foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

Seyyid Muhammed Behaeddin

Seyyid Muhammed Behaeddin Buhari hazretleri, insanları Hakka davet eden, doğru yolu göstererek saadete kavuşturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velilerin on beşincisidir.

Allahü teâlânın sevgisini kalplere nakşettiği için, kendisine Nakşibend denir.

1318’de Buhara'ya yakın Kasr-ı Arifan'da doğdu. 1389 ‘de Kasr-ı Arifan'da vefat etti. Kabri oradadır. İslam âlimlerinin en meşhurlarından olup, tasavvufta en yüksek derecelere ulaşmıştır. Zamanında ve kendinden sonraki asırlarda onun sebebi ile pek çok insan, hidayete, doğru yola kavuşmuştur.

Zamanının büyük velilerinden Muhammed Baba Semmasi, henüz o doğmadan Kasr-ı Arifan'a gelmişti. Bu gelişinde, burada bir büyük zatın kokusu geliyor. Bu beldede büyük bir veli yetişecek diyerek işaret etmiş, emsalsiz bir zatın buradan zuhur edip ortaya çıkacağını talebelerine müjdelemişti.

Babası Seyyid Muhammed Buhari anlatır: "Oğlum Behaeddin'in doğmasından üç gün sonra, Hace Muhammed Baba Semmasi,  yine Kasr-ı Arifan'a gelmişti. Ben kendisini çok sever ve muhabbet beslerdim. yeni doğan oğlum Behaeddin'i alıp huzuruna götürdüm. Hace, oğlumu elimden alıp, bağrına bastı ve; "Bu yavru, benim oğlumdur. Ben bunu, manevi evlatlığa kabul ettim" buyurdu. Sonra Seyyid Emir Gilal'e şöyle dedi: "Size, bu yerde bir büyük zatın kokusu geliyor derdim. İşte o mübarek koku, bu melek yavrunun kokusudur. Bu yavru, büyük bir zat olsa gerektir." buyurdu.

Annesi anlatır: "Oğlum Behaeddin dört yaşında iken, evimizdeki ineği göstererek, bu inek beyaz başlı bir buzağı doğuracak dedi. Birkaç ay sonra inek, dediği gibi bir buzağı doğurdu."

Behaeddin Buhari hazretlerinin ilk hocası, Hace Muhammed Baba Semmasi'dir. Sonra Seyyid Emir Gilal hocası oldu. Daha bir çok hocalardan ders aldı.

"Ali Ramiteni hazretlerinden gelip, emanet olarak saklanan taç bana verildi. O anda kalbim Allahü teâlânın muhabbeti ile dolup, taştı. Sonra hocam Seyyid Emir Gilal, Kasr-ı Arifan'a geldi. Bana çok iltifatta bulunup; "Hace Muhammed Baba Semmasinin emri üzerine seni yetiştirmeye çalışacağım" dedi.

Seyyid Emir Gilal hazretleri Behaeddin Buhari hazretlerinin yetişmesi için titizlikle meşgul olup, onu tasavvufta yüksek derecelere ulaştırdıktan sonra buyurdu ki:

"Hace Muhammed Baba Semmasi'nin sizin terbiyeniz ile ilgili vasiyetini yerine getirdim. Sizi istenilen şekilde yetiştirdim. Artık icazetlisin”

Behaeddin Buhari hazretleri, Emir Gilal hazretlerinin vefatından sonra, insanlara doğru yolu gösterip, rehberlik vazifesini yapmaya başladı.

Maalesef bugün dünyanın hemen her beldesinde onun ismini kullanarak, Nakşilik adı altında Hakka giden yolu kesen çok şeyh taslakları vardır. Ehl-i sünnet itikadını bilen bir kimse, bunların yanlış yolda olduğunu rahatça anlar.

Seyyid Abdüllah Dehlevi

Seyyid Abdullah Dehlevi hazretleri, Hindistan’da yetişen, silsile-i aliyye denilen âlim ve velilerin 28.cisidir. 1745 de Hindistan'ın Pencab şehrinde doğdu. 1824 te Delhi'de vefât etti. Kabri Şâhcihân câmii yakınındaki dergâhındadır.

