foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

RAUF DENKTAŞ 

denktaşK.Kıbrıs Türk cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı.(Kıbrıs /Baf 1924)İlk ve orta öğrenimini Lefkoşe ve İstanbul'da yaptı.İngiltere'de Lincoln's Inn'de hukuk öğrenimi gördü.1947 de Kıbrıs'a dönerek avukat olarak çalışmaya başladı.1948 de Kıbrıs Türk işleri komisyonuna seçildi.İlk Kıbrıs Anayasası'nın hazırlanmasında görev aldı.1950–1957 arası Kıbrıs Başsavcı Yardımcısı olarak görev yaptı.

Kıbrıs'ta Türk Rum anlaşmazlık ve çatışmalarının yoğunlaşması üzerine Dr.Fazıl Küçük ile birlikte Türk cemaatinin önderliğini üstlendi.Bağımsız Kıbrıs devletinin oluşması için Zürich ve Londra'da 1959 da Türkiye,İngiltere ve Yunanistan arasında yapılan toplantılara Kıbrıs Türk toplumu adına katıldı.15 ağustos 1960 ta kurulan Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Cemaat başkanlığına seçildi.İki toplum arasındaki sürtüşmeler çatışmalara dönüşünce Türk toplumunun can ve mal güvenliğini korumak amacıyla Mücahit Örgütü'nün oluşturulmasında etkin rol oynadı.1963 te Rumlar'ın çıkardığı terör olaylarından sonra İngilizlerle görüşmek için Kıbrıs'tan ayrılınca sürgün sayıldı ve Kıbrıs'a dönmesine izin verilmedi.Dört yıldan fazla Ankara'da kaldı.İki toplum arasındaki çarpışmalar geniş boyutlara ulaşınca 31 Ekim 1967 de gizlice Kıbrıs'a çıktı.Rum güvenlik kuvvetlerince yakalanarak 12 Kasım 1967 ye kadar gözaltında tutuldu.bu tarihte Ankara'ya dönmesine izin verildi.28 ararlık 1968 de oluşturulan Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı oldu.Kıbrıs hükümeti 13 Nisan 1968 de adaya girmesine izin verince aynı yılın mayıs haziran ayları içinde Rum Temsilciler Meclis Başkanı Glafkos Klerides ile Türk toplumu adına görüşmelerde bulundu.İlerleyen yaşı nedeniyle etkin siyasal yaşamdan çekilen Dr.Fazıl Küçük'ün yerine Türk toplumu lideri oldu.İki toplum arasında bir uzlaşma oluşması için Rum temsilcileriyle yaptığı görüşmeleri sürdürdü.Temmuz 1974 te Sampson'un hükümet darbesi Makrios,un Kıbrıs'tan kaçması Türk Ordusu'nun Kıbrıs'a çıkmasından sonra kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin başkanı oldu.(13 şubat1875) iki toplum arasında uzun yılar yapılan görüşmelerde herhangi bir sonuca varılamayınca 15 Kasım 1983 te bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi ve Denktaş cumhurbaşkanı seçildi.Halen bu görevine devam etmektedir.

RAZİ,MUHAMMED BİN EBU BEKİR 

864–925 Arap tıbbının babası sayılır.Avrupalılarca Rhazes diye anılır.Tıp ve kimya da derin bilgiye sahiptir.220 den fazla eser yazmıştır.Abudu't-Devle Bağdat'ta kuracağı hastanenin yerini tespit etmesini istedi. O da pratik bir  yol tutarak belli yerlere et parçaları koydu ve etlerin ne kadar koktuklarına bakarak en sıhhi yeri seçti.Hasta haneye müdür oldu.
Cerrahlıkta yaraların dikilmesinde hayvan bağırsaklarından ip gibi yararlanıla- bileceğini ilk kez o ortaya attı.Heyet-i âlem adlı eserinde dünyanın yuvarlak bir küre biçiminde ,Güneşten küçük Ay dan büyük olduğunu belirtti.Eski Yunan filozoflarının görüşlerinden etkilenmiştir.

El -Havi kitabı,Latince ye çevrildi.Çiçek ve kızamıktan bahseder.

