foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

ZEKERİYYÂ ALEYHİSSELÂM 


Oğlu Yahya' yı şehit eden Yahudi Herod, bir kütük içinde gizlenen Zekeriya aleyhi selamı da kütükle birlikte testere ile ikiye biçerek şehit etti.

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. İsmi Zekeriya bin Âzan bin Müslim bin Sadun olup, soyu Süleyman aleyhi selama ulaşır. Yahya aleyhi selamın babasıdır. Mûsâ aleyhi selamın getirdiği dinin emir ve yasaklarını  insanlara tebliğ etti. Marangozluk yapar elinin emeğiyle geçinirdi. Kavmi tarafından şehit edildi. Zekeriya aleyhi selam zamanında Şam vilâyeti Batlamyüsilerin elindeydi. Onlar Kudüs'te bulunan Beyt-ül-Makdis'e hürmet ederlerdi. Beyt-ül-Makdis mamur olup gece ve gündüz orada ibadet edilirdi. Mescit de Harun aleyhi selam neslinden din büyükleri vardı. O zamanlarda İsrailoğuları arasında peygamber yoktu. Bunlar bir peygamber göndermesi için gece gündüz Allahü teâlâya dua ettiler. Allahü Teâlâ, Beyt-i Makdis'te Tevrat yazmayı ve kurban kesmeyi idare eden Zekeriya aleyhi selamı peygamber olarak vazifelendirdi. Zekeriya aleyhi selam insanlara nasihat ederek doğru yola çağırdı. İsrail oğullarından onun bildirdiklerine inananlar olduğu gibi, inanmayıp karşı çıkanlar daha çok oldu. Zekeriya aleyhi selam, İmran bin Mâsân isminde bir dostunun kızı olan Elisa ile evlendi. Elise ile hazret-i Meryem kardeş olup babaları İmran idi. İmran önce Elisa'nın annesi ile sonra bunun başka erkekten olan kızı Hunne ile evlenmişti. Hazret-i Meryem'in annesi olan Hunne; ''Cenâb-ı Hak bana bir oğul ihsan ederse Beyt-ül-Makdis'e hizmetçi yapacağım.'' diye adakta bulundu. Kızı oldu. Adını Meryem koydu. Hazret-i Meryem doğmadan önce babası İmran vefat etti. Hunne kızı Meryem'i teslim etmek üzere Beyt-ül-Makdis'e götürdü. Orada bulunan âlimlere niyetini anlatıp nezrinin kabulünü rica etti. Meryem, Beyt-i Makdis'e kabul edildi. Fakat Meryem'in kimin himayesinde kalacağı hususunda Beyt-i Makdis hizmetçileri olan âlimler arasında anlaşmazlık oldu. Zekeriya aleyhi selam; ''Çocuğu himâyeme ben alacağım. Akrabalık yönünden çocuğa en yakın benim.'' dedi. Diğer âlimler de çocuğu himâyelerine almak istediler. Çekilen Kur’a neticesinde hazret-i Meryem'in Zekeriya aleyhi selamın himayesinde kalması kararlaştırıldı. Zekeriya aleyhi selam hazret-i Meryem'i evine götürdü. Onu hanımı Elisa büyüttü. Sonra da hazret-i Meryem için Beyt-i Makdis'te yüksek bir oda yaptırdı. Hazret-i Meryem bu odada hem Allahü teâlâya ibadet etti, hem de Zekeriya aleyhi selamdan Tevrat okudu. Zekeriya aleyhi selam ona her gün yiyecek getirir, ibadetten bir şey öğretirdi. Bir kış günü odasına girdiğinde önünde dünya yiyeceklerine benzemeyen türlü türlü nimetler gördü. Nereden geldiğini sorduğunda; ''Allahü Teâlâ tarafından geliyor.'' diye cevap verdi. Bu yiyecekler Allahü teâlânın kudretinden hazret-i Meryem' e verdiği bir kerametti.

