foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

Gazi Antep

Gazi Antep surlarına ilişkin söylence

Antep'in fethinden sonra şehirden ayrılan Hz. Ömer'in görevlendirdiği komutanı, Hz. Ömer'e kentin surlarla çevrilmesini söyler. Hz. Ömer:
-Antep Surla çevrilmiştir. Komutan bir şey anlayamaz ve sorar:
-Nasıl ey Emir-el Müminin?
Hz. Ömer şöyle der:
-Antep çevresinde surlarımız vardır. Beş arkadaşımızı burada şehit verdik. Sait ibni Vakkas, Ökkeş, Karaçomak, Pir Sefa, Davudu Ejder bu yörenin manevi bekçileridir. Allah şehitlerimizin mezarını düşmana çiğnetmeyecektir.
Yörede şehrin bu şehitlerce korunduğuna ve düşman tarafından çiğnenmeyeceğine inanılır.

Dülük baba söylencesi

Yavuz Sultan Selim Mısır seferine giderken şimdiki Dülük köyü yakınlarında bir derviş yolunu keser ve Padişah'a:
-Sana müjdelerim ki şu ayın şu gününde Mısır'ı alacaksın. Haydi, yolun bahtın gibi açık olsun, der.
Padişah meraklanır ve dervişe kim olduğunu sorar ve şu cevabı alır:
-Fani alemin bir yolcusuyum. Menzilime ulaştım. Hakk’a tapılandım, beni sorma sen yoluna devam et.
Yavuz gerçekten de dervişin dediği zamanda Mısır'ı alır. Dönüşte elini öpmek için uğradığında dervişin öldüğünü görür. Ona bir türbe yaptırır.

Hacı Ayşe Hanım söylencesi

Hacı Ayşe Hanım çevrede sevilen sayılan bir kişidir. İkinci kez hacca gitmesi için durumu yoktur. Üç gece üst üste rüyasında bir ses ona "Ya Hacı Ayşe gel gel " diye seslenmektedir. Yeterli parası olmadığı halde yola çıkar. Mekke'ye gidip hacı olur, ama dönecek parası kalmaz. Medine'ye gider. Peygamberimizin sandukasının bulunduğu yerdeki parmaklıklara dayanıp ağlamaya başlar "Ya Resulallah sen çağırdın ben de geldim, nasıl getirdinse öyle gönder" diye sızlanmaktadır.

Peygamberin sandukası sarsılır ve Ayşe çok korkar, konuk olduğu eve gider, beklemeye koyulur. Bir kaç gün sonra tellallar Padişah'ın Antepli hacıları parasız göndereceğini duyurur. Böylece dileği yerine gelir ve memleketine döner.

Şeyh Fethullah söylencesi

Şeyh Fethullah halk arasında çok sevilen ve sayılan biridir. Hz. Ebubekir soyundan geldiğine inanılmaktadır. G. Antep'te yaptırdığı hamam ve cami kutsal sayılır. Türbesi adak yeridir.
Şeyh Fethullah' ın karısı bir gün hamama gider ama fakir oldukları için kendisine hiç te iyi davranılmaz. Buna çok üzülen kadın bunu kocasına anlatır. Şeyh kadına gidip kuyudan bir kova su çekmesini söyler. Kadın denileni yapar, kovanın altın dolu olduğunu görür. Şeyh kovayı boşaltıp bir kova daha çekmesini söyler. Bu kez kuyudan bir kova akrep ve çıyan çıkar, bunu da boşaltmasını isteyen Şeyh: “eğer dünya malı altına rağbet etseydin, bu akrep ve çıyanlar senin içindi." Bundan sonra kadın kuyudan çektiği suyla yıkanır.
Karısının gördüğü davranıştan çok üzülen şeyh bir hamam ve cami yaptırmaya karar verir. İşe girişilir. Çevrede yoksul bir dervişin bu işi nasıl yapacağı konuşulur, Şeyh bir taşa üfler ve taş altın olur.
İşçilere gündeliklerini postunun altından çıkarıp verir. Kötü niyetli kişiler bu altınları almak isteyince  postun altında bir siyah yılanla karşılaşır. Cami bitirilir ustalardan biri Mekke yolunda bir siyah taş gördüğünü ve taşın camiye dikilirse iyi olacağını söyler. Ertesi gün kara taşın istenen yere dikilmiş olduğunu görür.
Şeyh Fethullah hamam bittikten sonra yedi yıl bir mumla hamamı ısıtır. Karısına kötü davranan hamamın sahipleri durumu gözlemeye kalkınca mum söner ve hamam diğer hamamlar gibi ısıtılmaya başlar.