Babası, Abdullatif efendi âlim, sâlih ve zâhid bir zat idi. Bir gün rüyâsında Hz. Ali ona:"Allahü teâlâ sana bir oğul ihsân edecek, o büyük bir zât olacak. Ona bizim ismimizi koyarsın." dedi

Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri de annesine rüyâsında; "Yakında dünyâya bir oğlun gelecek. Ona bizim ismimizi koyarsın." buyurdu. Resulullah efendimiz de evliyâdan bir zât olan amcasına rüyâsında, doğacak çocuğa Abdullah isminin verilmesini emretti. Çocuk doğduğunda, ismini babası, Ali, annesi Abdülkâdir, amcası Abdullah koydu. Abdullah-ı Dehlevi hazretleri, altı yaşına gelince, Hz. Ali'ye karşı sevgi ve edebinden kendisine Ali denmesini istemeyip Ali'nin  hizmetçisi mânâsına gelen Gulam Ali dedi ve bu isimle tanındı.

Allah vergisi çok üstün bir zekâya sâhipti. Kur'an-ı kerimi kısa zamanda ezberledi. Dini ilimleri ve zamanının fen ilimlerini öğrendi.

Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin huzuruna varıp, kendisini talebeliğe kabul buyurmasını istedi. O da: "Sen hoşlandığın bir yere git. Bizim yolumuz, tuzsuz taşı yalamak gibidir." buyurdu.  "Ben herşeye razıyım efendim." dedi. "Mübârek olsun." buyurup talebeliğe kabul edildi. Abdullah-ı Dehlevi hazretleri, 15 yıl sohbetiyle şereflendi. Evliyâlıkta yüksek derecelere kavuşunca, mutlak icâzet alıp, halifesi oldu.

Abdullah-ı Dehlevi hazretleri buyurdu ki: Talebe, sâdık olan tâlip demektir. Allahü teâlânın sevgisi ile ve O'nun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmaktadır. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın hâldedir. Uykusu kaçar, göz yaşları dinmez. İşlediği günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah'tan korkar, titrer, Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabreder. Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendisinde görür. Her nefeste Allah'ını düşünür. Gaflet ile yaşamaz. Kimseyle münakaşa etmez. Bir kalbi incitmekten korkar. Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir. Eshâb-ı kirâm hakkında hayır konuşur ve isimleri anıldığında "radıyallahüanhüm" der. Hepsinin iyi olduğunu söyler. Peygamber efendimiz, Eshâb-ı kirâm arasında olan şeyleri konuşmamayı emir buyurdu. Sâlih Müslüman, bunları konuşmaz, yazmaz ve okumaz. Böylece, o büyüklere karşı bir edepsizlikte bulunmaktan kendini korur. O büyükleri sevmek, Allah'ın Resulünü sevmenin alâmetidir. Kendi bilgisi, kendi görüşü ile evliyâ-yı kirâmı, birbirinden aşağı ve yukarı diye ayırmaz. Birinin, daha yüksek, daha üstün olduğu ancak âyet-i kerime, hadis-i şerif ve Sahabe-i kiramın sözbirliği ile anlaşılır. Muhabbet sarhoşluğu ile başka türlü söyleyenler mâzurdur.

Seydi ali reis 

Türk denizcisi İstanbul 1498-? ay.y. 1562–1563 Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi Mehmet ll zamanında tersane Kethüda lığında babası Hüseyin Ağa'da darüssinaa kethüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı 1522 de ki Rodos seferinden başlayarak Türk donanmasının Akdeniz’deki tüm etkinliklere katıldı. Preveze Savaşı'nda donanmanın sol kanatını komuta etti. Azaplar Kâtibi, tersane kethüdası hassa donanması reisi oldu. Piri Reis'in ölümü üzerine (1554) Basra'da kalan donanmayı Süveyş’e getirmekle görevlendirildi. Bu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. Basra'dan Kızıldeniz'e  girince Sufar açıklarında Portekiz donanmasıyla karşılaştı kötü hava şartları ve bazı gemilerin düşman ateşiyle batması üzerine yeniden Umman Denizi'ne dönmek istedi. Ancak patlayan fırtına yüzünden Hindistan kıyılarına sürüklendi. Bir süre Surat Hâkimi Hüdavent Han'ın yanında kaldıktan sonra gemileri, silah ve cephaneyi ona satıp Mısır Yeniçerileri kethüdası Mustafa, tüfekçiler serdarı Ali Ağa, Yetim Ali Çelebi ve 50 kadar adamıyla Ahmetabad'a doğru karadan yola çıktı. Gucerat, Sind, Horosan, Maveraünnehir, İran üzerinden uzun bir yolculuk yaparak 1557 de İstanbul'a döndü.