Zekeriya aleyhi selam 99 veya 120 yaşına geldiği halde neslini devam ettirecek bir evlâdı yoktu. Hanımı da zaten çocuk doğurmuyordu ve 98 yaşındaydı. Gerek Zekeriya aleyhi selamın, gerekse hanımının çocuk sâhibi olma yaşları geçmişti. Fakat içine bir evlat sevgisi düşüp kendisine Salih bir evlat ihsan etmesi için Allahü teâlâya dua etti. Allahü Teâlâ ona Yahya isminde bir oğlan çocuğu ihsan edeceğini Cebrail aleyhi selam vâsıtasıyla bildirdi. Bir gün Zekeriya aleyhi selam odasında namaz kılarken beyaz elbiseler içerisinde Cebrail aleyhi selam gelerek Allahü teâlânın kendisine Yahya isminde bir oğul ihsan edeceğini müjdeledi. Ayrıca onun hazret-i İsa yı tasdik edeceğini, zamanın büyüklerinden ve bütün kötülüklerden uzak, nübüvvetle (peygamberlikle) muttasıf, Salihler zümresinde bir zât olacağını haber verdi. Zekeriya aleyhi selam bu müjdeye sevinip arzusunun çabukluğunu arz ederek: ''Ya Rabbi! Bana vâd ettiğin çocuğun meydana geleceğini delil ve alâmet olmak üzere, bu gönlüme yerleşmesi ve kalbimin bana vâd ettiğin şeyde mutmain olması için bir nişan ver. O alâmetle bu nimeti şükürle karşılayayım.'' diye münacatta bulundu. Allahü Teâlâ Zekeriya aleyhi selamın duasını kabul ederek; ''Senin için alâmet, birbiri ardınca üç gece (ve gündüz) insanlarla konuşmamandır.'' Bir hastalık ve sebep olmaksızın, sen sıhhatli olduğun halde üç gece (ve gündüz) dilini konuşmadan alıkoymandır.'' buyurdu. Yahya aleyhi selam ana rahmine düşünce Zekeriya aleyhi selam konuşamaz oldu. Meramını ancak işaretle anlatabiliyordu. O, bu üç gün içinde devamlı ibadet ve zikirle meşgul oldu. Cenâb-ı Hakka karşı hamt ve şükür vazifesini yerine getirdi. Müddet tamam olunca Zekeriya aleyhi selamın  oğlu Yahya aleyhi selam dünyaya geldi. Yahya aleyhi selamın doğumu ile Zekeriya aleyhi selam ve ailesi sevince gark oldular. Yahya aleyhi selamdan altı ay sonra İsa aleyhi selam dünyaya geldi. İsrailoğuları İsa aleyhi selam beşikteyken Allahü teâlânın kudretiyle konuşmasına rağmen, onun babasız dünyaya gelmesiyle ilgili olarak Zekeriya aleyhi selama iftira ettiler. Zekeriya aleyhi selamı şehit etmek üzere aramaya başladılar. Yahudilerin iftiralarını ve kendisini öldürmek istediklerini haber alan Zekeriya aleyhi selam ''Takat getirilemeyen şeyden uzaklaşmak, peygamberlerin sünnetidir.'' kaidesinde Yahudilerin, onu yakalamak için peşine düştüler. Zekeriya aleyhi selam Beyt-ül-Makdis yakınlarında ağaçlı bir bahçeye girdi. Bir ağacın yanından geçerken ağaç: ''Ey Allah'ın peygamberi! Bana gel'' diye seslendi. Ağaç yarıldı ve Zekeriya aleyhi selam içine girdi. Sonra kapandı ve onu gizledi. İsrailoğuları Zekeriya aleyhi selamın izini takip edip nereye gittiğini anlayamadılar. O sırada mel'ûn İblis (şeytan) gelerek onlara; ''Bu ağacı bıçkı ile keşin, burada ise meydana çıkar. Yoksa ne kaybedersiniz.'' dedi. Kâfirler o ağacı biçerek Zekeriya aleyhi selamı şehit ettiler. Zekeriya aleyhi selamın türbesi Halep'tedir.

Mucizeleri:

1-Kalemleri, kendi kendine Tevrat’ı yazardı. Zekeriya aleyhi selam Beyt-i Makdis'te maiyetinde yetmiş kişi olduğu halde Tevrat yazarlardı. Yahudilerin biri gelip; ''Hak peygamber olsaydın, elinde Tevrat yazmaya muhtaç olmazdın; sen de elinle yazıyorsun, emrindekilerle aranızda hiçbir fark görmüyorum.'' diye konuştu. Hazret-i Zekeriya bu söze çok üzüldü ve meraklandı. Cebrail aleyhi selam gelip: ''Ey Zekeriya, buradan kalkınız! Kaleminize emrediniz, kendi kendine yazsın!'' dedi. Zekeriya kalkıp, emredince, kalem istenen şeyi yazmaya başladı. O saatte kalem on iki süre yazdı. Bu mucize ile birçok kimse iman etti.