Giresun

Giresun adasına ilişkin söylence

İsrailoğuları altından Hz. Yusuf' un bir heykelini yaparlar. Mısır'dan göç edip Filistin'e vardıklarında , Musa' dan heykeli getirmesini isterler. Musa'da bir mucize ile heykeli Filistin'e getirir. Burada Fenikelilerin eline geçen heykel, Kıbrıs’a götürülür. Yunanlılar heykeli buradan alarak Olympos dağına yerleştirirler. Pers İmparatoru Dara (Dareios) Anadolu ve Yunanistan'ı ele geçirince bu heykeli Mısır'a geri verir. Bundan sonra heykel yine Fenikelilerin eline geçer. Onlar da Aretias Adası'na yerleştirilirler. Heykeli almak için Yunanlıların 40 kez adaya saldırdıkları söylenir.
Farnakes, Giresun’a egemen olunca, heykeli adadan alarak kalede bir tapınağa yerleştirir. Buraya Kufa kuyusu'ndan su bağlandığı ve kanalın Lonca' da Meryemana Tapınağı'ndaki çeşmeye açıldığına inanılır.

Seyit Vakkas söylencesi

Seyit Vakkas Peygamber soyundan gelmektedir. Söylenceye göre İslam Ordularının Giresun'u alması için bir fındıkkabuğuyla denizleri aşarak Giresun'a gelmiştir. Orduyu da günlerce bir fındık içi ile beslemiştir.
Tarihi kaynaklarda Bu isimde birisinin Giresun'un Rum Pontus İmparatorluğundan alınması sırasında birçok yararlılıklar gösterdiği anlatılmaktadır.

Şebinkarahisar Kalesi'ne ilişkin söylence

Uzun süre Şehrin kalesini kuşatıp teslim olmalarını bekleyen düşman orduları nı yanıltmak için  kuşatma altında kalan kale komutanı,  kaledeki kireç taşlarının öğütülüp kaleden aşağı savrulmasını ister. Dediği yapılır. Kale burçlarından savrulan beyaz tozları gören düşman nedir diye araştırılmasını ister.. Yapılan araştırmalarda kaleden atılanların depolarda çürümeye yüz tutmuş iaşeler olduğu söylenir. Bunun üzerine düşman kuşatmayı kaldırır ve çekilir.

Sağrak Göl'e ilişkin söylence

Şebinkarahisar kalesi üzerinde Sağrak Göl denilen bir göl vardır. Her gün çok güzel bir kız, buraya su almaya gider. Bir gün ayağı kayar ve suya düşer, günlerce aranır fakat  bulunamaz. Yası tutulur, mevlitleri okunur. Ama bir kaç gün sonra kaleden 1 km uzaklıkta ve 700 metre aşağıdaki Çatal  Göl'den sapasağlam çıkar.
Söylenceye göre kız o kadar güzeldir ki sular bile onu boğmaya kıyamamıştır.

Yaşmaklı ağaç söylencesi

Giresun'un Tirebolu -Güce nahiyesinde söylenegelen efsaneye göre Her yaz başı havaların ısınmasıyla köylüler sürülerini eşyalarını alıp yaylalara çıkarlar. Bu çıkışlar uzun sürdüğü için yollarda han adı verilen konaklama yerleri vardır. Buralarda halk geceye kalınca konaklar sabahleyin yola devam edermiş. Yine bir yaz başı köylüler yaylaya çıkarken uzun yolda vakit geçer akşam olur bir handa mola  verirler. Gece herkes yatmaya çekilir ve istirahatini yapar. Sabah namaz vakti kadının biri namaz kılmak için dışarı çıkar ve bütün ağaçların secdeye kapanmış olduğunu görür. İçeriye girip haber verirse insanları kaldırıncaya kadar secdenin biteceğini anlatsa insanların inanmayacağını düşünür ve aklına, başında bulunan yaşmağın bir ağacın ulaşılamayacak en ince tepesine bağlanması gelir ve düşündüğünü yapar.

