foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

Isparta

Gülcü Baba Söylencesi

Her yıl Isparta da düzenlenen yarışmayla en güzel gül yetiştirenler seçilir ve "Gül Şeyhi" unvanını alır. Efsaneye göre bir dönem Gülcü Baba diye anılan yaşlı zengin ihtiyar her yıl gül Şeyhliğini alır kimseye bırakmazmış.
Gülcü babanın yetiştirdiği güller kadar çok güzel de bir kızı varmış. Adı Güllühan'dır. İsteyeni pek çoktur ama babası onu kimseye vermez. Günlerden bir gün kim kendinden güzel gül yetiştirirse kızını ona vereceğini söyler ve tüm delikanlılar işe koyulur. Gençlerden biride fakir bir gençtir gül yetiştirmek ister ama gül yetiştirecek bir karış bile toprağı yoktur. Ne eder eder Gülcü Babanın yanına bahçıvan olarak girer. Gülcü baba ona yetiştirdiği gül ile  ilgili tüm sırlarını açar. Delikanlıda o gülden bir kalem alıp kendi yetiştirdiği bir güle aşılar. Zamanı gelince yarışmaya katılan Gülcü Baba altın bir vazoda getirdiği gülünü ortaya çıkarıp seslenir:
-Benim gülümden daha kokulu, daha canlı, daha güzel gül yetiştiren varsa çıksın ortaya kızım anasının ak sütü gibi kendisine helaldir. Kimseden ses çıkmaz tekrar tekrar seslenir ama ses yoktur. Sonunda delikanlı toprak saksıya koyduğu gülü ile meydana çıkar. Gül inanılmaz güzelliktedir. Genç kalabalığa döner "işte benim yetiştirdiğim gülüm onu göz yaşlarımla suladım sevgimle besledim ona aşkımdan alev gönlümden koku verdim" 
Ortalık karışır. Gülcü baba şaşırmıştır. Çevreden sesler yükselir.: "Bu gül seninkinden güzel. Sözünü tut, kızını bu gence ver. Güllühan bu çocuğun hakkı".
Gülcü baba bir delikanlıya bir kızına bakar "yazılan bozulmaz, verilen sözden dönülmek, mutlu olun "der. Gül bahçelerinde kırk gün kırk gece süren bir düğünle onları evlendirir.

Isparta halısına ilişkin söylence

Isparta beylerinden birine çok güzel bir halı hediye edilir. Bey  halıya bir göz atar ve adamlarına "hemen bana bu halıyı dokuyan kızı ve babasını getirin" der. Adamlar arar tarar ve kızı bulur ve babasıyla birlikte huzura getirir. Bey kızın babasına "tez bu kızı istediği gence vereceksin". Adam şaşırmıştır. Bey açıklar "Kızın dokuduğu halıya yüreğini işlemiş. Öyle renkler ve öyle desenler işlemiş ki bir bakışta sevdasını özlemini anladım, iki genci birbirine tez vakitte kavuşturasın. "Gerçekten de kız yıllardır birilerine Sevdalıdır ama babası vermez. Bu  sayede gençler evlenir ve kırk gün kırk gece düğün yapılır.

Eğridir gölüne ilişkin söylence

Bir zamanlar Eğridir Gölü’nün bulunduğu yer güllük gülistanlık bir yermiş. Bir bahar günü şiddetli gök gürültüleri ile başlayan yağmur, günlerce sürer. Hava açıldığında ovadaki obalardan birinde bir nine kapısının önünde yün eğirmeye oturur. O sırada ovayı seller basar. Oba halkı dağlara kaçmaktadır. Nine işini sürdürmektedir. Geçenler "Haydi koş yerler sulandı, gök bulandı, sel geliyor canını kurtar" diye bağırırlar ama nine aldırmaz. Çaresiz kalan köylüler "Öyleyse ne halin varsa gör, eğir, dur " der ve yamaçlara kaçarlar. Seller ovayı doldurur, koca bir göl olur. O gölde o yamaç ta "eğirdur" olur. Bu ad zamanla "Eğridir" e dönüşür.

