foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

uluğbey ULUĞ BEĞ ( .... - .... ) 15.yüzyıl Türkistan için parlak bir devir olmuştur. Bu yüzyılda burada bilimsel faaliyetler Timur'un (1369–1405) gayretleri ile yoğunlaşmış, bir entelektüel canlanma başlamıştır. Timur bilimi desteklemiş, bilim adamlarını etrafında toplamaya başlamış ve bu amaçla çeşitli kurumlar inşa ettirmiştir. Özellikle kendi başkenti olan Semerkant’a büyük önem vermiştir. Semerkant şehri, daha çok Timur'un torunu Uluğ Bey'in çabaları ile bir bilim ve kültür merkezi haline gelmiştir.

Uluğ Bey hem hükümdar hem de çağını aşmış bir bilim adamıdır. Özellikle astronomi ve matematiğe yoğun ilgi göstermiş ve hayatı boyunca bu bilimlerle uğraşmıştır. Ününü de bu alandaki çalışmalarına borçludur.

Uluğ Bey'in hükümdarlığı sırasında, Semerkant’ta kurduğu medrese ve gözlemevi de bilim tarihi açısından oldukça büyük önem taşır. Bu gözlemevinde yapılan çalışmaların sonuçlarının içeren Zîc-i Uluğ Bey adlı eseri Doğu'da ve Batı'da uzun yıllar bir başvuru kaynağı olarak kullanılmıştır.

Astronomi alanında ün yapmış büyük Türk bilgini. Miladi 1394–1449  yılları arasında yaşamıştır. Asıl adı Muhammed Taragay olan Uluğ Bey, Timur’un torunlarındandır. Astronomi, matematik ve tarih konularıyla yakından ilgilenen Uluğ Bey, Türk Hakanı Sultan Şuhruh Mirza'nın ilk çocuğudur. Muhammed Taragay adı dedesi tarafından verilmiştir. Tam adı "Alaüddevle Uluğ Bey Mirza Gürkan" 'dır.
Maveraünnehir’i geniş yetkili valisi iken babasının vefatı üzerine Türk Hakanlığı tahtına geçti.1409 İmparatorluğu 2 yıl 8  ay 13 gün sürdü. 25 Kasım 1449 da taht ihtirası yüzünden oğlu Sultan Abdüllatif  Mirza tarafından kiralık bir katile öldürtüldü.
"Zic-i Cedid-i sultani “adlı astronomiye ait eseriyle bu bilime büyük yenilikler katmıştır. Onun koyduğu kurallara katkıda bulunmak için bilim üç asır beklemek zorunda kaldı. Birçok ülkede bu kitap üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu. Diğer eseri ise "Şeceret-ül Etrak"(Türker’in soy kütüğü) ‘“dür

UZUN MEHMED 

Taşkömürünü Türkiye'de ilk olarak bulan Türk (XlX.YY).  Zonguldak'ta doğan Uzun Mehmet  Siracı Bahri gemisinde askerlik yaptı. O devir de devlet kömür ihtiyacını İngiltere'den karşılıyordu. Türk Askerleri ‘ne donanmadan kömür örnekleri verilerek memleketlerinde bu kömürü aramaları bildiriliyordu. Uzun Mehmet askerliğini bitirip köyüne dönünce araştırma yapmaya başladı.1829 da Zonguldak havalisinde taş kömürü örnekleri bularak, İstanbul’a örneklerini götürdü. Yapılan tahliller sonucu kömürün aranan evsafta kaliteli kömür olduğu anlaşıldı. Uzun Mehmet’e bu buluşundan dolayı mükâfat verildi ve maaş bağlandı. Fakat kömür aramak için ferman alanlardan birisi olan Ereğli mütesellimi, Uzun Mehmet’i kıskandı ve onu öldürttü. Bugün Zonguldak kömür havzasına Uzun Mehmet adına bir anıt dikildi.