2-Zekeriyyâ aleyhi selam hazret-i Meryem'i terbiyesi altına aldığı vakit, yazılması lâzım gelen kefaletnameyi, kalemsiz, hokkasız yazmışlardır.

3-Kur'ân-ı kerimde bildirildiği gibi, Zekeriya aleyhi selam ve Beyt-i Mukaddes hademe ve kayyimlerden yirmi dokuz kişi arasında hazret-i Meryem'in kefaleti hakkında meydana çıkan ihtilaf üzerine herkes kendi kalemini Ürdün suyuna atmışlarken, yalnız Zekeriya aleyhi selamın kalemi suyun üzerinde dikilmiş kalmıştır.

4- Ağaçlar, Zekeriya aleyhi selamla konuşurlardı. Yahudilerden bir taife kendisini şehit etmek üzere araştırırlarken, kendileri de onlardan kaçtığı vakit, bir ağaç; ''Ey Allah’ın peygamberi, gel bende gizlen seni ben muhafaza ederim'' diye dile gelmişti.

5-Zekeriyyâ aleyhi selam su üzerinde yürür ve mübarek ayakları ıslanmazdı. Kendisi için suda yürümekle, karada yürümek arasında fark yoktu.

6-Zekeriyyâ aleyhi selamdan mucize istendiği vakitte, yakınlarındaki ağaçlara mübarek eliyle işaret etmiş, hemen ağaçlar, köklerinden kopup, önlerine gelip kalmışlardır. Kur’an-ı kerimin Âl-i İmran, Meryem, Enbiya ve En'am sürelerinde Zekeriya aleyhi selamla ilgili haberler verilmektedir.

ZEKİ VELİDİ TOGAN ( 10 Aralık 1890 – 26 Temmuz 1970 ) 

Zeki Velidi Togan, 10 Aralık 1890 tarihinde Başkurt ilinde İsterlitamak'a bağlı Küzen köyünde doğdu. Daha ilk medrese tahsilini yaparken bir yandan da özel Rusça dersleri alıyordu. Öğretmen olan annesinden Farsça öğrenmeyi de ihmal etmiyordu. 1902 yılında orta tahsil için Ütek'e bulunan dayısı Habib Neccar'ın medresesine gitti. Buradaki öğrenimi sırasında Arapça dersler alarak dil bilgisini geliştirdi.

1908'de köyünden kaçarak Kazan'a gelip burada özel dersler aldı. Bu arada Katanov ve Aşmarin gibi bilginlerle tanıştı. 1909 yılında mezun olduğu Kasımiye medresesine “Türk Tarihi ve Arap Edebiyatı Tarihi Muallimi” oldu. 4 yıl süren bu öğretmenliği sırasında 1911 sonlarında yayınladığı Türk ve Tatar Tarihi adlı kitabı sayesinde meşhur olmaya başladı. Bu eserin iyi yankıları sayesinde Kazan Üniversitesi Arkeoloji ve Tarih Cemiyeti'ne Aza seçildi.

1913'te Fergane'ye, 1914'te Buhara'ya araştırmalar yapmak için gönderildi. Bu seyahat neticelerine ait hazırlamış olduğu raporlar başta Petersburg Arkeoloji Cemiyeti olmak üzere Kazan ve Taşkent Arkeoloji cemiyetleri mecmualarında yayınlandı. Bu arada Prof. Katanov'un şimdi İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü'nün esas nüvesini teşkil edecek olan kitaplarının Türkiye'ye gönderilmesine vesile oldu.

Daha sonra Rus Millet Meclisi Duma'da Ufa Müslümanlarının temsilcisi olarak bulunmak üzere Petersburg'a gitti. Bilimsel çalışmalarına siyasî çalışmalarını da eklemiş oluyordu. Bu sırada Bolşevik ihtilâli patlak verince o da Türklerin durumunun düzelmesi için mücadeleye girişti.