Piri Muhammed'e ilişkin söylence

Damadı Piri Muhammed, Berdai sultan ölünce şeyh olur.

Günün birinde o zamanın  Başkenti  Edirne'de bir Papazın uçarak keramet gösterdiğini, halkın inanışlarını etkilediğini duyar. Kalkıp Edirne'ye gider. Papazı Padişahın huzuruna getirir. Kerametini göstermesini ister. Adam hay hay deyip uçmaya başlar. Piri Muhammed başmağını çıkararak havaya atar. Başmak şahin olur. Papazı gagalamaya başlar. Piri Muhammed başmağını ayağına geçirir. Papaz da yara bere içinde yere inmiştir. Muhammed: "Uçar gibi davranıp İslam dinine ve inanışlarına zarar vermek istedin ama cansız bir başmak bile seni ne hale getirdi.. Yaptığının yanlış olduğuna inandın mı? "şimdi gör bak uçmak nasıl olur" der ve ortadan yiter. Bir süre sonra Kâbe’ye varıp geldiğini gösteren bir kaç kanıtla döner. Papaz pişman olur ve bir daha böyle bir şey yapmayacağına yemin eder.

 

İçel 

Kız kalesi ve Gülek söylencesi

Mersinde yaşayan krallardan biri  bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrı'ya yalvarmaktadır. Sonunda dileği gerçekleşir ve güzelliği, zarafeti, yardımseverliği  ile dillere destan bir kızı olur.
Bir gün şehre bir falcı gelir kral onu sarayına çağırır. Kızının geleceğini öğrenmek ister. Falcı kızın eline bakınca irkilir. Kralın zorlaması üzerine konuşur ve kralım kızınızı bir yılan sokacak buna hiç kimse siz bile engel olamayacaksınız der. Kral durumu kimseye söylemez ama düşünmeden de kendini alamaz. Sonunda Mersin'e 60 km uzaklıkta kıyıya yakın yerde küçük bir adacık üzerinde kızına bir kale  yaptırır. Kızını buraya kapatır. İşin gerçek nedenini bilmeyen kızı günden güne üzülmekte ve zayıflamaktadır. Günün birinde saraydan giden bir üzüm sepeti içinden çıkan bir yılan kızı sokup öldürür.

Lokman Hekim ve Şahmeran söylencesi

Lokman Hekim'in babası da bir hekimdir ölümü yaklaşır ve bir gün karısını çağırarak ona bir defter verir ve doğacak çocuğumu da birçok büyük bir hekim olacak onun üstüne hekim olmayacak zamanı gelince bu defteri ona vereceksin, der. Zamanı gelince bir oğlan çocuğu dünyaya gelir büyür ama hiçbir şey elinden gelmez okumayı dahi sökemez geçimi için tek çıkar yol olarak ta odunculuk yapar.
Bir gün yorgun argın eve dönerken canı dolaşmak ister. Kır yoluna sapar. Bir inilti duyar ve dönüp baktığında insan başlı, ak, yılan yılan gövdeli bir yaratık görür. Çok korkar. Yılan "ey insanoğlu benden sakın korkma. Ben yılanların başı Şahmeran'ım, yaralıyım bana yardım edersen, bir gün bunun karşılığını mutlaka öderim. "der. Lokman onu kucağına alır, söylediği yoldan onu bir mağaraya getirir. Yılan bir şeyler mırıldanır. Mağaranın kapısı açılır. Burası eşsiz güzellikte bir yerdir. Mağarayı bekleyen karayılan, Şahmeran'ı sarayına götürür. Burada bakılan Şahmeran kısa sürede iyileşir. Aradan kırk gün geçmiştir. Lokman artık eve dönmek istediğini söyleyince Şahmeran gördüklerini kimseye söylememesini söyler ve "Ölümüm insan elinden olacak bunu biliyorum, ölümümü duyduğunda yapacağın şeyleri sana tek tek anlatacağım. Sakın unutma dediklerimi aynen yapacaksın, "der. Neresinin hangi hastalığa iyi geleceğini nasıl hazırlanacağını  tek tek anlatır.
Lokman eve döndüğünde bambaşka bir adam olur zamanını devamlı okuyup öğrenmeye ayırır.