ÜMİT KAFTANCIOĞLU 

(1934–1980) Yazar Kars'ın Hanak İlçesi’ne bağlı Saskara Köyü'nde doğdu. Asıl adı Garip Tatar’dır. Cılavuz Köy Enstitüsü'nden mezun oldu.(1957).Bunun ardından üç yıl Mardin'in Derik İlçesi’nde İlkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi.(1964).Ortaokul öğretmenliği yaptı. TRT ye girerek İstanbul Radyosu'nda Köy yayınlarında görev aldı. TRT 1970 sanat ödülleri yarışmasında "Dönemeç" adlı öyküsü ile Büyük ödül ve "Hakkullah" adlı röportajıyla da 1972  Ali Naci Karacan Armağanı'nı kazandı Öyküleri varlık ve Yeni Dergi'de yayınlandı. Çocuk öykülerinden oluşan yapıtı Çocuk ve Kent’te ona "Başkent yarışması Üçüncü Ödülü'nü" kazandırdı.,(1980).1980 Terörlü yıllarında işine giderken silahlı bir saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Başlıca eserleri: dönemeç(1972),Yelatan(1972),Tek Atlı Tekin olmaz(1973),Köroğlu Kollar(1974),tüfekliler(1974), çarpana(1975), Altın Ekin (1980)

UZEYR ALEYHİSSELÂM 

Velî veya peygamberdir. İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden veya velilerden. İsmi; Kur’an-ı kerimde bildirilmiş olup, peygamber olup olmadığı açıkça bildirilmemiştir. Babasının ismi Şureyha olup Harun aleyhisselâm’ın neslindendir. İsrâiloğullarını Tevrat’ın hükümlerine uymaya dâvet etmiştir. İsrailoğuları Allah'ın oğlu diye iftirada bulunmuşlardır. Kudüs'te doğdu ve Kudüs'te vefat etti. Üzeyir aleyhi selam küçük yaşından itibaren, Tevrat ilmini öğrenip Tevrat’ı ezbere bilen sayılı kimselerden oldu. Allahü teâlâ ilâhi emirlerden yüz çevirip, peygamberlerin nasihat ve ikâzlarına kulak tıkayan ve çeşitli azgınlık ve taşkınlıkta bulunan İsrâiloğullarına Bâbil hükümdarı Buhtunnasar'ı ceza olarak musallat etti. Kalabalık bir orduyla Şam ve Ürdün bölgelerini istilâ edip, savunmasız insanları zalimce öldürten Buhtunnasar Kudüs’ü de istilâ etti.    Mescid-i Aksâ'yı yıkıp, Kudüs şehrinin bağ ve bahçelerini harap etti. İsrâiloğullarından çoğunu öldürüp, pek çok çocuk ve genci de esir alarak Bâbil'e götürdü. Bâbil'e götürülen genç esirler arasında Üzeyir aleyhi selam da vardı. Üzeyir aleyhi selam Bâbil'de bir müddet esaret hayatı yaşadıktan sonra elli yaşında olduğu sıralarda bir fırsatını bulup memleketi olan Kudüs'e gitmek üzere yola çıktı. Kudüs yakınına gelince, bir bahçede konaklayıp merkebinden yükünü indirdi ve bir ağaca bağladı. Geriden Kudüs şehrini seyredip; şehrin harap, yolların ve bahçelerin viran olduğunu üzülerek gördü. Bu sırada karnı acıktığı için bir miktar incir ve üzüm koparıp, incirin bir kısmını yedi, üzümün de suyunu sıkıp içti. Bir ağaç altına oturup, yıkılmış evlere, bozulmuş yollara, çürümüş tenlere, yığılmış kemiklere bakıp âlemin sonunu, yeniden dirilişi ve Allahü telalânın kudretini düşündü. Kendi kendine: ''Acaba, bu halden sonra Hak teâlâ bu şehri nasıl tamir ve ihya eder.'' diyerek tefekküre dalıp uyudu. Allahü teâlâ onu yüz sene öldürdü. Hayattan mahrum etti. Onun bedenini, yiyecek ve içeceğini insanların ve hayvanların gözünden gizledi. Üzeyir aleyhi selamı ölü bırakmasından yetmiş sene kadar sonra, Fâris hükümdarlarından Nüşek adında bir hükümdar eliyle Beyt-i mukaddesi (Mescid-i Aksa) ve Kudüs şehrini imar etti. Bu sırada Bâbil hükümdarı Bahtunnasar öldüğünden İsrailoğuları esaretten kurtulup memleketlerine döndüler. Otuz sene daha geçtikten sonra Allahü teâlâ Üzeyir aleyhi selamı yeniden diriltti. Üzeyir aleyhi selam kendisinin bir gün veya bir günden az olarak uyumuş olduğu uykudan uyandığını zannetti. Çünkü incir ve üzümün sanki dalından yeni koparılmış ve şıra sıkıldığı saatlerdeki gibi bozulmamış olduğunu gördü. Allahü teâlâ Üzeyir aleyhi selama vahy edip yüz sene kaldığını bildirdi. Üzeyir aleyhi selam merkebine baktığı zaman onun parça parça olan kemiklerinin vücudundan ayrılmış olduğunu gördü. Allahü teâlâ ona ''.....ve seni, insanlara bir ayet (delil) kılmak için böyle öldürüp dirilttik. (seni öldükten sonra diriltmenin var olduğunu delil kıldık) ve (merkebin) kemiklerine bak! Onları nasıl birbirine birleştiriyoruz? Sonra da onlara et giydiriyoruz?'' (Bakara suresi: 259) buyurdu. Allahü teâlâ ölmüş, etleri çürümüş, kemikleri parça parça olup kaybolmuş olan merkebi tekrar diriltti. Bu durumu gören Üzeyir aleyhi selam, ''Ben bilirim ki, şüphesiz Allahü teâlâ her şeye kâdirdir. (Bütün ölüleri diriltmeye gücü yeter.) buyurarak Allahü telalânın kudretini müşahede etti.