Bolşevik İhtilâli'nden 22 gün sonra 29 Kasım 1917'de Başkurt ilinin muhtariyeti ilan edildi. Örenburg'u 18 Şubat 1918'de işgal eden Sovyetler onu tutukladılarsa da 7 Haziran'da hapisten kaçtı. Başkurt hükümeti kurulduğunda Togan, Harbiye Nazırı oldu. Bundan sonra Lenin, Stalin ve Troçki ile defalarca görüştü fakat olumlu sonuç alamayınca Türkistan'a çekilip orada mücadeleye karar verdi.

1920–23 yıllarında Türkistan'da amansız bir mücadeleye girişti ise de başarılı olamadı. Basmacı Hareketi'nin içinde bulundu. Türkistan Millî Birliği'nin kurucusu ve ilk başkanıdır. Paris, Londra ve Berlin'deki birçok Orta-Asya tarihçisi onunla çalışmak istemesine rağmen, devrin Türkiye Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, Fuat Köprülü, Rıza Nur, Yusuf Akçura'nın istekleri sayesinde Türkiye'den davet aldı. 20 Mayıs 1925'te geldiği Türkiye'de Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Encümeni'ne tayin edilmiştir. O zamanki Ankara'nın kitap açısından yetersiz olması yüzünden kendi isteği ile İstanbul Darülfünunu Türk Tarihi Müderris Muavinliği ‘ne tayin edildi. Bundan sonra İstanbul ve Anadolu kütüphanelerinde hummalı çalışmalarına başladı. Fakat 1932'de I. Türk Tarih Kongresi’nde tıp doktoru Reşit Galip'in sunduğu Orta Asya'da iç deniz olduğu ve bunun sonradan kuruduğu konusu hakkındaki tebliğini eleştirince, Togan aleyhine bir kamuoyu oluştu. Kendisine takınılan bu kötü tutum üzerine ülkeyi terk etme kararını verdi. 8 Temmuz 1932'de istifa ederek Viyana'ya gitti. 1935'te doktora çalışmalarını bitirdikten sonra Bonn Üniversitesi’nde, 1938'de Göttingen Üniversitesi’nde ders verdi. 1939'da Millî Eğitim Bakanı'nın daveti üzerine tekrar Türkiye'ye geldi. İstanbul Üniversitesi’nde Umumî Türk Tarihi Kürsüsü ‘nü kurdu.

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Türkiye'de Sovyetler aleyhine faaliyet ve Turancılık suçundan tutuklanıp mahkeme edildi. 10 yıl hapse mahkum edildiyse de Askerî Mahkeme kararı bozdu ve Togan beraat etti.1948'de yeniden döndüğü üniversitedeki görevine ölümüne kadar devam etti. 1951'de İstanbul'da toplanan XXI. Müsteşrikler Kongresi’ne Başkanlık etti. Bu onun bilimsel alandaki şöhretini çok daha artırdı.

Zeki Velidi Togan 26 Temmuz 1970'te İstanbul'da vefat etti.

ALİ EFENDİ (ZENBİLİ) 

( ? — 1525 ) Şeyhülislam. Karaman’da doğdu. Karamanlı Hamza'dan ve İstanbul’da Molla Hüsrev'den Ders gördü. Bursa’da Hüsameddin'den şer'i İlimler okudu. Edirne’de Ali Bey Medresesi’nde hocalık yaptı.ll.Bayezid döneminde ünlendi. Birçok Anadolu Medresesinde Müderrislik yaptıktan sonra Şeyhülislam oldu.(1502) Hükümdarların dayanışlarını hakseverliğiyle yumuşattı. Derdi şikayeti olanlar, başvurularını evinin penceresinden sarkıttığı zenbile atarlar,o da cevaplarını aynı şekilde zenbile bırakırdı. Bu yüzden Zembilli diye anıldı. Onun döneminde Şeyhülislamlık vezirliğin çok üstünde bir görev durumuna gelmişti. Bu görevi yirmi yıl sürdürdü.XVl.yy.Şeyhulislamların en ünlüsüdür.EL-Mutaharrat adlı yapıtı ünlüdür.