Aradan uzun zaman geçer. Şahmeran saraydaki billur suda evreni izlerken birden gözü Tarsus Beyi'nin güzeller güzeli kızına ilişir. Ona tutulur, yemeden içmeden kesilir. Günün birinde kızın hamama gittiğini görür. Güzelliği karşısında çılgına döner, o da hamama gider. Islak mermerler üzerinden kayıp düşer. Hamamcı ve hizmetkârları Şahmeran'ı göbek taşında vurarak öldürürler. Bu nedenle Tarsus'taki eski hamamın göbek taşının şifalı olduğuna inanılır.
Şahmeran'ın öldüğünü duyan lokman hekim Tarsus'a gelir.
Tarsus beyi amansız bir hastalığa tutulmuştur. Vezirinin baktığı fala göre Şahmeran'ın gözlerini ve ciğerini yerse iyileşecektir. Vezir Şahmeran da olağanüstü güçler olduğunu bildiğinden ilacı kendisi hazırlamak ister. Amacı Tarsus Beyi'nin yerine geçmektir.
Lokman'da ilacı hazırlamak isteyince Bey bu işi ona verir. Lokman Şahmeran'ın kendisine anlattığı gibi onu üçe böler ve kaynatır. Parçalar kaynatılırken her biri hangi hastalığa iyi geleceğini anlatmaktadır. Bu sırada Lokman'ın yanına gelen Vezir bir hastalık bahanesiyle insanlara olağanüstü güçler veren parçadan bir yudum ister. Hangi parçanın hangi hastalığa iyi geleceği konusunda yanlış bilgiler verir. Lokman onun kötü niyetini anlar ve ona kuyruk suyundan vererek ölümünü sağlar. Gövdenin ikinci suyunu kendi içer. Bey'e de ilacını yapar bey iyileşir.
Lokman saraydan ayrılır kırlardan gezerken tüm bitkiler dile gelip hangi hastalığa iyi geldiklerini söylerler. O da duyduklarının tümünü bir deftere yazar. Ünlü Hikmet-ül Lokman böyle doğar.

Eshab-ı Kehf söylencesi

Esahb-ı Kehf e ait Anadolu'da birçok yörede söylenceler vardır. Tarsus yöresinde ise şu şekilde anlatılır :
Tarsus yöresinde Dakyanus isminde bir kral yaşamakta ve putlara tapmaktadır. Halkına da putlara tapması için baskılar yapmaktadır. Kralın: Mernuş, Sezenuş, Debernuş, Yemliha, Makselmina ve Meslina adlı altı yardımcısı vardır. Bunlara tanışmadan hiçbir şeye karar vermez.