Geçtiği yerlerde gördüklerini ve karşılaştığı olayları Türkçe’nin ilk gezi anıları sayılan Mirat-ül Memalik adlı eserinde topladı. Bu kitabı Edirne'de Kanuni'ye sundu. Kanuni denizcilikteki başarısızlığından ötürü onu affederek müteferrika lığa atadı. Bir süre sonra da Diyarbakır tımar defterdarlığına getirildi. Zamanının en önde gelen bilim adamları arasında yer alan Seydi Ali Reis XlX yy.ın sonlarından başlayarak birçok yabacı dile tercüme edilip basılan bu kitap tan başka çeşitli Arapça e Farsça kaynaklardan da yararlanarak denizcilik ve gökbilim alanında da Mirat-ı Kainat 'ı yazdı, ayrıca Ali Kuşçu'nun Fethiyesi'ni Hulasat'ül Hey'e adıyla Türkçeye çevirdi. Çağmıni'yle Kadızade Rumi'de yararlanarak yeni aklarla genişletti.Ancak onun en önemli yapıtı kısaca el Muhit olarak anılan  el muhit fi ilmi'l eflak ve'l buhur'dur. Bu kitabı  Hindistan’dayken yazdığı sanılmaktadır.XlX yy.da Avrupalı bilim adamlarının dikkatini çeken bu yapıttan XVll yy.'ın bilginlerinden Katip Çelebi geniş ölçüde yararlanmış özellikle Cava, Sumatra, Seylan  gibi Uzakdoğu ülkeleriyle ilgili bilgileri Cihannüma'ya aynen aktarmıştır.

Seydi Ali Reis'in şiirlerde yazdığı bilinmektedir. Tezkirelerde kendisi  hakkında kullanılan "Katib-i Rumi" adından esinlenerek "Katibi" mahlasıyla yazdığı şiirlerinden bazıları günümüze kadar ulaşmıştır.

SHAKESPERA William 

İngiliz şair ve oyun yazarı.Warwickshire/Stratford-Upon-avon 1564. Bütün zamanların en büyük edebiyatçıları arasındadır. Oyunları da dünyanın her yerinde hala sahnelenmektedir. Yaşamını aydınlatacak kesin deliller yoktur fakat babasının varlıklı bir tüccar, annesinin de çevrenin önde gelen çiftçilerinden birinin kızı olduğu kanısına varılmıştır. 14 yaşına kadar okuduğu bilinmektedir. Babasının da işlerinin kötü gitmesi üzerine babasının yanında çıraklık yapmıştır.Kesin olan başka bir kayıtta evlendiği Anne Hathaway'ın kendisinden sekiz yaş büyük olduğudur(1582 Kasım). Ertesi yıl Susanna adlı kızının, 1585'te de Judith ve Hamnet adları verilen biri kız biri erkek ikiz çocuklarının doğduğu kilise kayıtlarına uygunsa da yazarın dirlikli bir mutluluğa erişmemiş olduğunda da birleşir.(Oğlu 11 yaşında ölecektir.) Yirmi dört yaşında Londra'da canlı bir gösteri yaşamı sunan tiyatro dünyasına girdiği, ufak tefek işlerde biraz oyalandıktan sonra yetenekli bir oyuncu olarak göze çarpıp halkça sevilip arandığı konusunda belgeler vardır (Robert Green, 1592). Aynı yılın veba salgını, çaresi bulunmayan bu hastalığın tek kurtuluş yolunu, kaçıp uzaklaşmayı Shakspeare’e zorunlu kılar. Ev çevresinde iki yıl kaldıktan sonra yine sahnededir.(1594) Bu yıllar onun en çok sevildiği ve alkışlandığı yıllardır.

