foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

Denizli

Merkez Efendi söylencesi

Merkez Efendi medrese de kızları ve erkekleri birlikte okuttuğu için Padişah'a şikâyet edilir. Padişah'ta onu İstanbul'a çağırır. İstanbul'a geldiğinde Padişah'ı namaz kılarken bulur  ve ona selam verir ve bekler. Padişah selam verince "Namaz kılana  selam verilir mi? diye sorar. O da "Padişahım siz namazda sarayın tamirini düşünüyordunuz" der. Padişah şaşırır. Dediği doğrudur. Sınıra da "Siz kızlarla oğlanları birlikte okutuyormuşsunuz hiç ateşle barut bir arada  olur mu?" diye sorar. Merek efendi kavuğunu çıkarır ve ateşle barutu göstererek "işte böyle durur" der. Padişah Merkez Efendi den hoşlanmış ve onun keramet sahibi biri olduğunu anlamıştır. İstanbul'da kalmasını söyler o da kabul eder.

Ahi Sinan'a ait söylence

Denizli’de çok zengin bir ağa vardır. Kapısına kim gelirse boş geri çevirmez. Ahi Sinan da ağanın yanına sığınmış bir yoksul kişidir. İyi huyu ve çalışkanlığı ile herkesin sevgisini kazanmıştır.

Bir gün ağa Hacca gitmeye karar vermiştir. Tüm ev halkını ve eşyasını Sinan'a emanet ederek yola çıkar. Aradan altı ay geçer. Namazdan sonra Sinan'ın aklına ağası gelmiştir. Helvayı çok sevdiğini hatırlar. Hemen büyük hanıma gidip helva yapmasını söyler. Sinan hazırlanan helvayı koltuğunun altına koyarak gözünü yumar. Açtığında ağasının yanındadır. Ağa büyük bir alanda cemaatle namaz kılmaktadır. Yavaşça elindeki çıkını yanına bırakarak ortadan kaybolur.

Pamukkale'ye ilişkin söylence

Bir zamanlar yoksul bir ailenin çirkin bir kızı vardır. Evlenme çağına gelmesine karşın, hiç isteyeni çıkmaz. Buna çok içerleyen kız, hayatına son vermeye karar verir. Bir sabah pamuk kaleye çıkar ve kendini aşağı bırakır.
Düştüğü yerde suyun etkisiyle güzeller güzeli bir kız olmuştur. O sırada avdan dönen Denizli Beyi'nin oğlu sudaki güzeller güzelini görür. Koşar ve bakar. Kız henüz yaşamaktadır. Onu sarayına götürür. İyileşince de evlenirler.

 

Erzurum

Köroğlu'nun Oltu Kolu' na ilişkin söylence

Köroğlu Silistreli Hasan Paşa yengisinden sonra Çamlıbel'e çekilmiş dinlenmektedir. Bir gün yaşlı bir adam ziyaretine gelir ve halkının baskı altında olduğunu, haksızlığın ve zulmün hat safhaya ulaştığını söyler.

Oltu Paşa'sı Kenan Sancaktar ve annesi Tamara yöreye kan kusturmaktadır.

Köroğlu hemen Köse Kenan'ı oğlu Hasan Bey'i ve yüzelli keleşini Oltu'ya gönderir. Köse Kenan'ın tedbirsiz davranması sonunda esir olurlar. Hasan Bey'in tüm uyarmaları sonuçsuzdur. Köroğlu düşünde Hasan Bey'in güç durumda olduğunu görür. Ayvaz'ı Lelevütlü'yü alarak kır ata biner ve uçarak oltuya gelir. Oltu'daki tüm askerler Çamlıbel'e baskına gitmiştir. Bu nedenle adamlarını kolaylıkla kurtarır. Çamlıbel'i basmaya giden Oltu Paşası' nın ardına düşerler, yetişip onları bozguna uğratırlar. Aman dileyenleri ve kendilerine katılmak isteyenleri affederler. Sonunda Oltu Paşası Kenan Sancaktar başta olmak üzere tüm sağ kalanlar Köroğlu'nun Keleşleri arasına katılır.

Oltuya'da  haber gönderilir. Tamara kentten çıkarılır. Böylelikle Oltulular güven ve rahata kavuşur.