RECAİZADE MAHMUT EKREM 

Şair ve yazar.(İstanbul 1847-ay.y.1914) takvim hane nazırlığı ve Meclisi ala üyeliği  yapan şiirle uğraşan Recai Mehmet Efendi'nin küçük oğludur.diplomatlık ve mektupçuluk sırasında dergilere şiir veren ve Hayal-i Celal adlı bir öykü demeti bulunan Recaizade  celal  Bey'in (1838–1882) kardeşi Ercüment Ekrem Talu'nun babası Orta öğrenim yıllarında Harbiye İdadisi'nde ilken sağlık nedeni ile okulu bırakıp Hariciye Mektebi kalemine memur oldu.Değişik kademelerde çalışıp tecrübe ve kıdem kazandı.Şuray-ı Devlet'te üye yardımcısı oldu.Bu arada Namık Kemal'in desteğini kazandı.O Avrupa'ya giderken Tasvir-i Efkar Gazetesi'nin yayın sorumluluğunu üstlendi.Daha sonra siyaset alanından çekildi.İş dışındaki yaşamını edebiyata ayırdı.Sonunda Şura-yı Devlet (Danıştay) üyeliği kazandı.Yaşamını rahat ve güvenliğe aldı.Galatasaray Sultanisi'nde ve Mülkiye Mektebi'nde Edebiyat öğretmenliği yaptı.Temyiz  mahkemesi üyeliği ve Tanzimat Dairesi Başkanlığı'nda bulundu.Evkaf ve Maarif nazırlıkları yalnızca birkaç ay sürdü.Ölümüne kadar sürecek olan ayan üyeliğine getirildi.Çocuklarından et büyüğü Nijat Ekrem'in yanına gömüldü.

Tanzimat edebiyatının ikinci kuşak yazarlarından olan R.Zade çeşitli alanlarda eser vermesine rağmen hiçbir zaman doruğa ulaşamayan ortalama bir yetenektir. Doğan üç çocuğunu da kısa zamanda yitirmesi onu duyarlı bir insan haline getirmiş ve bu duyarlık eserlerine yansımıştır. Batı şiirinin ilke be beğeni düzeylerini ilk kez getirip yorumlamakta yararlı olmuştur. Sanat sanat içindir ilkesine sıkı sıkıya bağlamak kalmak konusunda kesinlikle ilkelerinden taviz vermemiştir.Servet-i Fünun topluluğunun doğuşuna kapı açmış olması da adına eklenen mutlu rastlantılardan biridir.Bu yüzden bir süre "Üstad" diye anılmıştır.

Şiir kitapları: Nağme-i Seher, Yadigar-ı Şebab, Zemzeme,Nijad Ekrem(şiirler,düz yazı anıları)tek roman Araba sevdası,(Tanzimatla başlayan yüzeysel batılılaşma akımlarını eleştiren eser) Öyküleri:Muhsin Bey Yahut şairliğin hazin bir Neticesi,Şemsa Oyunları:Afife anjelik,Vuslat,Çok bilen çok yanılır.

RECEP YAZICIOĞLU (1948 – 2003) 

yazicioğlu2 Haziran 1948'de Trabzon'un Sürmene ilçesinde doğan Recep Yazıcıoğlu, yükseköğrenimini Ankara Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. 1975 yılında askerliğini Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda asteğmen olarak yaptıktan sonra, 1968 yılında, Aydın Maiyet Memuru olarak göreve başladı. 1971 – 1984 yılları arasında sırasıyla Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca kaymakamlıkları görevinde bulundu. 1971 – 1984 yılları arasında, sırasıyla Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca ilçelerinde kaymakamlık görevinde bulundu.

1984 yılında Tokat Valiliği'ne atandı. Daha sonra, 14 Ağustos 1989'da Aydın Valisi olarak göreve başladı. 19 Ağustos 1991 tarihinde Erzincan Valiliği'ne atandı ve bu görevinden sonra, 26 Eylül 1999'da da Merkez Valiliği'ne getirildi. Evli, üç çocuk ve bir torun sahibi olan Recep Yazıcıoğlu, zaman zaman yaptığı sistem eleştirileriyle ve aykırı görüşleriyle dikkat çekti. Son olarak Denizli Valiliği görevinde bulunan Yazıcıoğlu, 2 Eylül 2003'de Eskişehir-Ankara Yolu üzerindeki Temelli Belediyesi yakınlarında trafik kazası geçirdi. Ankara İbni Sina Hastanesi'ne yatırılan Yazıcıoğlu, kazadan iki gün sonra bitkisel hayata girdi.

Türk halkının yakından tanıdığı ve çok sevdiği Vali Recep Yazıcıoğlu, 8 Eylül 2003'de Ankara İbni Sina hastanesi'nde vefat etti. Cenazesi bir gün sonra, Söke ilçesinde defnedildi.

Yardımcısının kaleminden Vali Yazıcıoğlu!