ZİYA GÖKALP 

(1876–1924) Gökalp 23 Mart 1876 da Diyarbakır'da doğmuştur. Asıl adı Mehmet Ziya’dır. Gökalp’ın yetişmesinde babasının çok etkisi olmuştur. Diyarbakır askeri rüştiyesini bitirdi. Farsça, Arapça ve Fransızca bilirdi.

Gökalp, Namık Kemal'in fikirlerinden etkilenmiştir. Hürriyet ve vatan fikirlerini onun eserlerinden öğrenmiştir. Baytar mektebini bitirdi. Bu mektebin son sınıfındayken siyasetle uğraşmış ve tıbbiyelilerce kurulan gizli bir cemiyete aza olarak girdi. Bu tür hareketlerinden dolayı tutuklandı ve Diyarbakır'a sürgün edildi. Orada İttihat ve  Terakki şubesi açtı. İlk yazılarını Dicle ve Peyman  isimli gazetelerde yazmıştır. Ziya Gökalp Türk milliyetçiliği alanındaki çalışmalarına da bu sıralarda başladı. Daha sonra genç kalemler dergisinde yazmağa başladı. Balkan Harbi sebebiyle İstanbul'a geldi. İstanbul’da çalışmaları daha hızlı ilerledi. Bir ara Malta ya sürüldü.1921 de yurda döndü 25 Ekim 1924 de öldü.

Ziya Gökalp Türk edebiyatına birçok eser vermiştir. Bunlar  şiir, manzum destan ve masal ,neşir, ilmi ve fikri makalelerden ibarettir. Gökalp büyük bir Türk milliyetçisidir. Ona göre "Türkçülük ,Türk Milletini yükseltmek demektir”. Türkçülüğün ve Milliyetçiliğin program ve felsefesini çizerek, millî akımın kalbi olmuştur. Dil ve din konularında da önemli fikirleri vardır.1910 yılında Genç kalemler dergisinde yayınlanan Turan isimli şiirinde vatanı anlatır.

Dili sadedir. Samimi ve halkın anlayacağı bir dildir. Ziya Gökalp Türk dilinin Milli esaslar dâhilinde gelişmesi ve zenginleşmesi hususunda büyük bir ehemmiyet vermekte ve Tük dilciliği için en doğru ve makul hedefleri doğruca göstermektedir. Ziya Gökalp gençlere örnek olmuş ve onları bu fikirleriyle etkilemiştir.

Eserleri : Şiirleri : Kızıl Elma (1913),Yeni Hayat )1918),Altun Işık (1913) Neşirleri :Türk Töresi, Türkçülüğün Esasları ,Türkleşmek İslamlaşmak  Muasırlaşmak ve Malta Mektuplarıdır.

Ziya Gökalp (B)

Güzel dil Türkçe bize
Başka dil gece bize
İstanbul konuşması
En saf en ince bize

Lisanda sayılır öz
Herkesin bildiği söz
Manası anlaşılan
Lügate atmadan göz

Uydurma söz yapmayız
Yapma yola sapmayıp
Türkçeleşmiş Türkçedir
Eski köke tapmayız

Açık sözle kalmalı
Fikre ışık salmalı
Mükeradif sözlerden
Türkçesini almalı

Ziya Gökalp

ZİYA PAŞA 

1825–1880 Sadaret Kaleminde memurken Reşit Paşa'nın yardımıyla katip olarak saraya girdi. Fransızca öğrendi. Kıbrıs ve Amasya mutasarrıfı yaptı. Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne üye olduğu için Namık Kemal'le Paris'e kaçtı.(1867).Londra'da Namık Kemal'le Hürriyet Gazetesi'ni çıkardı. Cenevre’ye gitti. İstanbul’a dönerek Şura-yı Devlet Üyeliği ,Kanun-i Esası üyeliği yaptı. Suriye, Konya , Adana valiliklerinde bulundu.