Başarılarını nasıl geliştirdiği de, ilk aşamada başlangıç deneylerini sunan yazarın, özgür koşuk (serbest nazım), dikkatli uyaklar (kafiye), bağımsız dizeler kullandığı belirgindir. Tarihsel oyunlarının belgesel kaynaklardan alır (Holinshed: Chronicles: Vekaayinameler). Derebeylik yapısından ulusal bir devlete yönelen İngiliz toplumunun halk kaynaklarına bütünüyle sahip çıktığı kentsel bir yaşamdır söz konusu olan. Yurttaşlık bilinci uyanmakta, bireyle toplum zaman zaman çatıştığı için dram doğmaktadır. Böylece şair, sanatının ikinci aşamasına başlamış sayılır: King John1596, Venedik Taciri 1596, IV.Henry 1597, Kuru Gürültü 1598, Jül Sezar 1599, Windsor'un Şen Kadınları 1599, Nasıl Hoşunuza Giderse 1599, On İkinci Gece 1500–1601. Bu dönemde biçem olgunlaşır, oyun kişileri en inandırıcı kişilikleriyle canlı, dili ve anlatım esnek, yoğun, çok anlamlıdır. Sanatının üçüncü döneminin 1600–1608 arasını kapsadığı kabul edilir. Büyük trajediler dönemi diye de nitelendirilen bu yıllarında Elizabeth egemenliğinin sonları I.James'in saltanat başlangıcı söz konusudur.. Siyasal kırılışlar, beğeni düzeyindeki inceliş, belki de sanatçının kişisel yaşam acılarından doğan etkiler eserini biraz değiştirir, daha karanlık bir dünya doğar ,yorumunun güç olduğu saptanan sorun oyunlarını konu edinir. Hamlet (1600),Trolios  ile kressida (1601),İyi biten her şey iyidir (1602),Othello (1604),Ölçüye ölçü (1604),Macbeth(1605),Kral Lear (1606),Anthony and Cleopatra(1606),Coriolanus (1607),Atinalı Timon (1607),

Son dönem eserleri yaşlılığın getirdiği bağışlayıcı ,hoşgörülü, uzlaşmacı ürünler sayılır. Pericles (1608),Cyembeline (1610),Winter's Tale (Kış masalı) (1611),Vll.Henry 1612–1613.şiirleri Venus And Adonis (1593) Lucretianın kaçırılışı (1594).....

Çağdaşlarının ifadelerinde Shakespeare yapıtları üzerinde uzun uzun duran bir yazar değildir ama tiyatroya uygulanırken oyunlarında birçok kısaltma yapılmasını doğal karşılamak gerekir. Shakespeare'ın dramalarını başka yazarlarla işbirliği yaparak yazdığını ileri sürülen en kötü niyetli eleştirmenlerin yanı sıra, kimi uzmanlar da Shakespeare'ın cahil bir oyuncu olduğunu, adının bir takma ad olarak kullanıldığını ve bu dramların Francis Bacon ya da Oxford kontu gibi bilgili  kişi tarafından yazıldığını inatla savunmuşlardır. Ama  her ne kadar Shakespeare'ın yaşamı üzerine bildiklerimiz yeterli sayılmazsa da Elizabeth döneminin birçok yazarı için de durumun böyle olduğunu kabul etmek gerekir. En ilginç yanı Vasiyetnamesinde Shakespeare'ın yapıtlarından hiç söz etmemiş olmasıdır

SOKRATES 

Yunan düşünürü (İ.Ö.Alopoke ,Attike -Atina 470–399) Babası heykeltıraş Sophroniskos, annesi ebe Phainarete'dir.İ.Ö.470 yılında Alopeke'de doğdu. Kimliği başlı başına bir felsefi sorundur . filozofların ve tarihçilerin üzerinde tartıştıkları Sokrates konusunda anlatılanlar da birbirini tutmaz. Herkes kendine göre bir Sokrates portresi çizmiştir. İyi bir eğitim gördü. Kusursuz bir Atina'lı olan Sokrates, insanların düşüncelerini eleştirmeyi severdi. Kritias'ın zorba yönetimine açıkça cephe almıştı. Toplantılara katılır, söz alırdı. Gençlere soru-yanıt yöntemi ile dersler verirdi. İnsan, ahlak ve erdem konuları üzerine eğildi.