Onu ilk kaymakamlık kursunda bize ders vermeye geldiğinde gördüm. O güne kadar hep toplum kalkınması çerçevesindeki inanılmaz icraatlarını, Tokat efsanesini, traktörle veya motosikletle tebdili kıyafet yaptığı habersiz denetimlerini, baston yutmuş gibi kasılmaktan bir taraflarına felç inecek bürokrat tavırlarını, bürokrasiyi ve halkı da sığaya çeken, toplumumuza başaramama fırsatını bile tanımayan merkeziyetçi yönetim yapısına karşı alternatif çözümleri de ortaya koyan eleştirilerini birlikte çalıştığı meslektaşlarımızdan, basından vs.. duymuştum. Aklıma takıldığı için sordum: ‘Siz valilerin seçimle gelmesini savunuyorsunuz.

Seçimle gelen başarısız yöneticilerin yanında tayinle gelen sizin gibi başarılı yöneticiler de var. Bir de üniter yapı meselesi... Bu niye önemli?’  Bilmeden damardan girmişim. Üç saatin nasıl geçtiğini anlayamadık. Ders bittiğinde hepimiz karşımızda örnek alınmaya değer, heyecanı, iddiaları olan muhteşem biriyle karşılaştığımızı anladık. Her meslek grubunda olduğu gibi mülki idarede onun gibi olmaya heveslendiğimiz bir örnek insandı artık. Bu örneğin tekrarlanmaması gayretlerine de şahit olduğunu söylerdi. Değil mi baltanın sapı bizdendi. 1984 yılından beri Türkiye’de kaymakamların örnek aldığı, yanında çalışan hiçbir meslektaşımızın hakkında olumsuz tek laf edemeyeceği bir insandı.

1993 yılında Erzincan Vali Yardımcılığı’na tayin edildiğimde Mümtaz Soysal’ın ‘zıpkın’ diye tarif ettiği birisinin yanına gitmekten dolayı epey heyecanlı ve memnundum. Merkeziyetçi yönetim yapısının Özal’ın bütün gayretlerine rağmen cari olduğu, güçlü yerel yönetim yapısının üniter devlet yapısına sanki ters addedildiği ülkemizde taşrada olmasına rağmen ülke gündemine yaptıkları ve söyledikleri ile girmeyi başarmış, bundan daha önemlisi hiçbir zaman ülke gündeminden çıkmamış birisi ile çalışmak her meslektaşıma nasip olacak bir mazhariyet değildi.

Altı yıl Erzincan’daki görev yaptığım vakitler, şimdi hayatımda hatırlamaktan bile zevk aldığım en müstesna yıllardı. Çalışana her türlü yetkiyi, imkânı vermeye programlanmış, Erzincan’da çalıştığı dokuz yıl boyunca her türlü güzel işe bir yerinden mutlaka katılmış, hiçbir şey yapamazsa gidip ‘aferin, arkanızdayım, her türlü yardıma hazırım’ sözünü söylemiş birisi olduğunu yakından gördüm. Bu sebeple ve sahip olduğu müthiş bir empati yeteneği, içinde fazilet duygusuna yer vermek kaydıyla başkalarının meşru menfaatlerine karşı duyduğu saygı sebebi ile herkesin sevgisi yanında minnettarlığını kazandı.


Herkesi kucaklardı...

Ancak Recep Yazıcıoğlu’nun hayattayken de gördüğü müthiş ilgi ve sevgi için bunların yanında sahip olduğu başka meziyetlerinin de olması gerekirdi. Bu ülke insanının birbirleri ile kavga edenleri, marjinal olarak nitelenen unsurları da dâhil olmak üzere toplumun bütün kesimleri tarafından benimsenmesi, sevilmesinin esas nedeni neydi? Yanında çalışmış olmak hasebi ile şahsıma sorulan en önemli sorulardan birisi de ‘yahu bu vali solcu mu sağcı mı?’ oldu. Üstelik bu soruyu soranların başka yerlerde akademik lafazanlıklarla sol ve sağın bittiğini söyledikleri halde bu soruyu sormaları söz konusuydu. Recep Bey’in bu kategorilere konulamayacak kadar geniş vizyonu olduğunu, belli kalıplara sığmasının mümkün olmadığını söylediğimde de kimseyi inandıramadığımı hep müşahede ettim. Geçen günlerde İşçi Partililerle ülkücülerin ortak miting düzenlemesi yukarıdaki ifadeleri belki bir ölçüde anlaşılır kılmıştır.

