba Söylencesi

Baba diye çağrılan bir ermiş ortalığın susuzluktan kırıldığı bir dönemde su çıkması imkânsız bir yeri kazıp su çıkarır. Köylü onun bu kerametini "büyü, sihir" diye karalar. Böyle şeyler yapmaması için uyarır, daha sonrada kadıya şikâyet eder. Kadı ermişe kendisini savunmak için tanığı olup olmadığını sorar. O da izin isteyip dışarı çıkar. "Gelin ikiniz" diye seslenir. Görünürde kimseler yoktur. Az sonra iki iri taş ermişin ardından gelir. Kadı davadan vazgeçip ermişe taşları durdurmasını söyler. Ermiş: "durun" deyince taşlar oldukları yerde kalır.

Günün birinde ermişe bir kiriş gerekir. Kirişi kesip biçer ama kısa gelir. Köylüler gülüp eğlenmeye başlayınca kirişi eline alıp sıkarak uzatır. Köy halkını da "yerle bir olun" diye kargışlar. Sözü bitince köy yerle bir olur.

Yukarı Sırtköy'ün Kargışlanması söylencesi

Günün birinde Sırtköy'e bir ermiş gelir. Bir kapıyı çalıp su ister. Kapı yüzüne kapanır. Böyle birkaç evin kapısını daha çalar :"Oradaki kuyuları görmüyor musun? gidip içiver," diye tersleyip kovarlar.

Bunun üzerine ermiş yüzünü köye dönüp :"Kuyularınız kurusun, hiç su çıkmasın, Hepsi şu aşağıdaki köyden su taşıyan Haneniz 32  yi aşmasın" diye kargışlar. Bundan sonra kuyular kurur. Su çıksa da kısa bir sürede bitiverir. Hane sayısının uzun zamandır 32 nin üstüne çıktığı görülmemiştir. Köylüler sularını, günümüzde de yakınlarındaki Aşağı Sırt Köy' den taşırlar.

Almalı Kalesi ve Müstecap Köyü söylencesi

Gazi Süleyman Paşa Karadağ'ın tepesindeki Almalı Kalesi'ni almak ister. Kale bir kaç kez kuşatılır, baskınlar yapılır ama bir türlü düşmez. Bunun üzerine Karargâh günümüzdeki Müstecan Köyü yakınına taşınır. Yeni bir saldırı planı yapılır.

Ertesi sabah erkenden kalkan ordusu, hazırlıkları tamamlar. Süleyman Paşa :"Eğer dualarımız müstecap(Kalbul) olursa burada bir köy kurulsun "der. Plan gereği atlar ters nallanır. Düşman da nal izlerine bakarak ters yöne gider. Kaledeki asker sayısı azalmıştır. Askerler kısa sürede kaleyi ele geçirir. Karargâhın bulunduğu yerde bir köy kurulur. Adına da Müstecap Köyü denir. 

Tokat

Kırk kızlar türbesi Söylencesi

Bir zamanlar Niksar'da dünya malına düşkün, zalim bir vali yaşamaktadır. Niksar halkı zulümden bezmiş, yoksulluk içinde yaşam sürmeye çalışmaktadır. Valinin iyi yürekli güzel kızı da babasının zulmüne dayanamaz. Kırk kız arkadaşıyla bir çete kurar. Erkek elbiseleri giyip sık sık valinin sarayını basıp ele geçirdiklerini yoksul halka dağıtırlarmış. Valinin en akıllı adamları, en güçlü askerleri çeteyi yakalayamaz. Çünkü kız babasının planlarını önceden haber almakta, hazırlanan tuzaklara düşmemektedir. Aradan uzun bir zaman geçer. Kızın dadısı işi anlar, koşup valiye duyurur.

Valide kırık kızla birlikte kızını yakalatır, başlarını vurdurur. Büyük bir gömüt kazdırılır ve hepsi buraya gömdürülür  daha sonra halk bu gömütün üstüne bir türbe yaptırır.

Kesikbaş türbesi  yanındaki Köprüye ilişkin söylence

Kesik baş türbesinin yanında bir köprü vardır. Önce ağaçtan yapılan bu köprüyü sular alıp götürür. Bunun üzerine taştan sağlam bir köprü yapılmasına karar verilir. Ama kimse taş ve kum taşımak istememektedir.

Günün birinde Turhal'a bir derviş gelir. Irmaktan geçmek ister ama köprü yoktur. "Neden köprünüz yok " diye sorar. "Ağaçtan yapıyoruz sular  götürüyor, taştan yapmaya karar verdik, kimse taş getirmiyor. Bu yüzden kent köprüsüz kaldı" cevabını verir.

Derviş bastonunu Kocatepe'ye doğru uzatınca yamaçtan taşlar sökülmeye başlar. Bunlar yuvarlana yuvarlana gelip üst üste yığılır. Sağlam bir köprü ortaya çıkar. Derviş herkesin şaşkın bakışları arasında köprüden geçer. Turhal'a şöyle bir bakıp :"İki taşı üst üste koyamayan Turhallılar, bundan böyle mal üstüne mal koymasın," der. yiter.