Divan şiirinin etkisinde ve hayranlığında olan Ziya Paşa şiirlerinde "hak adalet , ilerleme, kanun ,medeniyet" kavramlarını ve Tanzimat yazarlarının ortak konularını da işler. “Şiir ve İnşa" makalesinde Türk edebiyatının şiir ve neşir alanında yenileşmesini , halkın kaynağına inmesini ileri sürer. Ne var ki ,kendi şiirlerinde divan şiirinin etkisinden kurtulamaz. Eski şiirin yıkılmasına çalışırken ;Arap Fars ve ,Türk divan şairlerinden meydana getirdiği Harabat  antolojisiyle divan şiirini savunur ve Namık Kemal tarafından eleştirilir. Terkib-i Bendinde batılılaşmasının yanlış anlaşılmasının yanlış uygulamaları eleştirir.Montesquie,Rousseau,Voltaire'den etkilenmiştir.

Eserleri : Eşar-ı ziya: Şiirler (1881) Zafer Name : Nazım-neşir karışık sadrazam Ali Paşa'yı yeren bir hiciv eseridir (1868)  Harabat :3 ciltlik antoloji (1874) rüya : Neşir (1910),Veraset Mektupları (1910) Terkib-i Bent : Birkaç defa ayrı ayrı basılmıştır.

ZÜLKARNEYN ALEYHİSSELÂM

Velî veya peygamberdir.

Peygamber veya veli. Kur’an-ı kerimde kıssası, doğuya ve batıya seferleri zikre edilmiştir. Asıl ismi İskender'dir. Doğuya ve batıya gittiği için İskender-i Zülkarneyn diye anılmıştır. Nuh aleyhisselâm'ın oğlu Yâfes'in soyundandır. Peygamber olup olmadığı açıkça bildirilmedi. Yemen'de yaşamış olan Münzir İskender ile Aristo'nun talebesi olan Makedonyalı İskender'den daha önce yaşadı. Salih bir zât olan Zülkarneyn aleyhi selamı Allahü Teâlâ yeryüzündeki insanlara emir ve yasaklarını tebliğ ile vazifelendirdi. Zülkarneyn aleyhi selam Allahü Teâlâ niyazda bulunup; kendisine kuvvet vermesini, insanlar arasında hangi ilim ve adâletle hükmetmesi  gerektiğinin bildirilmesini istedi. Allahü Teâlâ şöyle buyurdu: ''Sana verdiğim vazifeyi yapabilmen için kuvvet ihsan ederim. Göğüsünü açarım. Her şeye gücün yetecek hâle gelirsin. Anlayışını açar, konuşmanı genişletirim, kulağını açarım, tâ uzaktakileri işitirsin. Basiretini genişletirim, çok uzakları görür, her şeye nüfuz edersin. Her şeyi sağlam yaparsın. İstediğin her şeyi ihsan ederim. Sana heybet veririm hiç kimse sana kötü gözle bakamaz. Ben sana yardım ederim. Hiç bir şey sana zarar vermez. Seni kuvvetlendiririm. Hiç bir şeye yenilmezsin. Kalbine kuvvet veririm hiçbir şeyden korkmazsın. Aydınlık ve karanlığı emrine verir, onları senin askerin yaparım. Aydınlık senin önünde yol gösterir, karanlık arkandan seni muhafaza eder.'' Allahü Teâlâ hazret-i Zülkarneyn ‘in emrine bulutları ve başka vâsıtaları verdi. Ona ilim ve kudret, insanlar üzerine tasarruf hâkimiyeti verdi. Ayrıca beyaz ve siyah olmak üzere iki sancak ihsan etti. Zifiri karanlık olan gecede beyaz sancağı açınca, ortalık aydınlığa gark olurdu. Gündüz harp ederken düşman askerinin karanlıkta kalmasını arzu ederse siyah sancağını açar, düşman tarafı zifiri karanlık, kendi tarafı aydınlık olur, böylece düşmana kısa zamanda galip gelirdi. Her sefere çıkışında önü aydınlık, arkası karanlık olurdu. Çok geçmeden memleketi genişledi. Devleti güçlendi. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bütün dünyaya yaymağı azmetti. Teyzesinin oğlu Hızır aleyhi selamı kendisine vezir, ordusuna kumandan tayin etti. Allahü teâlânın emriyle müminlerden meydana gelen ordusu ilk önce batıya yürüdü. Vardığı yerlerde kâfirleri hak dine dâvet etti. İnsanlara iyilik ve ihsanlarda bulundu. İnanmayanlarla harp etti. Batıda meskûn (yerleşilmiş) yerlerin sonuna vardı. Artık karalar bitmiş denizler başlamıştı. Oraya vardığı sırada orada bir kavim buldu. Bu kavim kâfir olup vahşi hayvan derisinden elbise giyerler, denizin dışarı attığı balık cinsinden şeyleri yiyerek geçinirlerdi. Zülkarneyn aleyhi selam bu kavmi, güzel muamelede bulunarak hak dine dâvet etti. Kavimden bir kısmı imanla şereflendi bir kısmı ise iman etmekten yüz çevirdi. Zülkarneyn aleyhi selam inanmayanların üzerine yürüdü ve onları karanlıkta bıraktı. Onlar karanlıkta ne yapacaklarını bilemediler. Sonunda pişman olup tövbe ettiler ve Allahü teâlânın varlığına, birliğine inandılar. Zülkarneyn aleyhi selam müminlerden kurduğu ordusu ile uğradığı  her yerdeki bütün insanları hak dine dâvet etti. Allahü teâlâya  iman ve ibadete çağırdı. İman etmeyenler cezalarını gördüler. Yaya olarak Mekke-i mükerremeye gitti ve haccetti. İbrahim aleyhi selamla görüşüp hayır duasını aldı. Nasihatlerine kavuştu. Daha sonra doğuya yöneldi. Güneşin ilk ışıklarının vurduğu en uçtaki kara parçasına vardı. Zülkarneyn aleyhi selam orada, yeraltındaki mahzenlerde yaşayan kavmi hak dine dâvet etti. Daha sonra kuzeye bir sefer yaptı. İki dağ arasına vardı. O iki dağın yakınında oturan kalabalık bir kavimle karşılaştı. O kavmi de hak dine dâvet etti. Kavmin padişahı Zülkarneyn aleyhi selamı iyilikle karşıladı ve hediyeler takdim etti. Bütün kavmiyle birlikte hak dini kabul etti. Zülkarneyn aleyhi selamın iltifatlarına kavuştu. Ye'cüc ve Me'cüc adlı kavimlerin zararından şikâyette bulundu. Zülkarneyn aleyhi selam o kavimle birlikte Ye'cüc ve Me'cüc'ün zararından korunmak için set yaptılar.