Sokrates genellikle ahlak felsefesini, yani değer öğretisinin kurucu su olarak bilinirse de ondan geriye kalan şey bir öğretiden çok kişilerin bilincine, özlerinin ne olduğunu göstermeye yönelik bir çabadır. Sokrates önceleri doğa bilimleriyle özellikle de canlı varlıkların çoğalması ve kaybolup gitmesi olgusuyla ilgilendi. Bu amaçla matematiği ve doğa filozoflarının dünyayla ilgili öğretilerini incelemesi gerekti. Yüzeysel bilgiyi aşma ve şeylerin gerçek bilgisine ulaşma isteğiyle bireylerin davranışlarında ve yaşamlarında temel aldıkları inançları sorgulamaya yöneldi. Sokrates inançlarını ayrım gözetmeksizin yadsımak için toplumun bütün kesimlerine seslendi. Bu tutumu da şiddetli tepkilerle karşılaşması ve trajik bir biçimde ölmesi sonucunu doğurdu.

Nesnel düşünceye ulaşmayı sağlayan şey, düşüncelerinin kendine dönmesidir. "Düşünmesi bakımından" insan her şeyin ölçüsüdür. Sokrates, bizi Logos'un kullanılmasında, yaşama yolarını aramaya ve basmakalıp görüşlere boyun eğmekten vazgeçmeye yönelterek insanlığın durumu üzerindeki düşünmeye yeni ölçütler önerir. Sokrates sorgulamadaki ustalığı, tehlikeye atılmaktan korkmaması onu varolmanın boğuntusundan kurtaramadı.

Ön yargılarla dolu bilgileri yıkarak yerine insanın kendi kendine edindiği bilgiyi koymaya yönelmek gerektiğine inanırdı. Yöneticiler tarafından "kurulu düzene karşı çıktığı, gelenekleri sarstığı,gençlerin ahlakını bozmaya çalıştığı ve sitenin tanrısı yerine başka tanrıları övmekle" suçlandı ve ölüme mahkum edildi.
Baldıran zehirini içerek İ.Ö.399 da Atina'da öldü.

SOKULLU MEHMET PAŞA  (1506–1579) 

Sadrazam Asıl adı Bayo'dur. Mehmet adını Müslüman olduktan sonra aldı. Boyunun uzunluğu nedeniyle Osmanlı tarihinde tavil (uzun) lakabıyla da anılır. Edirne Sarayı'nda eğitim gördükten sonra İstanbul'a gönderildi. Sırasıyla rikabbar ,çuhadar ve silahtar , çeşnigirbaşı ,büyük kapıcıbaşı oldu.1546 da Kaptan-ı Deryalığa atandı.1549 da Rumeli Beylerbeyliği ‘ne getirildi.1551 de Erdel seferiyle görevlendirildi ve bazı önemli kaleleri ele geçirdi.1554 de Nahcivan seferinde Rumeli ordusu'nun komutanlığını yaparak Gürcistan'daki kalelerin alınmasında büyük başarılar elde etti. Üçüncü vezir olarak Kubbealtı vezirlerine katıldı.1559 da Konya Savaşı'nda Şehzade Beyazid'ın güçlerine  karşı Selim'in güçlerine komuta etti.1561 de sadrazam oldu.1566 da Zigetvar Seferi'nin tüm sorumluluğunu üstlendi. ll.Selim döneminde devlet yönetiminde belirleyici oldu.1567 de Sakız ,1571 de Kıbrıs alındı. Yemen ve Tunus ele geçirildi. Kıbrıs'ın Osmanlıların yönetimine geçmesi üzerine Papalık İspanya ve Venedik donanmaları İnebahtı Deniz Savaşı'nda Osmanlı Donanmasını yenerek çok ağır bir kayıp verdirdiler.(1571).Mehmet Paşa 1572 de öncekinden daha güçlü bir donanmayı Akdeniz'e çıkardı.1574 de ll.Selim'in ölümü üzerine tahta geçen lll.Murat döneminde de etkinliğini sürdüren Mehmet Paşa ;Lehistan ile Erdel'i tek yönetimde birleştirerek ,bu iki ülkenin Osmanlı Devleti'ne bağımlılığını pekiştirdi.1578 de Fas'a çıkan Portekiz kralına karşı Trablusgarp Beylerbeyi Ramazan  Paşa'yı görevlendirdi. Vadius'a - Sebil savaşı zaferle sonuçlandı. Mehmet Paşa ,bir divan toplantısındayken ,derviş kılığındaki bir Boşnak'ın saldırısı sonucu öldürüldü. Aralıksız altmış yıllık devlet görevleri boyunca hiç azledilmemiş olan Mehmed Paşa bu özelliğiyle Osmanlı tarihinde yer alan tek yöneticidir.

