foto1
Okul yolu bir Eğitim ve Öğretim Sitesidir
foto1
Öğretmen anıları şiirleri fıkraları planları soru bankası
foto1
İdare gerekli dokuman mevzuat yönetmelik genelge
foto1
Eğitim haberleri belgeselleri videoları filmleri
foto1
Dünyamız ve çevre bilim araştırma
emeklilik işlemleri mevzuat gün ve haftalar anı şiir dokuman belge form rehberlik plan atasözü deyim fıkra biyografi denetim efsaneler dünyanın yedi harikası eski Türk sanatları idareci görev dağılımı çocuk oyunları zümre eba sivil savunma yangın korunma atamalar öğretmen kılavuz ders kitapları hem görev dağılımı öğretmen program nöbet çizelgesi çalışma programı arşiv evrakları osym yok duyuru trafik Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrenciler için Bir Eğitim ve öğretim sitesi

.

 

....

 

webservis

site ekle site ekle  

 

Son Osmanlı ilk kez konuştu!

Son Osmanlı Ertuğrul Osman Efendi, II. Abdülhamit’ten kalan bu mirası istemiyor. Neden mi?

  1. Abdülhamit, padişah olmadan önce Kadıköy, Filistin, Irak ve Suriye’de mal mülk edindi. Bugün haneden mensuplarının bir kısmı bu mirası aldı. Ancak Ertuğrul Osman Efendi, II. Abdülhamit’ten kalan bu mirası istemiyor. Bunu ‘O mirasta bir mana görmüyorum’ diye değerlendiriyor.

    Osmanlı devletinin tarih sahnesinden çekilişi dramatik oldu. Bu dramdaki asıl hüzün ise hanedan mensuplarının yurt dışına sürülmesiydi. Bunlardan biri, II. Abdülhamit'in oğlu Burhaneddin Efendi'nin ilk çocuğu Ertuğrul Osman. Hanedan ailesinin en kıdemli üyesi olan Ertuğrul Osman, geçen yıl önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, sonra da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. 80 yıl sonra ‘çok makbule geçti’ dediği Türk vatandaşlığını bu görüşme sonrasında kabul etti.

    92 yaşında, Türk pasaportuyla İstanbul’a ayak bastı. 1991 yılında tanışarak evlendiği 64 yaşındaki eşi Zeynep Tarzi (Afgan kraliyet ailesinden Pakize Tarzi’nin kızı) ile Kuşadası’nda tatil yaptıktan sonra New York’a geri dönecek. Maçka’da, Osmanlı dönemini hatırlatan mobilyalarla döşeli evinde Aksiyon’u kabul eden Ertuğrul Osman, sert bakışları ve açık konuşması ile "hanedan” ağırlığını hissettiriyor.



-1924’ten beri yurt dışındasınız. Türk vatandaşlığı aldığınızda neler hissettiniz?
Çok makbule geçti. Benim açımdan çok farklı oldu. Aslında, pasaportum olmuş olmamış çok önemli değil. Sadece bir resmiyet kazandı. Nitekim 1974 yılında izin vermişlerdi zaten. Türkiye’ye ilk kez 1992’de geldim.

-Sürgün yıllarını hatırlıyor musunuz?
Pek hatırlamıyorum. Bebekken babamla seyahate çıkardık. Avrupa’ya gider, sonra dönerdik. Niye bizi götürürdü bilmezdik. Sonra mektebe gittik kardeşimle beraber. Herkes sürüldüğü zaman biz Viyana’da okuldaydık. Ondan sonra bir daha geri dönüş olmadı. Viyana’da üniversiteye gittim. Hayatımı Paris’te sürdürdüm. Felsefe eğitimi ve politika dersleri aldım. Bu esnada Amerika’ya gelip gitmeye başladım.

Amerika’da 60 sene kadar yaşadım. İlk seyahatimin tarihi 1933’tür. 1940 yılından sonra yerleştim ve bir maden şirketi kurdum. Güney Amerika’da (Venezüella, Şili, Kolombiya) maden ocakları açtım. Altın, taş, demir, hangisi olursa. Hükümetler adına finansman temin ederek maden açıyor ve işletiyorduk. Çıkardıklarımızı hükümet alıyor, ne yaparsa yapıyordu. Ya satıyordu ya da kendisi kullanıyordu.

-Ya babanız?
Hayır, o da benimle Viyana’daydı, geri dönmedi. Diğer aile fertlerinin hepsi Viyana’ya geldi, babam onları karşıladı. Bizimle Fransa’ya gelenler oldu. 3 bin kişi kadar vardık. Gelenlerin hepsi bizim aileden değildi. Biz 50 kişi kadardık. 150’likler, yani idama mahkum olanlar vardı aralarında. Bizim her şehzadenin, sultanın etrafında en az 20-30 kişi vardı. Birlikte hiç yaşamadık; ama birbirimizi görürdük. Aramızdaki bağ her zaman devam etti.