Sabahleyin insanlara gördüklerini anlatınca kimse inanmak istemez o da delil olarak başındaki yaşmağı bağladığı ağacın tepesini gösterir. Bundan sonra yörenin adı Yaşmaklı Ağaç başı olarak kalır.

Evliya Tepesine ilişkin söylence

Büyük ihtimalle Çepni Türklerinden kalma bir gelenek olarak anlatılan Söylenceye göre tepede bir ermişin mezarı vardır. Tepe ismini bu Ermişin mezarından almaktaymış. Buraya bir dileği olan gençler gelip dilek tutarak bez parçaları bağlarlarmış. Kim bir dilek tutarak ağacın dallarına bez bağlarsa ermiş kişinin vasıtası ile bu dileği gerçekleşirmiş. Gelenek günümüze kadar hala devam etmektedir. 

Gümüşhane

Dikmetaş söylencesi

Bayburt Çaykara yolu üzerinde buğdaylı (Danzut) yolunun ağzında bir Dikmetaş vardır. Yöre halkı buraya düzükar adını verir. Efsaneye göre:
Bir zamanlar bu dikme taşın yerinde bir ot yığını durmaktadır. O yıl zorlu bir kış geçiren yöre halkı çok zor durumda kalır. Hayvanları bir bir ölmektedir. Besicilerden biri, ot sahibine gider ve ot ister. Adamın gözü besicinin kızındadır. "Kızını verirsen olur" der. Besici eve döner durumu kızına anlatır. Kız, babasının çok güç durumda olmasa böyle bir şey istemeyeceğini bildiğinden çaresiz razı olur ama içinden de

Estir kaba yel estir
Bu gün dağlara destur
Gâvurun yığının
Sabahınan taş kestir.  Diye beddua eder.


O gece bir güney yeli karları eritir ve çevreyi otlar bürür. Ot sahibinin yığını da taşlara döner.
Taşa yakından bakanlar onu ot yığınına benzetmesi bu olayın delili olarak gösterilir.

Hakkâri

Dım dım söylencesi

İran'ın kuzeyinde yaşayan Han avden adlı Şahın Hakkârili bir kâhyası vardır. Şah becerikli ve dürüst kâhyasını çok sevmektedir.

Bir gün kırk kişilik bir haydut çetesi, şahın çiftliğini basar, talan etmek ister. Kâhya çetedekilerin otuzunu öldürür, ama bir saldırganın kılıç vuruşuyla sol eli kopar. Şah altın bir el yaptırarak onu ödüllendirir.

Günlerden bir gün çiftliği dolaşmaya çıkan kâhya, çobanın yanına varır. Öyle yorulmuştur ki, sunulan taze sütü içemeden uyuya kalır. Kavalı süt çanağının üzerine koymuştur. Rüyasında ak bir deniz üzerinden geçerek define bulduğunu görür. Uyanır bu sırada sarı bir sinek kavalın içinden geçerek korudaki mağaraya girmektedir. Düşünü hatırlayıp o da mağaraya girer. Büyük bir define bulur. Mağaranın ağzını örtüp Şah'a varır haber verir. Kendisine bir manda derisi kadar toprak bağışlanmasını ister.

Dileği kabul edilir o da bir manda derisini ince ince kıyarak bir yumak oluşturur. Mağaranın  bulunduğu alanı bununla çevirir. Çevirdiği yerler kendisinin olmuştur. Defineyi çıkarıp mağaranın olduğu yere büyük bir  kale yaptırır. Artık "Altın Elli Han" diye anılır. Dım dım adı verilen bu kalenin İran'ın kuzeyinde günümüzde de ayakta olduğu söylenir.

