foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

Malatya

Malatya Bey dağı söylencesi

Torosların bir kolu Bey dağı Malatya ovasının güneyinde kentin yanındadır. Burada uyuyan taşa dönmüş bir Ermiş’e ilişkin söylence:

Ermiş ,yılda bir kez uyanmakta ve şu soruyu sormaktadır.:

-Malatya ovası altın sabanla sürülüyor mu?


Olumsuz cevap alınca yeniden uykuya dalmaktadır. Malatya ovası, çok verimlidir. İyi sürülüp işlenirse bereket bolluk artacak ve sabanlar bile altından yapılacaktır. O gün ermişin yeniden canlanacağına inanılmaktadır. Ermiş bunu beklemektedir.

Eski Malatya Söylencesi

Eski Malatya XlX .yy başlarında terkedilmiştir. Aspuzu bağları o kentin yazlığıdır. Halk yazları  buraya göç etmektedir.

Eski Malatyalılar her yıl Aspuzu'ya göç ederken ateşlerini bir kuyuya  doldurup üstünü kapatmakta, dönünce de aynı kuyudan ateşini almaktadır. O yıl Aspuzu'dan dönen eski Malatyalılar, kuyudaki ateşin söndüğünü görürler. Bunu uğursuzluk sayarak kenti boşaltır, Aspuzuya dönerler.

Zurbahan' a ilişkin söylence

İnanışa göre Zurbahan tepesindeki  kayanın içinde üç oda vardır. Biri altın, biri mücevher, biri de altından araç gereçle doludur. Odanın kapısı ancak tılsımlı  bir sözle açılabilir. Şimdiye kadar içeri girmeyi başaran olmamıştır, girmişse de içerden bir şey alıp çıkaramamıştır.

Yörede yaşayan bir hoca günün birinde bu odaların kapısını açmaya kararlıdır. Dağın tepesine çıkıp daire çizer. İçine girip okumaya üflemeye başlar. Okudukça çevresine çeşitli yaratıklar çıkar, amaç onun şaşırtmaktır. Fakat aldırmaz okumaya devam eder. Sonunda kapı aralanır içerde mücevherler doludur. Üzerlerinde dünya güzeli bir kız oturmaktadır. İçeri girip koynunu doldurur çıkmak ister fakat bir türlü kapı açılmaz. Sonunda çaresiz mücevherleri bırakıp çıkar.

  


Manisa

Gyges söylencesi

Lidya Kralı Kandaules çok sevdiği güzel karısıyla, Sardes' teki sarayında güzel günler geçirmektedir. Ona göre karısı dünyanın en güzel kadınıdır. Askerleri arasında en yakın dostu Gyges'e sık sık karısının güzelliğinden söz eder. Ama Gyges ilgilenmez görünür. Bunun üzerine Kandaules  günün birinde Gyges'e şöyle der: "karımın ne denli güzel olduğunu söylediğimde pek inanır görünmüyorsun. Kulak, göz kadar öğretemez doğruyu insana !...O halde bir de onu çırılçıplak gör..." Gyges karşı koyar ve yakarır: "Efendim ne yakışıksız bir şey istiyorsunuz benden, efendimin karısını çırılçıplak görmek olur mu? Bir kadın üstünü çıkardı mı utancından  da soyunmuş olur. İnsanoğlunun namus kurallarını kullanmasından buyana çok zaman geçmiştir. Bunların öğrenilmesi gerekenlerinden biri de 'yalnız senin olana baktır. Tüm kadınlar arasında en güzelinin sizin karınız olduğuna inanıyorum. Yalvarırım benden böyle bir suç işlememi istemeyin. "Kandaules aldırmaz o denli üsteler ki sonunda Gyges kabul etmek zorunda kalır.

Gece olunca Kandaules, Gyges’i yatak odalarına götürür, kapının ardına saklar. Bir süre sonra karısı gelir, soyunmaya başlar Gerçekten çok güzeldir. Yatağa uzanmak için sırtını döndüğünde Gyges kapıdan çıkar ama kadın olanları fark etmiştir. Duygularını belli etmez ama onuru yaralanmıştır.

Ertesi gün Gyges'i çağırır.: "Senin için iki yol var." der. Bunlardan birini seçebilirsin. Ya Kandaules'i öldürür, beni de Lidya Krallığını da al ya da Kandaules'e hoş görünmek için gördüklerini bir daha görmemen için ölmeye hazır ol. Evet ikinizden biri ölecek, Ya benim onurumla namusumla oynayıp beni suç işlemeye iten o,ya da çıplak görmekle edep kurallarını çiğnemiş olan sen. Seçim senin."

Gyges güç durumda kalmıştır. Sonunda kendi canını kurtarmak için o gece Kandules'i öldürür. Böylece krallık Heraklesoğulları soyundan, Mermnadesler denilen Gyges'in soyuna geçer.