Recep Yazıcıoğlu kadar bu toplumu kucaklayabilen, toplumun bütün kesimlerinin kendisini ifade edebileceği birisi bugün artık Türkiye’de maalesef yok gibidir ya da varsa biraz daha öne çıkmalıdır. Türkiye maalesef örnek alınmaya değecek önemli ve değerli sembol isimleri bol olan bir ülke değildir. Solda, sağda, ileride geride vs.. hangimizin arkasından gidebileceği kıvamda bir insan kalmıştır ki... Politikaya girseydi bu kucaklayıcılığını muhafaza edemezdi diye düşünülebilecek bir ön yargıya verilecek cevabı test etmek mümkün olamadan kendisini kaybettik. Ancak politikada taraf olan Turgut Özal’ın cenazesine katılan milyonlar bu tür iddiaların her zaman geçerli olamadığının ispatıdır.

Girdiği hiçbir yerde ikinci adam olamayacak kadar kapasiteli, moda tabirlerin ifadesiyle vizyonu geniş, doyumlarını sağlamış ve komplekslerinden arınmış birisi olarak Recep Yazıcıoğlu idarecilik hayatında sağladığı başarı grafiğini politikada da mutlaka yakalardı diye düşünüyorum. Çünkü siyasi iktidarların neden iki senede tıkandığının nedenlerini çok iyi yakalayabilmiş birisi olarak sistematik düzenlemelere gitmeden nokta bazlı proje ve icraatların devamını getirmenin çok zor olduğunu devamlı ifade edegelmiştir. Yanlışların bir kısmını düzeltmenin aslında yanlışta bile bir dengenin sağlanması sebebi ile yanlışlığın dengelerinin bozulmasına ve boyutunun büyümesine yol açtığına, bu nedenle sil baştan yapmadan başarılı sonuç alınamayacağına inanan nadir insanlardandır.

Belli makamlara gelen bürokrat ve siyasetçilerin adeta 100, 150 yıl orada kalacağını zannederek icraat yapmaya çalıştıklarını, yetkilerini merkezileştirmeye, taşrayı güçlendirmenin önüne set çektiklerini, konumlarını kaybedenlerin de yapma fırsatını sanki hiç bulamamış gibi sızlandıklarını, bunun ise trajikomik olduğunu ondan işittim.
Recep Bey bürokrasinin eline geçirdiği hiçbir ipin ucunu bırakmadığını, daima kâğıt üzerinde düzenli ama fiiliyatta iflas etmiş bir Türkiye’den yana tavır koyduğunu, karar aldığını, ıslahının ise gayri kabil olduğunu bu ülkede en iyi anlayan kişilerden biriydi. Her şeyi çözebilecek bir Süpermen olarak görülmesinin altında yatan esas sebep de budur. Adına açılan ziyaretçi defterine bir vatandaşımızın yazdığı şu ifade ilginçtir: ‘Sırat köprüsünün başında durup, ‘hadi uşaklar böyle gelin’ diyerek bizi karşıya geçireceksin’. Öbür dünyada da kendisinden kurtarıcılık beklenen bir devlet adamı herhalde başka yoktur. Sürekli söylediği; ‘kurtarıcı yoktur, halkın kendisi önce kendini kurtarmayı, kurtarıcılardan medet ummamayı öğrenmelidir’ sözüne rağmen bu toprakların gerçeği bu olup bu gerçeğin hükmünü gelecekte de icra edeceği açıktır.

Bir recep ayında hayattan kopan Recep Yazıcıoğlu açısından el hak bu vatandaşın temennisinin de gerçekleşeceğine benim itikadım vardır. Onun gerçekten iyi bir idareci olmak yanında muhteşem ölçülerde iyi bir insan olduğunun dünyada ve urbadaki şahitlerinden birisi de benim.

Bürokrasiye savaş açmıştı...

Usulsüzlük ile yolsuzluğun devamlı karıştırıldığı Türkiye’de yolsuzluğu yok, usulsüzlüğü çok bir bürokrat olarak Molla Kasımları hiç eksik olmamıştır. Değil devlette özel sektörde bile usule uymak suretiyle icraat yapmak zordur; çünkü bürokratik yapılanma ve zihniyet köprü değil maalesef duvar fonksiyonuna sahiptir. Bu ülkede toplumla bürokratik yapı arasında adeta ilan edilmemiş gizli bir savaş vardır ve savaş kuralları hükmünü icra etmektedir. Yatırımcı bir işadamını dinlerseniz çok rahat ikna olmanız mümkündür.

Burada usule hiç uymamak gerekir şeklindeki değerlendirmelerin yanlış olduğu ise her türlü izahtan varestedir. Kuralsızlık zaten hiçbir toplumun katlanabileceği bir olgu değildir. Ancak kuralların uygulanamamasının gerisinde yatan gerçeklerden birisi de budur.

