foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

Nevşehir

Göreme ve peri bacalarına

Söylenceye göre Göreme'nin Peri Bacalarında insanlarla periler bir arada yaşamamıştır. Periler her konuda insanlara yardımcı olurlar, düğünlerde saz söz eğlence her şey yapılır, eğlencelerde üzüm şırasının içine girip, insanları sarhoş ederler. Nerede şenlik, eğlence varsa orada periler insanların hizmetindedir. Böyle yaşayıp giderken insan padişahının oğlu, Peri Padişahının kızına sevdalanır. İnsanlar derin derin düşünür "Periler çoluk çocuğumuzun arasına karışırsa halimiz ne olur?" diye kaygılanırlar. Sonunda perilere savaş açarlar. Avcı kılığında perilerin yaşadığı kayalara saldırırlar. Birer güvercin olup uçan periler o gün bu gündür, buralardaki sayısız güvercinlikte yaşamlarını sürdürmektedir.

Avcılar Kasabası, perilere savaş açan avcıların yurdu sayılır. Üç hisar ve Orta hisar' sa savunma noktalarıdır.

Göreme yöresindeki yeraltı kentlerinde bir zamanlar devlerin yaşadığına inanılmaktadır. Birbirine açılan odaların kapılarındaki değirmentaşı büyüklüğündeki sürgüler bunun kanıtı olarak gösterilir. Halk bunlara "Devlerin kenti" der ve girmez ,girilirse kapının kendiliğinden kapanacağına ,içerdekinin cezalandırılacağına inanılır.

Talihsiz Belha söylencesi

Günümüzde Urumşa diye anılan bölgeye, bir oymak yerleşir. Oymakbaşı, oymaktakilerin sevgisini güvenini kazanmış iyi bir yöneticidir. Behla adlı güzel bir kızı vardır. Kızın tek arzusu Ayazmanın sularında yıkanmak, kendi kendine şarkılar söylemektir.

Yine bir gün Ayazma' da yıkanmış giyinmektedir. Birden karşısına bir delikanlı çıkar. "Ben Ziyaret Dağı'nın ardından geliyorum. Oranın reisiyim. Günlerdir seni yıkanırken izliyorum. Sana gönül verdim" der. Belha önce kaçar ama bir süre sonra o da sevdalanır. Ayazma'nın başında Ziyaret Dağı reisini beklemeye başlar. Güzel Belha'ya gönül verenler, günden güne artmaktadır. Oymak Beyi güç durumda kalmıştır. Kızı hangisine verse ,öbürü kendisine düşman olacaktır. Buna bir çözüm düşünür. Sonunda bir cirit yarışması düzenlenmesini buyurur. İsteyenler ikişer ikişer çarpışacak kazanan kızı alacaktır.

Yarışma günü gelir. Yarışmacılar kıyasıya çarpışmaya başlar. Ziyaret Dağı Beyi ile  Aliyli Beyi sona kalır. Aralarında amansız bir çarpışma başlar. Ziyaret Dağı Beyi tam Aliyli Beyi ni sıkıştırmışken ansızın  göğsüne Aliyli Beyi'nin ciridi saplanır. Kanlar içinde yerlere yuvarlanır. Bunu gören Belha, umutsuzluktan bir çığlık atıp yarışmayı izlediği yerden ciridin üstüne atlar. İki sevdalı aynı ciritle ölüme gider. Oymak Beyi çok üzgündür ama iş işten geçmiştir artık. Bey "Onları sarayımın bahçesine gömün" der.

Yöreye o günden sonra da Belha adı verilir.

 


Niğde

Güllü Baba Söylencesi

Selçuklu Sultanı bir doğu seferine çıkar. Mevsim kış olduğundan yollar kapanır, ordu küllüce köyü adı verilen yerde kalır. Askerler soğuktan ve açlıktan kırılmak üzeredir. Tipi biraz azalınca Sultan, karşıda bir kulübe görür. Atını sürer, kapıyı çalar. İçeride ak sakallı, nur yüzlü bir Türkmen kocası, Ocakta çorba kaynatmaktadır. Sultan daha kendini tanıtmadan yaşlı adam konuşmaya başlar."O...geldin mi? Bende seni bekliyordum. Üşümüşsündür geç söyle ocağın başına. Askerlerinde üşümüştür. Onlara bir çıra gönderelim de ısınsınlar.