SOLON 

Atinalı devlet adamı.(? İ.Ö.640-635-İ.Ö.559 ?) Yunanistan’ın yedi bilgesinden biridir. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.Bir süre deniz aşırı ticaretle uğraştı.İ:Ö.600 lerde Salamis Adası'nı Megalılardan almak için düzenlenen savaşta başarıları ile dikkat çekti.İ.Ö.594 yıllarında göreve geldiği sınıflar arası çatışmalarda arabulucu olarak özel yetkilerle arkhon (Her yıl seçilen yargıç-yönetici) görevine getirildi. Bu görevi sırasında istikrarlı ve kalıcı bir uzlaşma sağlamayı amaçlayan çalışmalar yaptı. Sürgün ve siyasal mahkumlar için af çıkarttı. Köylülerin borç yükünü hafifleten reform yasasını kabul ettirdi. Bu reformu desteklemek üzere tüm ipotekleri kaldırdı. Yürürlükteki para sisteminde değişiklik yaparak deflasyon yoluyla borçlarda %30 luk düşüş sağladı. Borçlunun borcu karşısında kendi bedenini rehine koyması esasına dayanan sisteme son verdi. Kişilerin borçlarından dolayı tutuklanmasına son verdi.

Aile topraklarının mirasla bölünebilmesini sağlarken ticaret ve zanaatlarını desteleyerek toplumsal refah düzeyinin yükseltilmesi yönünde çalıştı. Ağırlık ve ölçü birimleri yansıra sikkelerde de standardizasyona giderek paranın dolaşımını hızlandırdı. Aldığı önlemler iktisadi bunalımın atlatılmasında etkili oldu.

İ.Ö.Yasama tam yetkisini aldıktan sonra yönetim biçiminde değişikliğe giderek anayasal bir reforma girişti. Atinalıları gelir düzeyine göre dört gruba ayırarak siyasal haklarını ölçü ve sınırlarını bu bölümlenme temeline dayandırdı. Böylece yöneticilerin dar bir çerçevede kurayla belirlenmesi geleneğini bir ölçüde demokratikleştirirken yönetimden sorumlu dokuz arkhonun kurul biçiminde çalışmasını sağladı. Yaşam boyu üyelik hakkına sahip yöneticilerin oluşturduğu Areopagos Meclisi'nin yanında hem bu meclisin gücünü dengeleyecek hem de tüm sınıflardan yurttaşların temsil edildiği Yurttaşlar meclisine  yol gösterecek ağırlıklı olarak reformistlerden oluşan dörtyüzler meclisini kurdu.

Hukuk alanında yoksul kesimin yanında yer alarak, yasalar önünde eşitlik ilkesini getirdi. Tüm yurttaşlara yöneticilerin kararlarına karşı bir üst makama dava açma hakkı tanıdı. Bu amaçla bir temyiz mercii olarak üyeleri her dava için yurttaşlar arasından kurayla belirlenen Hakemler kurulu'nu oluşturdu. Aynı zamanda Dragon yasalarını büyük ölçüde değiştirerek daha insancıl duruma getirdi. Yasaları Atina hukukunun temelini oluşturdu.

Tasarladığı yasalarda  tarafsız olmak için on yıl gönüllü sürgüne çıktı. Atina’ya dönüşünde yurttaşların yerel hiziplere bölünmüş olduklarını gördü.

Atina’nın ilk şairidir. Eserlerinden pek azı günümüze ulaşmıştır.

.....

..

....

lütfen paylaşalım