Mümine söylencesi

Yüksekova'da yaşayan bir ağanın yedi oğlu ve dillere destan çok güzel bir kızı vardır. Kızın adı mümin’edir. Babası kızı bir ağa oğluyla evlendirmek istemektedir. Ama kız amcasının oğlu Ahmet'i sevmektedir.
Mümine bir gün koyun sağıcılarıyla ağıla gider. Yeni doğmuş bir kuzu getirilir. Kuzunun anası ölmüştür. Mümine kuzuyu, anasız babasız Ahmet' benzetir. Onu çobandan ister. Mümine ana yoksunluğu duymasın diye kuzuyu emzirir. Göğsünden süt gelmeye başlar.
Ağanın hizmetkârlarından biri, Mümine' yi isteyen ağanın adamlarından biridir. Kızı gözler, olanları görünce ağa oğluna "Mümine' nin Ahmet'ten çocuğu olmuş, çocuğu gizlemiş kuzuyu emziriyor" der. Ağa oğlu da durumu Mümine' nin babasına duyurur. Ağa çok kızar. Mu Mine’nin cezalandırılmasını buyurur. Yedikardeş onu bir atın arkasına bağlayıp sürer.
Bu sırada kötü bir düş gören Ahmet Mümine 'nin zor durumda olduğunu anlar. Kızın yanından hiç ayrılmayan kır tay gelir. Ahmet’e Mümine’ nin yerini gösterir. Ahmet'te onu kurtarır. Kardeşleri öldüğünü sanarak onu bırakıp gitmişlerdir. İki sevgili başka bir yere göç eder. Ama burada da rahat edemezler. Gittikleri yerin Beyoğlu Mümine' ye göz koyar. Gençlere etmedik kötülük bırakmaz.
Sonunda Mümine doğururken ölür, acısına dayanamayıp Ahmet'te canına kıyar.

Hatay 

Lokman Hekim'e ilişkin söylence

Tüm bitkilerin dilinden anlayan Lokman hekimde her derde deva bir ilaçları anlatan bir kitap vardır."Hikmet-ül Lokman" adlı bu kitap la Davut Peygamber hastaları iyileştirmiştir. Kitap Danyal Peygamber eliyle Babil'e geçmiş Orada Aristoteles onu Grekçe' ye çevirmiştir. Harun Reşit döneminde ise Arapça çevirisi yapılmış o günden sonra ise halk hekimlerinin elinde bir başvuru kaynağı olmuştur. Günümüze değin süren bu kaynak günümüzde aslı gibi  değildir.
Efsaneye göre Lokman Hekim iyice yaşlanmıştır. Günün birinde ölüme çare olacak otu bulmak için bir kayığa biner. Kitabı da yanındadır. Asi ırmağı üzerinde ağır ağır giderken bir adam belirir ve seslenir:


-Lokman bu yaşta tek başına nereye?
-Ölüme çare bulmaya
-Ölüme çare var mıdır?
-Yoktur belki ama aramakta mı yoktur?
-Bak hele şu kitaba ne kadar ömrün kaldı?
-yoksa sen Azrail misin?
-.........


Birden kayık devrilir ve Lokman boğulur. Kitap da suya düşer. Dalgalar ancak küçük bir bölümünü kıyıya ulaştırır. Diğerleri yiter kaybolur. O yıl Lokman'ın düştüğü asi ırmağı taşar ve ülkede görülmemiş bir bolluk olur. Irmağa yaşam suyu anlamına gelen asi adı verilir. Yörede o kitaptan arda kalanların günümüze ilham kaynağı olduğu söylenir.