Üzeyir aleyhi selam yeniden dirilen merkebine binip Kudüs şehrine girdi. Bulduğu insanları gördüğü ev ve mahalleleri tanıyamadı. Kendi mahallesi olarak tahmin ettiği yerde bir evin önünde durdu. Kapıda gözleri görmeyen, elleri ve ayakları tutmayan bir kadına rastladı. Kadına Üzeyir’in evi neresidir? Dedi. Âmâ ve kötürüm olan kadın da; ''Üzeyir’in evi burasıdır, ben Üzeyir’in hizmetçisiyim. Fakat Üzeyir kaybolalı yüz yıldan fazla oldu. Ondan ümitsiziz.'' deyip ağlamaya başladı. Bunun üzerine Üzeyir aleyhi selam; ''Ben Üzeyir’im'' deyip başından geçenleri anlattı. Üzeyir aleyhisselâm’ın duası bereketiyle kadın, hastalıklarından şifa buldu. Kadın ailenin diğer fertlerine ve İsrâoğullarına Üzeyir aleyhisselâm’ın geldiğini haber verdi. Aile halkı Üzeyir aleyhi selamı tanıyıp ikna oldular. Üzeyir gelmiş diyerek sevinç ve heyecanla gelen şehir halkı da Üzeyir aleyhi selamı ziyaret edip uzun zaman geçtiği halde değişmemiş olduğunu gördüler. Yaşlılar ona çeşitli sorular sorarak imtihan etmeye başladılar. Bu sırada Üzeyir aleyhi selama peygamberlik emri bildirildi. İsrâiloğullarına Tevrat’ın hükümlerini tebliğ etmeye onları azgınlık ve sapıklıklardan sakındırmaya çalıştı. Daha önce kendilerini Dünya ve ahiret saadetine dâvet eden peygamberlerin apaçık mucizelerini gördükleri halde onları yalanlayan, birçok peygamberi de şehit eden İsrailoğuları Üzeyir aleyhisselâm’ın dâvetini kabul etmediler. Okuduğu Tevrat’ın uydurma olduğunu iddia edenler çıktı. Bazıları onun okuduklarından Tevrat olup olmadığını karşılaştıralım dediler. İçlerinden biri ''Benim dedem, Buhtunnasar'ın zulmü zamanında bütün Tevrat nüshalarını yakılmak suretiyle yok edildiğini bildirdi. Yalnız bir nüsha Tevrat’ı filan dağın tepesine gömdüğünü söyledi. O nüshayı getirip Üzeyir’in okuduklarıyla karşılaştıralım dedi. ''Gömülü olan yerden Tevrat nüshalarını getirip Üzeyir aleyhisselâm’ın okuduklarıyla karşılaştırdılar. Yazılı nüshada olanlarla Üzeyir aleyhisselâm’ın okuduklarını aynı olduğunu görünce ''bu kadar uzun zamandan sonra  Üzeyir’in Tevrat’ı ezbere okuması mümkün değildir düşüncesiyle Tevbe suresi 30. ayetinde bildirildiği gibi ''Üzeyir Allah'ın oğludur.'' diye iftirada bulundular.

Üzeyir aleyhi selam ise onların bu inanışlarının küfür ve sapıklık olduğunu, vazgeçmedikleri halde şiddetli azaba uğrayacaklarını bildirdi. Vefat edinceye kadar İsrâiloğullarının arasında bulundu. Onları hak yola dâvet etmeye devam etti. Üzeyir aleyhisselâm’ın vefatından sonra İsrâiloğullarının isyanları ve sapıklıkları iyice arttı.. Üzeyir aleyhisselâm’ın ismi Kur’an-ı kerimde (Bekara suresi: 259 ve Tevbe suresi: 30. ayetlerinde) zikredilmiştir. Fakat peygamber mi yoksa insanları hak yola dâvet eden bir veli mi olduğu keşin olarak bildirilmedi. Peygamber efendimiz de buyurdu ki: ''Üzeyir’in peygamber olup olmadığını bilemiyorum. Tubba'nın mel'ûn olup olmadığını bilemiyorum. Zülkarneyn'in peygamber olup olmadığını bilemiyorum....''