Rabia Adeviye Sultan Söylencesi

Yoksul bir ailenin kızı olan Rabia doğduğunda annesine kızının ermişlerden olacağı müjdelenmiştir. Kadın yoksulluktan üzülmektedir. Rüyasına giren yaşlı bir adam Sabah olunca kocasının Basra Beyi'ne gitmesini ve her gece 100 salavatla düşteki dervişin gönlünü hoş etmesini üç gecedir neden okumadığını sorup uyarmasını söyler. Adam denileni yapar ve Basra Bey'i tarafından ödüllendirilir.
Rabia'nın anne ve babası bir süre sonra ölür. Kız kardeşler esir pazarında her biri bir tarafa satılır. Rabia da Erzurumlu bir beye satılır. Kısa sürede kendini ev halkına sevdiren Rabia Kula kulluk etmekten Tanrı'ya karşı görevlerini yerine getirememekten şikâyet edince durumu öğrenen Bey ona özgürlüğünü bağışlar ve onu küçük bir eve yerleştirir. Rabia sultan tüm doğaya söz geçirip günlerini ibadetle geçirmektedir.
Bir gece kapıya dayanan halk mumları olmadığından ve karanlıktan şikâyet edince parmaklarını uzatan Rabia etrafı ışığa boğar.
Güç şartlarda Kâbe yolculuğuna çıkan Rabia sonunda gücü tükenir ve Tanrı'ya Kâbe’yi görebilmek için yakarır ve Kâbe ayağına gelir.

Çoban Dede Söylencesi

Erzurum dağlarında sürülerini otlatan Çoban Dede ve koyunları susuzluktan bunalmıştır. Koyunların halini gören Çoban Dede Tanrı'ya yalvarır.: "Ya Rabbim, bu yerde soğuk bir su yarat da ben ve koyunlarım kana kana içelim. Ondan sonra istersen canımı al."
Başını kaldırdığında bulunduğu yerde bir pınar akmaktadır. Koyunları da kendisi de kana kana içer. Sonra da "Tanrım değil mi ki sen beni duydun rahmet hazineni benden esirgemedin, artık bu can bana lazım değildir.." der ve orada ölür.
Koyunlar da taş kesilir. Yöre de, bu suyun, sürüler dağda iken aktığına ve sürüler inince kesildiğine inanılır. Dağdaki ufak bir tümsek çobanın mezarını, çevrede ki irili ufaklı taşlar da çobanın taş kesilmiş koyunları sayılır. Dağdaki kavaklarında çobanın değneğinden türediğine inanılır.

Davut Baba Söylencesi

Ziyaretli köyünde su yoktur. Köylüler susuzluktan kırılmaktadır. Köyde yaşayan Davut baba bir gece rüyasında köyün yaslandığı yamaçtan tırmanan bir tilkinin gür bir pınarın yanında durduğunu görür. Rüyasını köylülere anlatan Davut Baba o gün yamaçta gördüğü tilkinin gittiği yönde bir ark açılmasını ister. Köylüler işe koyulur. Fakat bir süre sonra yorulup kazma kürek bırakıp köye dönerler.

Ertesi gün aynı yere gelen köylüler Peynirli Deresi'nden köye bir suyolunun açıldığını görür. Ancak su akmamaktadır. Baba'ya haber verilir. Baba kurban kesmelerini söyler k urban kesilince sular akmaya başlar.

Hazal Söylencesi

Kardeşiyle İslam ordularına katılan Hazal, Erzurum'a gelir. Hınıs yöresinde hala adını taşıyan tepeye gelince kardeşinin şehit düştüğünü öğrenir. Kendini tepeden aşağı atar. Yuvarlanırken saçından kopan teller, aşağıdaki dere yatağına sürüklenir ve takıldıkları yerde birer  ceviz ağacı yetişir.


Bir başka söylenceye göre de kardeşinin ölüm haberi, Hazal'a dere kıyısında ulaşır. Saçlarını yolarak tepeye ulaşan Hazal'ın saç tellerinden birer ceviz ağacı yetişir. Yörede bu ağaçlar kutsal sayılır ve kesinlikle dokunulmaz dokunulursa vermeyeceklerine inanılır.