Kral gün geçtikçe zenginleşir. Sonunda kendini Tanrı saymaya başlar. Aksini söyleyenleri de  idam eder.
Günlerden bir gün Tarsus düşman saldırısına uğrar. Dakyanus bir türlü saldırıyı önleyemez ve ülkesi yağma olur. Yemliha Dakyanus'un Tanrılığından şüphe duymaya başlar. Bir akşam arkadaşlarını toplar ve onlara "Bu yerleri kim yarattı, ay güneş kimin sayesinde dönüp duruyor, gökleri yeri kim kurdu bize kim can verdi diye gece gündüz düşünüp dururum Ülkemize saldıran düşmanla bile baş edemeyen Dakyanus tüm bunları yapamaz. Bunu yapan bir Tanrı vardır. Ne Dakyanus ne de putlarımız bu işi yapamaz" der  ve arkadaşları da bu görüşleri paylaşır.
Toplantıyı gizlice izleyen Dakyanus'un adamlarından biri durumu Dakyanus'a haber verir. Kral adamlarını çağırıp önce iyilikle sonra da tehditle düşüncelerinden vaz geçirmeye çalışır. Kendisinin Ninova'ya gideceğini dönüşünde hala aynı düşüncelerinde iseler onları öldürtüp her bir parçalarını bir dağa atacağını söyler.
Kralın yokluğundan yararlanan altı arkadaş yanlarına bir miktar yiyecek alıp gizlice kentten kaçarlar. Yencelüs adlı mağaraya doğru yol alırken karşılarına Kefeştetayyış adlı bir çoban çıkar. Çobanın Kıtmir adlı bir köpeği vardır. Söyleşirlerken Kıtmir adlı köpeğiyle çoban da onlara katılmak ister. Hep birlikte Yencelüs adlı Mağaraya sığınırlar. Mağarada "Tanrım bize yardım et. Senin adını her kulundan duyduğumuz gün canımızı al" diye yakarırken derin bir uykuya dalıp mağarada uyuya kalırlar. Gözleri açıktır ve vücutları sertleşmesin diye iki melek belirli aralıklarla onları sağa sola çevirmektedir.
Dakyanus Ninova'dan dönünce durumu öğrenir. Onları aramaya koyulur. Mağarayı bulan askerler içeri girmek isterlerse de yedi kişinin heybetlerinden korkup mağaraya girmek istemezler. Dakyanus kızar ölümle tehdit ederse de bir yararı olmaz. Mağaranın ağzını taşlarla örüp içerdekileri ölüme terk eder. Askerlerden biri  olanları tunç bir levhaya yazıp yanlarına bırakır.
Aradan 309 yıl geçer sürülerine sığınak arayan bir çoban mağarayı görür. Mağarayı açar açar açmaz uyuyanlar uyanır. Belki bir gün belki daha az bir zamandır uyuduklarını zannederler. Karınları acıktığından Yemliha'yı ekmek almaya gönderirler. Fırıncı çok eski olduğu için verilen parayı almaz. Onun hazine bulduğunu zanneder. Krala haber verir. Kralın huzurunda olanları anlatan yemliha' ya kimse inanmaz. Hep birlikte mağaraya giderler. Arkadaşlarını ürkütmemek için Yemliha önce içeri girer. Olanları anlatınca Tanrıya dua eder ve artık canlarını alması için yakarırlar.
Yemliha' nın çıkmadığını gören kral ve arkadaşları mağaraya girdiklerinde içerde tünemiş yedi kuştan başka bir şey göremezler. Yemliha' nın yeni ayak izleri durmaktadır. Mağarada tunç levhayı bulanlar onların kimliklerini ve başlarından geçenleri öğrenirler.
Bu olay yörede ağızdan ağza günümüze kadar ulaşmış olup dini kaynaklarda da anlatılmaktadır.

Öküz söylencesi

Zamanında Anamur da öküzlerin yüzerek Kıbrıs' gidip geldiği anlatılır. Efsaneye göre:
Çiftçilerden birinin öküzü Kıbrıs'ta bir darı tarlasına  dadanır. Öküz kaşla göz arasında aniden denize atlar Kıbrıs'ta  tarlaya gider talan eder. Yüzüp tekrar geri döner.
Bir gün  Kıbrıslı çiftçi yazdığı bir pusulayı öküzün boynuzuna takar, sahibini uyarır. Anamurlu çiftçi her tedbiri alır ama baş edemez.
Kıbrıslı çiftçi son bir çare olarak o u-yıl hiç ürün alamayacağın anlatabilmek için iki boş şişeyi öküzün boynuzlarına bağlar. Öküzler dönerken şişelerden gelen suyu burunları tıkanmasın diye içerler. Su yedikleri darıları şişirir. Çatlayarak ölmelerine neden olur. Şişmiş gövdeleri bir süre sonra Anamur önlerine gelir. Bir daha öküzlerin Kıbrıs'a geçtiğini kimseler görmez.


.....

..

....

lütfen paylaşalım