Hıdır İlyas söylencesi

Binlerce yıl önce Samandağ'ın Hıdır Köyü'nde bir "Hayat Suyu" vardır. Bu suyu bir ejderha bekler. Her yıl bir kız kurban edilirse   sudan bir yudum verilir. Kurban edilme sırası Kral kızına gelince elleri bağlanıp ejderhanın önüne atılır. Tam ejderha onu yutarken bir çoban yetişip mızrağını saplar acıdan kıvranan ejderha bir daha vurup öldürmesi için yalvarır sa da çoban vurmaz. Ejderhada yerleri korkunç pençeleriyle yararak kaçar. Gide gide Lübnan'da ki sert kayalara çarpar bir Nehir  suyu olur ve akarak gelip Hatay'a ulaşır.
Günümüzde Asi ırmağı o ırmaktır. Aslında kızı kurtaran da Hızır a. s.dır. Halk ona Hıdır Bey adını yakıştırır ve kral kızıyla evlendirir. Yere sapladığı mızrağı da kocaman bir ağaç olur.
Günün birinde Musa Peygamber Tanrı'ya "Evrenin en akıllı adamı kimdir?" diye sorar o da Hıdır Bey'dir diye yanıtlar. Onu nasıl bulacağını sorunca da değneğini yere sapladığında büyür ağaç olur. Torbanda ki ölü balıklar canlanır, gökyüzü açıkken birden yağmur  yağarsa  bulunduğun yer iki denizi kavuşturuyorsa işte orası Hıdır'ın ülkesidir der. 
Musa torbasını tuzlu balıkla doldurup değneğini alıp yola düşer, dağ taş demez dolanır ama bir türlü aradığı ülkeyi bulamaz. Sonunda Samandağ açıklarında bir kayaya varır, yorgunluktan uyuyakalır. Uyanınca yere sapladığı değneğin büyüyüp ağaç olduğunu ve kendisini gölgelendirdiğini görür. Torbasındaki balıklar da canlanmış bir bir denize atlamaktadırlar. Gökte bulut yoktur ama sırıl sıklam ıslanmıştır. Aradığı ülkeyi bulmanın sevinciyle çevresini izlerken yanına bir balıkçı yaklaşır.


-"Hoş geldin ya Musa" der. Musa
-Hoş bulduk ben Hıdır Bey'i arıyorum, onu nasıl bulurum, diye sorar. Adam işine karışmamak soru sormamak kaydıyla onunla Hıdır'ı bulmaya karar verip yola koyulurlar.
Biraz gidince adam kıyıdaki kayıkları delmeye başlar. Musa meraklanıp nedenini sorar ama adam cevap vermez. Bu kez küçük bir çocuğu öldürür. Musa Karşı çıkar ve nedenini öğrenmek ister, ama adam gene yanıtlamaz. Asi ırmağını izleyerek yollarına devam erler. Konakladıkları her yerde bir ziyaret  yaparak ilerlerken bir köye varırlar. Balıkçı kolları sıvayıp yıkık bir duvarı onarmaya başlar. Musa dayanamayıp yine nedenini sormaya başlar. Adam dayanamayıp öfkelenir ve cevaplamaya başlar "kayıkları deldim çünkü düşman gelip almasın diye, çocuğu öldürdüm büyüyünce çok kötü bir adam olacaktı halbuki ailesi iyi insanlardı, duvarı yaptım çünkü çocuklar çok yoksul ve yetim insanlardı. Duvar altında bir gömü var büyüyünce bulup alsınlar. Bunları anlatır ve aradığın adam bendim der ve ortadan kaybolur.
Günümüzde bu buluşma yeri ziyaret yeri olarak kullanılmaktadır. Musa ve Hıdır'ın buluştukları yerde günümüzde kutsal sayılmaktadır.

Habib Neccar söylencesi

Eski zamanlarda Antakya yöresinde yaşayanlar putlara tapmaktadırlar. Tanrı onlara; Yahya, yunus,  Şamun Peygamberleri gönderir. Onlar da vaazlarıyla halkı uyarıp doğru yola çağırır.

O devirde put yapımıyla geçimini sağlayan Habib Neccar adlı bir kişi dinlediklerinden etkilenir, putlara tapmaktan vazgeçer. Halk ta vaazları engellemek için elinden geleni yapar.

Bir gün, vaaz dinleyenler öfkelenir ve peygamberi öldürmeye kalkışır. Tam bu sırada yetişen Habib Neccar halkı uyarmaya çalışır. İyice çılgına dönenler  Habib Neccar'ın başını keserler Habib başını koltuğunun altına alarak şimdiki Habib Neccar camisinin bulunduğu yere gelir burada düşer. Kimilerine göre ise üç gün üç gece başı koltuğunda şehirde dolaşıp Kur'an okur.


.....

..

....

lütfen paylaşalım