Eskişehir

Seyit Battal Gazi'ye ilişkin söylence

Seyit Battal Gazi'nin babası Hüseyin Gazi  bir gece düşünde Cafer adlı bir yiğit görür. Pehlivanlıkta Hamza, Heybette Ali, Adalette Ömer gibi olan Cafer Hızır'ın atını, Hz. Davut'un zırhını, Hz. Ömer'in süngüsünü taşımaktadır. Hüseyin gazi bu yiğidin kimliğini çok merak eder. Bir başka gece düşünde, bu yiğidin onun oğlu olacağı, Rum diyarını baştan sona Müslüman edeceği müjdesi verilir.
Hüseyin Gazi bir süre sonra doğan oğluna Cafer adını verir. Cafer çok küçükken babası bir savaşta ölür. Cafer büyür, yiğit bir delikanlı olur. Bir gün babasından kalanları ister. Bunları alabilmesi için "Kâfirler ülkesini Müslüman etmesi gerektiği "söylenir.
Böylece Cafer su olur akar, yel olur eser, tek  başına ordular kurar, gelip geçtiği her yerde adını duyurur. Dinini yayar. Adı Halk arasında Seyit Battal Gazi olarak anılır. Seyitliği Peygamberin soyuna, Gaziliği savaşlardaki yiğitliğine ve aldığı sayısız yaraya, Battallığı görülmemiş gücüne ve heybetine dayanır.
İnanışa göre Seyit Battal Gazi Peygamberimizin isteği ve müjdesiyle Anadolu'ya gönderilmiştir.
Bir gün Peygamber'in huzurunda Rum diyarının güzelliğinden söz edilir. Peygamber'in hatırı Rum'a meyleder. O zaman Cebrail gelir. Tanrı Katından selam getirir ve İki yüzyıl sonra Cafer adında bir yiğidin Rum diyarını fethederek Müslüman ülkesine katacağını müjdeler.
Yine bir efsaneye göre Emevi ordusuyla Bizans ordusu Eskişehir Afyon Konya dolaylarında bir savaşa tutulur Seyit Battal Gazi'nin de aralarında bulunduğu Emevi ordusu  zor durumda kalır ve çekilmeye başlar. Tekke Bayır’ında Bizanslılar la karşılaşırlar. Yalnız durum gereği tüm askerlere Battal'ın askerilerin aralarında bulunduğu yayılması istenir. Savaşırken bir  asker "Medet Ya Seyit Battal Gazi" diye seslenir. Bunun üzerine Bizans ordusunda dağılma belirtileri başlar. Bir süre sonra toplanıp saldırıya geçerler. Battal Gazi yaralanır ve bir mağaraya doğru çekilmeye başlar. Bu sırada bir el ona yardım eder ve onu mağaraya sokar.
Efsaneye göre bu bir kral kızı' dır. Battal Gazi'ye vurgundur. Yaralanınca onu izler, mağarayı bulmasını sağlar. Battal Gazi yere düşer onun bu durumuna çok üzülen kral kızı da orada üzüntüsünden üzerine kapanarak ölür. Mağaraya giren Bizanslılar onları bu halde görür Bizans Hükümdarı Battal'ın son isteğini sorar. Battal tutsaklarca İslam dini gereğince toprağa verilmesini ister ve ölür.
Yıllar sonra Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad'ın annesi rüyasında Battal'ı görür ve ona mezarını ziyaret etmesini ve oraya bir türbe (Mesihiye kalesi) yaptırmasını söyler. Bunun üzerine yollara düşer. Bu sırada Mesihiye'de koyunlarını otlatmakta olan Kutluca Çoban koyunlarının belli bir yere geldiklerinde toprağa basmak istemediklerini görür. Bunları bir kaç gün izler ama hep aynı durum ortaya çıkar. Bir gece ağaç altında dinlenirken oraya nur indiğini görür. Gördüklerini Mesihiye Beyi'ne anlatır, o da orayı bir duvarla çevirir.
Bu sırada Ümmühan Hatun'da Mesihiye Kalesine varmıştır. Çevrede ziyaret yeri olup olmadığını araştırır Bey'de Kutluca Çoban'ın anlattıklarını, anlatır. Hatun Kutluca Çoban'ı bulur ve  bir de onu dinler. Eğer doğruysa aynı rüyayı görmesi için Tanrı'ya yakarır. Rüyayı görünce Türbeyi yapmaya karar verir. Söylenceye göre Ümmühan Hatun tek Küpesini türbe yapımında gerekebilir diye demir bir kutu içinde direklerin biri altına gömdürür.

Lüle Taşının bulunuşuna ilişkin söylence

Efsaneye göre Genç bir Çoban sürülerini yayarken yorulur ve bir ağacın altına oturur. Gözüne bir delik ilişir ve ağzında ak taşla bir köstebek delikten çıkmaya çalışmaktadır. Bunun ne olduğunu merak eden çoban elini deliğe sokar. İrice bir ak taş çıkarır. Elinde evirip çevirirken, çok güzel bir kıza dönüştüğünü görür, şaşırır. Dokununca kız yeniden deliğe girip kaybolur. Çoban onu bulmak için derince bir kuyu kazar. Ak taşlardan başka bir şey bulamaz sonunda kuyuda ölür.


.....

..

....

lütfen paylaşalım