Midas'a ilişkin söylence

Silenos şarap Tanrısı Dionysos'un yaşlı bir satyrdir. Bir gün Tanrı Frigya, lidya, dağ ve koruluklarında dolaşırken Silenos uyuya kalır. Köylüler onu bulur. Boynundaki çiçek çelenkleriyle bağlayarak Midas'a götürürler. Midas onu tanır ve on gün on gece sarayında ağırlar. Sonra da yaşlı yoldaşını, Dionyos’a götürür. Dionyos buna öyle sevinir ki Midas'a her dileğini gerçekleştireceğini söyler. Midas her dokunduğunun altın olmasını ister. Dionyos sözünde durur, dileğini gerçekleştirir.

Midas sarayına dönerken dokunduğu bir dal altın olur, yerden topladığı bir avuç çakıl altına dönüşür. Eline aldığı bir buğday başağı altın döker. Çok mutludur ama sofraya oturup ta eline aldığı ekmeğin altın olduğunu Şaraba dokunduğunda bir altın külçesine dönüştüğünü görünce dileğinin korkunçluğunu anlar. Sonunda bu duruma dayanamayan Midas, Dionyos’a  giderek eski durumuna getirilmesini ister. O da Sardes'e dönerek Sart Çayı kaynağına çıkmasını, burada topraktan fışkıran sularla yıkanmasını söyler. Kral denileni yapar ve kurtulur.

Dur Hasan Baba Söylencesi

Yörede Hasan Baba adında bir ermiş yaşamaktadır. Saruhan Bey'i hocanın ününü  duymuştur. Asker göndererek onu çağırtır. Hoca askerlerin geleceğini önceden sezer. Onları bir küçük tencere yemekle karşılayıp iyice doyurur. Atlarının önüne koyduğu bir tutam saman da tüm atlara yeter. Askerler şaşırır. Ama bir şey demezler. Hoca'yla yola koyulurlar. Hoca yayan gitmektedir. Yolda askerler bir küçük tencere yemek ve bir tutam otla kendilerini ve atlarını doyurmasının gizini öğrenmek ister. Hoca hiç ses etmez. Askerler o denli sıkıştırır ve bunaltırlar ki sonunda orada bir taşın üstüne ata biner gibi oturur ve uçmaya başlar. Askerler ardından "Dur Hasan Baba dur..."diye bağırırlar. Hoca  kıbleye dönüp taşı durdurur. Askerlerin komutanı "biz senin ne olduğunu gördük,  şimdi de sen bizi gör " der. Oradaki büyük bir kayayı kılıcıyla ikiye böler.  Hoca da yumruğunu kayaya dayar, bastırır. Kaya hamur gibi oyulur. Komutan ellerine sarılıp bağışlamasını yalvarır. Ama hoca açıkça keramet göstermiştir. Oracıkta ölür. Öldüğü yerde Dur Hasan Baba Köyü kurulur.

İnanışa göre at gibi taş, komutanın kestiği, Hoca'nın oyduğu kaya günümüzde de yan yana durmaktadır. Hocanın bindiği taşta baldır ve topuk izi vardır.

Ali gölüne ilişkin söylence

Yörede yaşayan Ali Adlı bir çoban ağanın kızına vurulur. Kızda çobanı sevmektedir.. Bey günün birinde durumu öğrenir. Çobanı çağırtır. Nurhak Dağları'nda bir kış geçirirse kızını vereceğini söyler. Çoban atını dağa sürer. Günümüzde Ali Gölü'nün çevresindeki bir mağaraya sığınır .Bir süre dayanır ama sonra ölür. Söylenceye göre sığındığı mağaranın duvarlarında Ali'nin ölüm nedeni şöyle açıklanmaktadır.

"Açlıktan ve susuzluktan değil, dağların uğultusundan öldü. "İnanışa göre mağaranın önündeki oyuk taş Ali'nin atının yemliğidir. O günden sonra da mağaranın yakınındaki göle Ali gölü adı verilir.

Malik Ejder'e ilişkin söylence

Söylenceye göre Maraş'ın dört tepesinde dört sahabe yatmaktadır. Bunlar Şeyh Ukkaş, Malik Ejder, Osman Dede, Sâd İbni Ebi Vakkas'tır.

Malik Ejder, Malik Ejderli Tepesi'nde yatmaktadır. Gömütü çok büyük ve üstü açıktır. Söylenceye göre Hz. Muhammed, Malik Ejder'le Osman Dede'yi Maraş'ı almakla görevlendirir. Bunlar uzun ve zor bir yolculuktan sonra Maraş yakınlarına gelir. Bir çeşme başında uyuya kalırlar. Düşman üzerlerine gelir. Aralarında zorlu bir savaş olur. Bu iki ulu kişiyle başa çıkamayan düşman geri çekilir.