İnanışa göre Turhal'da o günden sonra kimse zengin olmamıştır. Zenginleri ya yabancıdır yada başka yerde zengin olmuştur.

Şeyh Bedrettin söylencesi

Vaktiyle Kelkit Irmağı yatağını değiştirerek Dedem bahçesi kıyısına varır. Gömütlüğün de sular altında kalan Bedrettin cağını gören halk buraya bir set başlar. Çalışma sürerken ak saçlı bir derviş çıka gelir. Ne yaptıklarını sorar. "görmez misin ırmak neredeyse gömütlüğü götürecek. Hem burada ünlü bir evliya yatıyor, onun gömüt ‘ünün sular altında kalmasına gönlümüz razı olmaz" derler. Yaşlı adam gülümser: "Hiç telaş etmeyin, bırakın kendini kurtarmayan evliyayı sel götürsün ,"der ve uzaklaşır

Ertesi gün çalışmak için gelenler Kelkit Vadisi'nin yatağına çekildiğini gömütlüğünde kurtulduğunu görürler.

Trabzon

Kentin Alınışına ilişkin söylence

Fatih Trabzon'a gelir, Pontus kralı David, Fatih’e karşı koyamayacağını anlar. Kenti kurtarmanın yollarını arar. En akıllı adamlarına tanışır. Fatih’e şöyle bir öneri yapılmasına karar verilir. “Kentin dışında, kıyıda Ayasofya Kilisesi'yle Kule arasında bir zincir gerilidir. Fatih'in her zaman öğündüğü topçuları bu zinciri kırk atışta koparabilirlerse kent hiçbir direnme olmaksızın teslim olacaktır. Koparamazlarsa ordular geri çekileceklerdir.

Fatih düşünür taşınır öneriyi kabul eder. Topçular hazırlanır. Atışlar başlar. En iyi nişancılar bile, zinciri koparamaz. Sıra son atıştadır. Fatih: "Kendine güvenen varsa geçsin topun başına " der kimse göze alamaz.

Derken top birden ateşlenir. Atışı yapan Hoşoğlan adında çelimsiz bir yeniçeridir. Huzura getirilir, Fatih topçu olup olmadığını sorar.; olumsuz cevap alınca da öfkelenip başını vurdurur o anda tepelerden bir çığlık yükselir.: “Zincir koptu kent teslim oluyor" Ortalık bir anda karışır. Ordu çığ gibi kente akmaya başlar. Hoşoğlanda kesik başı koltuğunun altında en önde koşmaktadır. İlk coşku geçip de Hoşoğlan'ın farkına varıldığında olduğu yere düşer, ölür ve öldüğü yere bir türbe yaptırılır.

Delicebal Söylencesi

Onbinler zorlu bir yolculuktan sonra Trabzon önlerine gelirler. Maçka - Gümüşhane arasında ki dağlardan geçerken ağaçlardan bal damladığını görürler. Askerlerin çoğu üşüşüp baldan yiyince ya uykuya dalar yada deli olurlar, Aradan saatler geçer fakat uyanamazlar. Onları gören yerliler üzerlerinde ne varsa alırlar. Ayılanları da bir güzel döverler. Askerlerde ayık olanları kıyıya doğru kaçmaya başlarlar.

Sonunda balın Maçka'da Meryemana Dağları'nda yetişen zifin "Zafinos" adlı çalımsız bir bitkiden toplandığı anlaşılır. Ayılanlar da bir süre deli gibi dolaştıklarından bu balın adına "Delibal" adı verilir. Günümüzde yaban arısı balı da denilen bu baldan çok yiyenlerde çeşitli delilikler uyuşukluklar sarhoşluklar görülür ki buna bal tutması denir.

Sesli Kayalar Söylencesi

lV. Murat Bağdat seferinden dönerken Sümela Manastırı karşısındaki sesli kayalar denilen yerden geçerken ayak seslerinin kayaların sayısınca yansıdığını duyar. Durup aşağı bakınca 300 m yüksekliğindeki  bir kaya oyuğuna yapılmış Sümela Manastırı'nı görür. Yerlilerden burasının kutsal Sümela (Meryemana) manastırı olduğunu, içinde Hıristiyan keşişlerin barındığını uçan kuştan gayrsının giremediğini öğrenir. Çok kızar. Manastırın topa tutulmasını buyurur. Ancak atılan toplar Manastıra değmez. Yanlarından geçip gider. Bunu gören lV. Murat Manastırın kutsallığına inanır. Oraya kimsenin dokunmamasını buyurur.

Hıdrellez söylencesi

Yörede yaygın olan bir inanışa göre hıdrellezde çalışmak haramdır. Çalışanlar Belli bir  saatte iş başında yakalanırlarsa mutlaka yaptıkları işe göre cezalandırılırlar. Söylenceye göre Hıdrellez günü bir ailenin fertleri  tarlaya çift sürmeye giderler Anneleri tarlaya ekin atmakta oğulları ise öküzleri ile tarlayı sürmektedir. Hepsi oldukları yerde çifte karışır ve yerlerinde birer ağaç biter Rişk yaylasında bulunan ormanda ağaçların arasında kocaman taşlık bir alan vardır Tamamen boş olan bu alanda  önde bir  ağaç ekin atan anneyi arkadaki iki ağaç çit süren çocukları onların arkasındaki ağaç ta öküzlerini gösterirmiş.