Zülkarneyn aleyhi selam bir seferi esnasında hiçbir dünya malı ve serveti olmayan, rızıklarını sebzeden temin eden bir kavme rastladı. Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, her gün mezarını temizler ve ibadetlerini burada yaparlardı. Zülkarneyn aleyhi selam o kavmin hükümdarıyla da görüştü. Hükümdar kendilerinin dünyaya önem vermediklerini, âhiretini hatırlamak için de ibadetlerini mezarlarda yaptıklarını anlattı. Zülkarneyn aleyhi selam Allahü teâlânın yardımıyla, doğu, batı ve kuzeydeki bütün ülkeleri feth edip, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını yayma vazifesini tamamladıktan sonra, askerine izin verdi. Kendisi Medine ile Şam arasında Dûmet-ül-Cendel denilen yerde insanlardan ayrıldı. Yalnız Allahü teâlâya ibadet ve tâatle meşgul oldu. Vefat etmeden önce yakınlarına ''Ben vefat edince usulüne uygun yıkayıp kefenleyin. Sonra tabuta koyun. Yalnız kollarım dışarda sarkık kalsın. Hazinelerimi de katırlara yükleyin'' diye vasiyette bulundu. Söyledikleri aynen yapıldı. Az bir zaman sonra da vefat etti. Mekke’ye veya Mekke civarındaki Tehâme Dağlarında bir yere defn edildi. İskender-i Zülkarneyn böyle vasiyet etmekle ''Arkamdan gelen ordular ile doğu ve batıya hâkim oldum. Hizmetçilerim emrimden çıkmadı. Dünyayı baştanbaşa tuttum. Sayısız hazinelerim vardı. Fakat bütün bu dünya nimetleri kalıcı değildir. Gördüğünüz gibi mezara eller boş gidiliyor. Dünya malı dünyada kalıyor. Sizler ahirette de faydalı olacak işler yapın.'' demek istedi. Zülkarneyn aleyhi selam beyaz-kırmızı benizli, orta boylu idi. Güzel ahlâk sâhibi, Hakka teslimiyeti tam, halkına karşı mütevazi, alçak gönüllü ve adâlet sâhibi idi. Gaza ve cihada çıkmakta, beldeleri tamirde çok gayretli idi. Dünya malına rağbet etmez, elinin emeği, alnının teri ile geçinirdi. Bunun için zembil örer kendine, çoluk çocuğuna bu paradan harcar, artanını fakirlere sadaka verirdi. Ye'cüc ve Me'cüc kavminin zararlarına mâni olmak için set yapmıştı. Seddi rivayetlere göre Asya'nın doğusundaki mümin Türklerin ricası üzerine inşa etmişti. İki dağ arasına taş ve demirden yapılmış olan bu set  bugünkü Çin seddinden başkadır. Kur’an-ı kerimin Kehf suresi :83–98. ayet-i kerimelerinde Zülkarneyn aleyhi selamla ilgili haberler verilmektedir. Peygamber efendimiz, sallallahü aleyhi ve sellem de buyurdu ki:

İsmini duyduğunuz kimselerden yeryüzüne dört kişi mâlik oldu. İkisi mümin ikisi kâfir idi. Mümin olan ikisi Zülkarneyn il Süleyman (aleyhi selam) idi. Kâfir olan ikisi de Nemrut ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak yeryüzüne benim evlâdımdan biri yâni Mehdi mâlik olacaktır.

ZÜLKİFL ALEYHİSSELÂM
İsrail oğullarına gönderildi.

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Peygamberliği keşin olarak belli olmayıp, âlimlerin ekserisi peygamber olduğunu söylemişlerdir. Asıl ismi Bişr olup, lakabı Zülkifl'dir. Elyesâ aleyhi selamdan sonra, kızmadan sabır göstererek dinin emir ve yasaklarını İsrâiloğullarına bildirmeyi üzerine aldığı, kefil olduğu içim kefalet sâhibi manasında Zülkifl denilmiştir. Elyesâ aleyhi selamın amcasının oğludur. İsrâiloğullarına Mûsâ aleyhi selamın dininin emir ve yasaklarını tebliğ etmiştir.

Allahü teâlânın İsrâiloğullarına gönderdiği peygamberlerden Elyesâ aleyhi selamın eceli gelip vefatı yaklaşınca Allahü Teâlâ ruhunu kabz edeceğini vahiyle bildirdi ve ''Mülkünü, İsrâiloğullarından gece sabaha kadar ibadet eden, namaz kılan, gündüzleri oruç tutan ve insanlar arasında kızmadan hükmedecek birine ver.'' buyurdu. Bu peygamber kendisine verilen emri İsrâiloğullarına bildirdi. Aralarında bir genç kalkıp: ''Bu işe ben kefil olurum, üzerime alırım.'' dedi. Peygamber o gence; ''Bu kavmin içinde senden daha büyükleri var, sen otur.'' dedi. Sonra ikinci defa aynı teklifi yaptı o genç yine ''Kefil olurum.'' dedi. Üçünce defa aynı teklif tekrarlanınca cevap veren yine o genç oldu. Bunun üzerine Elyesâ aleyhi selam, onun yerine halife bıraktı. Bu genç Bişr idi. Bu sebeple o gence Zülkifl lakabı verildi.

Bu genç aldığı vazifeyi eksiksiz olarak yerine getirmek için çalışırken İblis (Şeytan) onu kıskandı ve bu vazifeyi yaptırmamak için çeşitli hilelere başvurdu. Fakat bu genç İblisin hilelerine aldanmadan aldığı vazifeyi eksiksiz yerine getirdi. Bu hâlinde dolayı Allahü teâlâya şükür etti.

Allahü Teâlâ Zülkifl aleyhi selama peygamberlik vazifesi verdi. Zülkifl aleyhi selam Mûsâ aleyhi selamın dininin emir ve yasaklarını insanlara bildirdi. Tevrat’ı okuyup hükümlerini yerine getirdi. Tebliğ vazifesini hakkıyla yerine getirdikten sonra Şam beldelerinden birinde vefat etti.

Kur’an-ı kerimin Enbiya suresi: 85–86. ayet-i kerimelerinde, Sâd suresi: 48. ayetinde Zülkifl aleyhi selamla ilgili haberler verilmektedir.


.....

..

....

lütfen paylaşalım