Malik Ejder tepesi günümüzde de kutsal sayılmakta olup bir adak yeridir.

Manisa mesiri ve tarihçesi

Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim 'in eşi Muhteşem Süleyman diye tarihe geçen Kanuni sultan Süleyman 'ın annesi Hafsa Sultan Manisa'da iken bir ara hastalanır. Hastalığına çare bulunamayan Sultan'ın yaptırdığı Sultan Camii Medresesinin başına getirilen Merkez Efendi bitki ve baharatların karışımından oluşan bir macun hazırlar.41 çeşit baharat karıştırılarak hazırlanan bu macunu yiyerek sağlığına kavuşan Hafsa Sultan ,Hastalara bu macunun verilmesini ister.

Halktan gelen isteğin artması üzerine, kağıtlara sardırılan macunun kendi yaptırdığı Sultan Camii'nin kubbe ve minarelerinden halka saçılmasını buyurur. Halk her yılın 22 Mart günü Sultan Camiinin önünde kendiliğinden toplanır. Toplanır ve böylece Manisa mesir macunu şenlikleri doğmuş olur.(1539)

O günden bugüne on binlerce insan Sultan Camii etrafında toplanır, doğanın uyanışının baharın gelişinin bereket ve bolluğun başlangıcını, sevincini yaşar. Günümüzde şenlikler sırasında uygulanan program uyarınca çeşitli kültürel ve sportif faaliyetler sergilenmekte  ve Manisa halkına çeşitli hizmetler sunulmaktadır.

  

Muğla

Keramos söylencesi

Keramos, Dionysos'la Ariadne'in oğludur. Adını verdiği tüm kentler gibi, günümüzde adı Ören olan Kerme  Körfezi'ndeki, Keramos' da Antik Çağ'da seramik sanatının merkezlerinden biridir. Bununla ilgili söylence ise şöyledir.

Minos la Pasiphae'nin kızı olan Ariadane Girit'te canavar Minotauros'la çarpışamaya gelen Theseus'a gönül verir. Canavarın bulunduğu binbir tehlizli mağarada yitmemesi için kız Theseus'a  bir yumak iplik verir. Theseus karışık tehlizlerde ilerlerken bu yumağı açıp yere serer. Canavarı öldürdükten sonra yumağı izleyerek geri döner. Ariadne'yi kaçırıp Naksos adasına götürür. Kızı burada bırakıp yitip gider. Tanrı Dionyos adaya gelir. Kızı alıp Olympos'a götürür. Evlenirler. Tanrının düğün armağanı olarak verdiği altın taç, gökteki yıldızlardan birine dönüşmüştür. İkisinin birleşmesinden Keramos doğar. Günümüzde Ören adıyla anılan kentin kurucusu bu Keramos'tur.

Yılanlı kaya söylencesi

Söylenceye göre Orta Asya'dan gelen bir grup Türk, Bodrum'un kuzey doğusuna düşen Mazı bölgesine ulaşır. İyice yorulmuşlardır. Oba önderi konaklama kararı verir. Hazırlıklar başlar.

Oba önderinin uzun yıllar çocuğu olmamıştır. Yıllar sonra bir oğlu dünyaya gelmiş, doğum sırasında karısı sakatlandığından bir daha çocuk olma ihtimali kalmamıştır. Bu yüzden ana baba çocuğun üstüne titrer. Gözlerinin önünden ayırmazlar.

Bu çocuk hazırlıklar sırasında kurulmakta olan çadırın yanında oynamaktadır. Bir yılan sinsice süzülüp çocuğu sokar. Mehmet adlı oracıkta ölür. Oba yasa bürünür. Söylenen ağıtlardan yer gök iniler. Ana babanın haykırışları hepsini bastırır. Ama fayda etmez. Çocuğun öldüğü yere çocuk mezarlığı denir. Günümüzde bu köy aynı adla anılır.

Mehmet'in anası  bir zaman sonra kendine gelir. Oyalanmak için halı tezgâhının başına oturur. Bilinçsizce halının üst yanına bir yılan motifi işler, daha sonra halıya boydan boya  yılan motifiyle doldurur. Daha sonra dokuduğu halılara da aynı motifi işler. Zamanla motif gelenekselleşir. Günümüzde yörede dokunan halılara yılan motifi işlenmesi geleneği böyle başladığı söylenir.