Sümela Manastırı’nın inşası ve efsaneleri

Kiliseyle ilgili efsaneler

Karadenizli Rumların arasında anlatılan bir efsaneye göre Atinalı Barnabas ve Sophronios isimli iki keşiş bir rüya görür ve Sümela’ya doğru yola çıkarlar. Burada Bakire Meryem ikonunu görürler ve bu mağarayı bir kiliseye çevirmek isterler. Mağarayı daha da derine doğru kazarak ve yüzeyleri düzleştirerek ufak bir kilise inşa etmişlerdir. Ardından küçük bir şapel de eklenmiştir. Bu kilise manastırın temelini oluşturmuştur.

Yine efsaneye göre Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Luka bir ikon yapmıştır ve ölümünün ardından bu ikon Atina’ya gönderilmiştir. Ancak Theodosius I’in hükümdarlığı esnasında ikon Atina’da ayrılmak istemiştir ve melekler ikonu Trabzon’daki mağaraya getirmiştir. İkonun oldukça eski ve mucizevi bir yapı olduğuna inanılmaktadır.

İnanışa göre manastırın ortasında kutsal bir havuz vardı ve 30-40 metre yükseklikten aşağıya dökülen suların mucize etkisi olduğuna inanılırdı. Sadece Hıristiyanlar değil Müslümanlar da Meryem Ana’nın insanlara sağlık getirdiğine inanmaktaydı. Bu nedenle yüzlerce yıl boyunca her iki dine de inananlar sağlık bulmak için buraya gelmiştir.

http://tatil.milliyet.com.tr/sumela-manastiri-nin-insasi-ve-efsaneleri/icemtour/altgalerihaber/20.12.2011/1478129/default.htm?PAGE=1 alınmıştır


Tunceli

Munzur Söylencesi

Bir zamanlar Ovacık'ın Ziyaret köyünde bir ağa yaşamaktadır. Ağanını Munzur adında çok güvendiği bir çobanı vardır. Munzur iyi yürekli gönül ehli bir adamdır.

Günün birinde ağa hacca gitmek ister. Munzur'u çağırıp: "Ben uzun bir yolculuğa çıkıyorum gidip dönmemek var karım senin anan kızlarım senin kardeşin malım mülküm gibi onlara iyi bak. "der ve yola düşer.

Aradan günler geçer. Bir gün Munzur, ağanın karısına varıp :"Ana helva yapta ağama götüreyim. "der. Kadın şaşırır ama bir şey demez. Herhalde canı helva istedi deyip işe koyulur. Yaptığı helvadan bir tas verir. Munzur daha büyük bir kabın doldurulmasını ister. Kadın ses çıkarmadan bir lengeri doldurup Munzur verir. Munzur helvayı kaptığı gibi ortadan kaybolur.

Bu sırada ağa namaz kılmaktadır. Selam verir Munzur'u karşında görür. Munzur lengeri bırakıp bir şey söylemeden ortadan kaybolur gider.

Aradan uzun bir zaman geçer ağa hacdan döner. Bütün köy karşılamaya çıkar. Munzur da yeni sağdığı bir tas sütle kalabalığın arasına karışır. Köyün girişinde kalabalık yanaşıp ağanın elini öpmek ister. Ağa: "Eli öpülecek kişi ben değilim Munzur'dur" der. "Bana Hacda iken evimin helvasını yedirdi. O bir ermiştir. "der. Kalabalık Munzur'a yönelir. Munzur ürküp kaçmaya başlar. Koştukça tastaki sütler yerlere saçılır. Sonunda dağın eteğinde bir kayanın önüne gelir. Kaçacak yer kalmamıştır. Elindeki tası yere atıp kuş olur kayanın kovuğuna girer kaybolur.

Elindeki tası attığı yerde süt renkli bir göl oluşur. Kayanın kovuğundan ve sütlerin yere saçıldığı yerlerden de ak köpüklü sular fışkırır. Dağa ve sulara Munzur adı verilir.

Süpürgeç dağı ile Karadağ söylencesi

Pertek ilçesinin kuzeyindeki süpürgeç dağı ile Murat ırmağının ötesindeki başı dumanlı Kara Dağ bir zamanlar aynı kıza tutkun iki delikanlıdır. Aralarında zorlu bir çekişme vardır. Yıllar geçer ikisi de kocar ama bir türlü yenişemezler. Sonunda önce sevdikleri kız, ardından da kendileri ölür. Ama aralarındaki çekişme sürer. İkisi de birer Uludağ olup birbirlerine top atmaya başlarlar. Süpürgecin attığı toplardan Karadağ'ın yüzü kapkara olur. Karadağ'ın attığı toplarsa süpürgecin tepesini uçurur. İnanışa Karadağ'ın yüzünün onca kara, süpürgeç ’in tepesinin de dümdüz olması ondandır.


.....

..

....

lütfen paylaşalım