-Hanedan geleneği de sürdü mü?
Elbette, o âdet devam etti. Avrupalılar da öyle görüyordu bizi. Halifenin kızı Şehra Sultan’ın Nice’te büyük bir düğünü oldu. Kuzeni ile aynı anda iki kız alaturka bir düğünle evlendi. Türk olarak yaşantımıza devam ettik. Nice, adeta bir Türk şehri oldu. Şahsen benim işim çoktu. Sürekli seyahat ediyordum. 60 sene New York’ta yaşadım. Asıl yazıhanem New York’taydı. Nerede maden ocağım varsa orada yazıhanem oluyordu. Çok az param olduğundan bankadan borç aldım.

-Ayrılırken babanızın parası var mıydı?
Babamın parası vardı. Çok zengin değildi; ama yine de iyiydi. Çok sıkıntı çekenler oldu. Biz de, başkaları da yardım ettik onlara... Şehzadelerin hepsi zengin değildi. İstanbul’da iken yalıları ve maaşları vardı, o kadar. Burada sıkıntı çeken yoktu; lakin Nice’te vardı. Orada bizim aileden belki 50 kişi oldu. Yardım ediyorduk birbirimize. Kimse aç kalmadı.



-Kimler vardı yardım ettikleriniz arasında?
İsimlerini size vermek niyetinde değilim. Bugün, sıkıntı çeken, bildiğim kadarıyla yok. Herkes iş buldu, yerleşti. Yaşlılar gitti, bir ben kaldım. Şimdi yardımlaşmaya lüzum da yok.

-Hanedan mensuplarından bekçilik yapanlar vardı?
Orhan benim kuzenimdir. Paris’te Amerikan Mezarlığı’nda bekçilik yaparak geçimini sağladığı ortaya atılmıştı. Ama bekçilik değildi o. Bir kere mezarlık kullanılan bir mezarlık değildi. Eski harpten kalma Amerikan askerlerinin mezarlığı. Kimse artık orada bekletilmiyordu. Kapanmıştı. Kimseyi defnetmiyorlardı. Arada nazırlar gelip ziyaret ederdi. Bir de merasimler düzenlenirdi. Orhan da orayı idare eden bir memurdu. Sıkıntı çekiyordu. Zaten sıkıntı çekmese orada çalışmazdı.

-Dedeniz II. Abdülhamit’i görebiliyor muydunuz?
Büyükbabamızı her istediğimizde göremiyorduk. Müsaadeyle gidiliyordu. Zannederim bugün Abdülhamit ile yüz yüze gelen benden başka kimse yoktur. Kendisini iki-üç defa gördüm. Kanepede oturuyordum. Çocukları severdi, sevilirdi. (Bu arada eşi araya girerek şunları söylüyor: Osman Efendi’nin babası Abdülhamit’in çok sevdiği oğluydu. Hatta, kendisinden sonra oğlunu tahta geçirmek için kanunu değiştirecekti diye rivayetler çıkmıştı.) Ama o rivayetti. Değişiklik yapmayacaktı. Öyle bir rivayet vardı, ama hakikat değildi. Babamı padişah yapalım deseler kabul etmezdi. Sürüldükten sonra Suriye ve Arnavut krallığını teklif ettiler; ama hepsini reddetti.


-Dedenize Kızıl Sultan denilmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Abdülhamit’in kızıl sultan olarak adlandırılması hep dış kaynaklıdır. İttihatçılar, Sultan Hamit’i çok kötü bir insan olarak gösterdiler. Tabii halk o tür şeyleri kolay kabul eder. Esasen Türkleri sevmezler. Ermeni propagandası müthişti. Büyükbabamdan mekteplerde kanlı sultan olarak bahsediliyordu. Büyükbabam sadece iki kişiyi idam etti. Onları da mahkeme idam etti, o da onayladı. Sonra imzasını geri çekti, hiç kimse ölmedi. Herkes sürüldü. Sürgüne gidenler de sefir olurdu, vali olurdu. Gidip de ortada kalmaz, bir vazife verilirdi.

-Hanedanın en kıdemli üyesi sizsiniz?
Çünkü şu an en yaşlısıyım. Padişah olsam ben olacaktım. Çünkü sıra bendeydi. Hâlâ da sıra bende. Çok uzun sürmeyecek. (Eşi: Allah uzun ömür versin). Esasen tek...

Aksiyon http://www.haber3.com/detayss.haber3?id=14422

..

 

.....

 

...