Ölü Deniz'e ilişkin söylence

Balıkçılıkla geçinen bir baba oğul sarp olan kıyılarda büyük bir fırtınaya tutulur. Oğul kayalara yaklaşırlarsa, bir koya sığınabileceklerini söyler. Karaya yaklaşmaya başlar. Babaysa kayalara çarpmaktan korkmaktadır. Burada koy olamayacağını yineleyip durmaktadır. Aralarında tartışma çıkar. Baba tam kayaya çarpacaklarını sandığı an, bir kürek vuruşuyla oğlunu denize yuvarlar. Dümene geçtiğinde ne görsün deniz dönerek dümdüz bir koya açılmaktadır. Koya girer ama yıkılmıştır. Oğlunun acısıyla o da canına kıyar. Söylenceye göre Ölü Deniz’in çevresinde insan yüzünü andıran bir kaya vardır. Bu kaya oğlanın taşlaşmış başıdır. Fırtınalı havalarda "buraya gelin" diyerek gemicilere yol göstermektedir.

Sarı ana söylencesi

Sarı Ana Marmaris'te yaşayan Hak katında nazı geçer bir ulu kişidir. İyiliğiyle hoşgörüsüyle herkesin çevresindekilerin sevgisini kazanmıştır.

Günün birinde Kanuni Sultan Süleyman, Rodos seferi için Marmaris'e gelir. “Kentin Ulu'su kimdir? Kimin duasını talep edelim," diye sorar. Sarı Ana'yı söylerler. Yanına varır elini öper. Sarı Ana bir tek sarı ineğiyle bütün orduyu doyurur. Kanuni Sultan Süleyman sorar: "Sarı anam deyiver Rodos'u alacak mıyız? " Sarı Ana'nın yanıtı şöyledir. "Ordunda kimsenin yanında haram nesne yoksa zafer senindir." Kanuni meraklanır: "Bunu nasıl anlayacağız, Sarı Anam, bize bildir," der. Sarı Ana'da "Şimdi armut mevsimidir. Askerlerin torbasına baksınlar. Armut varsa bu, Marmaris bahçelerinden toplanmış haram nesnedir. Ancak benim de bir dileğim var. Torbasından haram çıkana bir şey yapmayacaksın. Onu  gazadan alıkoy. Bu ona en büyük cezadır" der.

Kanuni torbaları aratır. Birkaçından armut çıkar. Sahiplerini memleketlerine gönderir. Sefere çıkar. Rodos'tan zaferle döndüğünde, Sarı Ana'nın elini öper, gönlünü alır.

Sarı Ana yöre halkının  inancına göre balıkçıların, denizcilerin koruyucusudur. Denizde zor durumda kalanlar ondan medet umarlar oda yardımlarına koşar.


Muş

Kızıl Ziyaret Söylencesi

Bir zamanlar Kurtik Dağları eteğinde yaşayan yaşlı bir adamın dünyalar güzeli bir kızı vardır. Kız bir çobana sözlüdür. Onun güzelliğini duyan Muş Beyi'nin oğlu, günün birinde buralara gelir. Kuzularını yayan kızı görür görmez sevdalanır. Güzelliği gözlerini kamaştırmış dili tutulmuştur. Bir süre sonra kendine gelir ve kıza seslenir: "Atla atımın terekesine sen bana layıksın". Kız "Kıyma bana ağam. Sen bey oğlusun, benim gibi elli kız bulursun. Gönlüm satılık değildir. Onu sahibine atamışım bir kez...Başkasında gözüm yok.." diye yalvarsa da beyin gözü görmez. Kız kaçmaya başlar, Beyoğlu da kovalar, Umutsuzluğa kapılan kız kendini dik bir yardan aşağı atar. Yiter gider. Hiç bir izini bulamazlar ama onun eşsiz güzelliği çiçeklere, yüreğinin coşkusu kaynaklara, türküleri kuşların ötüşlerine soluğu dağ yellerine sinmiştir. O günden sonra tepeyi ziyaret edenler buraya "Kızı ziyaret tepesi" demişler. Bu ad zamanla Kızıl Ziyaret Tepesi adına dönüşmüştür.

Bayındır Baba Söylencesi

Malazgirt Savaşı'nın ünlü komutanlarından Bayındır Baba'ya ilişkin söylence şöyledir:

Muşlu bir delikanlı Yemen Çöllerinde savaşırken yaralanır, yıkıldığı yerde "su su" diye inlerken ağzına bir desti uzanır. Aksakallı nur yüzlü bir adam, testisiyle bağrını serinletir, yarasını sarar. Delikanlı kendine gelince, kim olduğunu sorar. Dede:

"Ben Bayındır Baba'yım. Sen askere çağrıldığında ilkin arkadaşlarınla beni ziyaret etmiştin. Ziyaret borcumu şimdi ödüyorum. "der ve ortadan kaybolur yiter.

Bayındır Baba'nın askere gidenlerin ve ziyaretçilerinin koruyucusu olduğu yönündeki inanış günümüzde de yaygındır.


.....

..

....

lütfen paylaşalım