 VAHİDEDDİN MEHMED Vl 

vahdettinOsmanlı devletinin son hükümdarı.(1861–1926)           Mehmet Vahidüddin de İstanbul’da doğmuştur. Orta boylu, zayıf fakat kuvvetli bir vücudu vardı. Kıymetli ulema tarafından iyi bir tahsil yaptırıldı. Sultan  , Macit’in  oğlu  olan Vahideddin Mehmet V'in ölümü üzerine 1918 yılında tahta çıktı.l.Dünya savaşı sonun da Mondros Mütarekesi’nin tüm isteklerini kabul etti. İşgal  devletlerinin İstanbul'u işgal etmesi ve Anadolu'yu paylaşmaları  üzerine etkinliğini tamamen kaybetmiştir. Kurtuluş savaşının kazanılması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin saltanata son vermesi üzerine Emir Hüseyin'in çağrısına uyarak önce Mekke'ye gitti burada Halifeliğini sürdürmek istemesine rağmen sonuç alamaması üzerine oradan San Remo ya gitti ve orada öldü. Tabutuna haciz konuldu Suriyeli bir tüccarın haczi kaldırması ile cenazesi Suriye'ye getirilip  burada defnedildi. Osmanoğulları’nın en talihsiz hükümdarlarından biridir.


Tahta çıktığında Osmanlı Devleti en kötü günlerini yaşıyordu. Birincí Dünya Savaşında kendi cephelerimizde galip gelmemize rağmen yenik çıkmıştık. En ağır şartları ihtiva eden Mondros ve Sevr anlaşmaları yapıldı. Devletin tamamen elden çıktığını gören padişahın yüksek seviyede bir gizli toplantı yaparak zamanının kabiliyetli subaylarına, Anadolu'ya geçip milleti istilacılara karsı ayaklandırıp teslim olmamalarını tavsiye ettiği söylenir. Anadolu'da Milli kıyam harekatı oldu. Milli Meclis teşekkül etti. Yeni meclis Padişahlığı kaldırarak, Cumhuriyet idaresini kabul etti. Zaten İstanbul işgal altında idi. padişahın elinde ne bir kuvvet ve ne de bir salahiyet vardı. Padişahlığın kaldırılması ve Osmanlı Hanedanına yapılan tenkitlerin son hadde varmasıyla İstanbul’dan, dolayısıyla Türkiye'den ayrıldı. 641 senelik Osmanlı Hanedanının son üyesi, son padişahı ve Müslümanların yüzüncü halifesinin bu ayrılışında sene 1922 idi. Avrupa’nın birçok yerlerine uğradı. Pek çok yerden oturma teklifi aldı. Fakat hiç kimsenin gizli gayesine alet olmadı. Nihayet İtalya’nın San Remo şehrinde oturmaya karar verdi. Vefatına kadar orada kaldı. Hayati maddi sıkıntılar içinde geçti. 15 Mayıs 1926 tarihinde vefat etti. 

Cenazesi Türkiye'den istenmediği için Türkiye'ye getirilemedi Borçları bulunduğundan tabutuna haciz kondu. Suriye Devlet Başkanı cenazeye sahip çıktı ve tabutu Suriye'ye getirtti. Sam'da Sultan Selim Camii avlusuna defnedildi. Vefatında 65 yaşında idi. Defnedildiği mezarlık 1965 senesinde park haline getirildi. Simdi mezarının da kat'i olarak nerede olduğu belli değildir. ( Allah rahmet eylesin ).

Son padişahın Şeyhülislamları:

Musa Kazım Efendi, Dağıstanlı Ömer Hulusi Efendi, Haydari Zade İbrahim Efendi, Mustafa Sabri Efendi, Dürri Zade Abdullah Efendi, Medeni Mehmet Nuri Efendi. 

Sadrazamları:

Talat Pasa, İzzet Pasa, Ahmet Tevfik Pasa, Damat Ferit Pasa, Ali Rıza Pasa, Hulusi Salih Pasa ve Tevfik Pasa.

Erkek çocukları: Mehmet Ertuğrul Efendi.