Sultan şaşırır. Ocağın başına geçer. Yaşlı adam ocaktan bir çıra alıp nöbetçilerden birine verir. "al bunu askerlere götür, ısınsınlar, az sonra çorba da hazır. “der. Sultan dayanamaz" bu çırayla tümü ısınacak, bu tencereyle de tümü doyacak, Öyle mi?" der. Yaşlı adam tatlı bir gülümsemeyle başını sallar.

Bir süre sonra ordu çadır kurar, küçücük çıra koca bir meydan ateşi olur. Kaynayan çorba karavanalara kepçe kepçe dağıtılır ama bir türlü bitmez.

Sultan yaşlı adama teşekkür eder, izin ister. Onu sınamak içinde bir kese altın uzatır. Yaşlı adam "o bize değil size gerek. Bizim Dünya malında gözümüz yok. Biz gönül adamıyız" der. Sonra da koynundan kış olmasına rağmen dalından yeni koparılmış gibi canlı bir gül dalı sultana uzatır. Sultan yaşlı adamın ellerini bir kez daha öperek "bundan sonra senin adın Güllü Baba olsun" der. O günden sonra Güllü Baba 'nın kulübesi yakınında bir köy kurulur. Adına da Güllüce denilir.

Bor'a ilişkin söylence

Zamanın birinde, bir ülkede güzeller güzeli bir prenses yaşamakta, halk bu prensesi çok sevmektedir. Günün birinde prenses hastalanır. Hekimler derdine çare bulamaz ve işe periler karışır, ama onlar da çaresiz kalır. Prenses her gün biraz daha erimekte herkes bu duruma çok üzülmektedir.

Günün birinde saraya bir gezgin gelir. Prensesin hastalığını duymuştur. Odaya girip prensesi gördüğünde gözleri dalar bir süre düşünür, sonra memnun bir yüzle "Buldum" der. Çevresindekiler merakla açıklama beklemektedir. Gezgin şöyle der. "Ben çok yer gezdim, gördüm, gezdiğim beldeler içinde bir yer var ki sözle anlatılamaz. Dört bucağı çöl, bozkır, kıraç toprak, yalçın kayadır. Bunların arasında yemyeşil bir beldedir orası. Her yanı elma, Kayısı bahçeleri, üzüm bağlarıyla donanmıştır. Havası, tüm dertlere şifadır. Dallarından asma kızları billur taneleri gibidir. Güneş eşsiz harikalar yaratır, bülbül sesleri çevreyi çınlatır. Hele o tülün sessizce kayması gibi fısıldar. Bu diyar bu eşsiz diyar Bor'dur. Eğer Prensesi buraya getirirseniz birkaç güne kalmaz eskisinden daha sağlıklı olur der ve yitip gider.

Prenses buraya getirilir bir çadır kurulur üç günde prenses iyileşir. Herkes sevinç içindedir. Ülkenin her yanından hastalar buraya akın etmektedir.

Bir zaman sonra prenses burada sıkılmıştır. Niğde' ye geçer Bor da bu özelliğini yitirmiştir. Halk arasında "Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye" deyişinin buradan kaynaklandığı sanılmaktadır.

Hasan Dede'yle Ali Baba

Hasan Dede günümüzde Hasan Dağı denilen yerde tek başına yaşamaktadır. Aksaraylı Ali Baba adlı dervişle arkadaş olmuştur. Ali Baba bir hamamda külhancılık yapmaktadır.

Bir gün Ali Baba Hasan Dede'yi ziyarete gider. Mendilinde bir avuç kor vardır. Sohbetleri süresince kor için için yanar. Mendile bir şey olmaz. Başka bir gün de Hasan Dede, Ali Baba 'yı ziyarete gider. Mendiline bir avuç kar koymuştur. Külhanda oturup söyleşirler. Duvara astığı mendildeki kar, erimeden öylece durur. Bir ara Hasan Dede'nin gözü hamamdan çıkan kadınlara takılır. Mendildeki kar şıp şıp damlamaya başlar. Ali  Baba Hasan Dede ye bakar ve "Dağ başında ermişlik hüner değildir, burada ak topuklu kadınlar arasında ermiş kalmaktır. "der. Zamanla Ali Baba'nın sözleri halk arasında da söylenip ders alınması için anlatılır.

Hasan Dede aslında Danişmendliler'in Başkomutanı Sultan Torasan 'dır. Haçlı seferleri sırasında ll. Kılıçaslan ile birlikte yararlılıklar göstermiş ölünce vasiyeti gereği Hasan Dağı'nın doruğuna gömülmüştür.


.....

..

....

lütfen paylaşalım