Kız çocukları: Rukiye Sultan, Sabiha Sultan, Fatima Ulviye Sultan

 VOLTAİRE 

volterAsıl adı François-Marie Arouet olan Voltaire 1694 yılında Paris'te doğdu. Cizvit papazlarınca eğitildi, 16 yasında okulu bırakıp Paris'teki sanat ve yazın çevreleriyle tanıştı. 1917'de yazdığı hükümeti eleştiren bir taslama nedeniyle Bastille tutukevine kapatıldı. Burada kaldığı 11 ay içinde ilk tiyatro yapıtı olan "Oedipe"i yazdı. Daha sonra baskıların sürmesi üzerine sürgün olarak 3 yıl _İngiltere’de yasadı. Paris'e döndükten sonra _İngiltere’deki demokrasi anlayışını öven "_İngiltere Mektupları" adlı bir yapıt yazdı. Kitabın hükümeti eleştirdiği yargısına varılınca yine Paris'ten kaçmak zorunda kaldı. Uzun yıllar birlikte yasayacağı Chatelet Markiz’inin Lorraine bölgesindeki şatosuna sığındı.

1749 yılında markizin ölümü üzerine Prusya Kralı II. Frederik'in çağrısını kabul ederek Potsdam'daki Prusya sarayına konuk oldu. Burada ancak iki yıl kalabildi, kralla anlaşamayınca Berlin'den ayrıldı.

Voltaire sonunda _İsviçre-Fransa sınırında "Ferney" çiftliğini satın alıp yerleşti (1753). Burada bir yandan ipekböcekçiliği ve saatçilikle uğraşırken, diğer yandan en yoğun yazarlık dönemini yasadı.

Voltaire ‘in yasamı ve yapıtları hoşgörüsüzlük, bağnazlık, adaletsizlik ve diktatörlük karşıtı bir anıt gibidir. Çağının en önemli toplumsal, siyasal ve hukuksal olayları üzerine sesini yükseltti, Avrupa'da düşüncenin egemeni oldu, ileri gelen devlet adamlarıyla yazıştı. Ünlü "Ansiklopedi “ye katkıda bulundu.

Ölümünden kısa süre önce Paris'e çağırıldı. Yıllarca krallar ve hükümetler tarafından başkente girmesine izin verilmeyen 83 yasındaki Voltaire halk tarafından ulusal bir kahraman gibi coşkuyla karşılandı. Üç ay sonra 30 Mayıs 1778'de Paris'te öldü. Mezarı daha sonra Pantheon'da Rousseau'nun yanına tasındı.

YAPITLARI

Voltaire fırtınalı yaşamından beklenmeyecek kadar çok sayıda yapıt vermiştir. Yapıtları çok değişik türlerdedir: Şiir, tiyatro, tarih, öykü, roman, makale, bilimsel ve felsefi deneme, ansiklopedi maddeleri, vb... Yalnızca tiyatro dalında 52 oyunu vardır. Bunların arasında "Oedipe" (1718), "Brutus" (1730) ve "Zaire" (1732) sayılabilir. Tarih kitapları arasında "XII. Charles'ın Tarihi", "XIV. Louis Çağı" (1751), "Büyük Petro Çağında Rusya Tarihi" (1759) önemlidir. Ayrıca, yazınsal değer taşıyan 18.000 adet mektup bırakmıştır.

Çağının önemli olaylarını taslamak için yazdığı roman ve öyküler daha kalıcı olmuştur.

Günümüzde en çok okunan yapıtları da bunlardır. Bunlar arasında en bilineni "Candide" (1759)o çagda Pope ve Leibniz'in "her şey olması gerektiği gibi güzel" felsefesini alaya almak için yazılmıştır. Diğer uzun öykülerinden, bir ara saray tarihçisi olarak görev yaptıktan sonra Voltaire-Sadık ve Safdil krallara öğüt vermek amacıyla yazdığı "Zadig" (1747) öz yaşamsal bölümler içerir. O çağdaki siyasal yozlaşmayı eleştirmek için de, gerçek bir öyküden yola çıkarak "Safdil" (1767) adlı yapıtını kaleme almıştır.

Diğer uzun öyküleri arasında, töreleri eleştirmek için yazdığı "Babil Prensesi" (1768), rüşvet ve gelir dağılımı dengesizliğini eleştirmek için yazdığı "Kırk Liralık Adam" (1768) ve kozmik ölçekte insanın küçüklüğünü vurgulayan "Micromegas" (1752) da sayılabilir.


.....

..

....

lütfen paylaşalım