‘Siz isterseniz yaparsınız’ tarzındaki halk değerlendirmesinin gerçekçiliği vardır. Biz devletlûlar istersek yapabiliriz. Neyi istedik de yapamadık ki... Ben Recep Bey’de bunun sayısız örneklerine şahit birisi olarak halkın bu anlayışının yersiz olmadığını ifade etmekle yetiniyorum.

Recep Yazıcıoğlu gibi insanları büyük yapan en önemli hususlardan birisi yaptıkları işlerden daha çok başlattıkları süreçler, açtıkları yollardır. Her zaman yapılacak sonsuz sayıda iş vardır ve bunları yaparak ihtiyaç ve beklentileri karşılamak imkânsızdır. Ancak açılan yollar ve başlatılan süreçler sonsuz sayıdaki işlerin vs.. yapılmasına uygun ortamı hazırlar. Esas olan da budur. Devletin müthiş harcamalara rağmen hizmetlerinde yetersiz ve kalitesiz olması işleri vs.. yaparak bitirmeye çalışmak istemesindendir. Yetişmenin mümkün olamadığı, yönetilemez büyüklükleri yönetmek iddiasında olmak başarısızlığı peşinen kabul etmek demektir. Aynı ödenekler, aynı mevzuatla Recep Bey’in farklılığını ortaya koymasının sırrı da budur.

Kendisine ulaşılamayacak ölçüde liderlik özelliklerine sahip olmasının bu sırrı maalesef yeterince anlaşılamamış, dolayısı ile bu kadar yıllık idarecilik hayatında onu aşacak kapasitede insanlar yeterince ortaya çıkamamıştır. Bunun bir ufuk, vizyon meselesi olduğu açıktır. Bu olgunun bir diğer örneği de rahmetli Turgut Özal’dır.

Seni ameliyat masasında sargılar içerisinde yatarken gördüm. Tıbben öldüğünü söyledikleri, makineye bağlı yaşadığın anda bile görünüşün gerçekten heybetli ve muhteşemdin. Özal’ın ölümünde duyduğum acı ve hüznün daha yoğununu bize yaşattın. Sen bu düzeni bozuk, insanların haysiyeti ve şerefinin hiçe sayıldığı, demokratlığın özünün yakalanamadığı, adam yerine konulmaya, başarıya, saygıya aç bu toplumdan, kötülüğün kol gezdiği diyarlardan bizi yalnız başımıza bırakıp, umutlarımızı, gelecek hayallerimizi de beraberinde götürüyorsun. Dik durdun, dik gidiyorsun. Allah makamını cennet eylesin. Güle güle büyük insan, güle güle...

Denizli Vali Yardımcısı Yazıcıoğlu’nun yakın mesai arkadaşı Orhan Özturk

REŞAT NURİ GÜNTEKİN 

REŞAT NURİ GÜNTEKİNİstanbul 1889-Londra 1956 Yazar. Çanakkale’de öğrenime başladı. İ.Ü.Edebiyat bölümünü bitirdi. Öğretmen olarak görev yaptı. İstanbul’daki öğretmenliği ile yazarlık faaliyeti başladı. Fransız ca bilmesi ilk olarak çevirilerle işe başlamasını sağladı. Öğretmenlik ve yöneticilikten müfettişliğe, milletvekilliğine ardından başmüfettişliğe 1947 Paris kültür ataşeliğine atandı. Bakım için gittiği Lodada öldü.

Zaman gazetesinde Tiyatro eleştirmenliği ile başlayan yaşamı Darülbedayi sahnesinde oynanan tiyatro eserleriyle yaratı aşamasına dönüştü. Hançer, Eski rüya, Taş Parçası, çeşitli dergilerde öykülerle sürdürdüğü çalışmaları zamanla romana dönüştü. En ünlü romanı "Çalıkuşu" önce gazetede tefrika edildi daha sonra kitap haline geldi. Ardından yazdığı o romanlar sürekli köy öğretmeninin sözcülüğü durumunda idi. Daha sonra Gizli El, dudaktan kalbe, Damga, Akşam Güneşi, Bir kadın düşmanı romanları basıldı. Bunların hepsinde de ön planda gelen olay mutlu-mutsuz bir aşk serüvenidir. Eski hastalık, Ateş Gecesi, Değirmen, Miskinler tekkesi, Kan davası, Kavak Yelleri,Son sığınak bastırıcılarınca ölümünden sonra bastırılan eserleridir.

Çalıkuşu ilgisinden başlayan bir okuma dileğiyle okuyucusunu aşmamaya çalıştı. Eleştirilerin zorladığı ciddilik yoluna dökülünce de siyasal iktidarın tepkilerin kolladı. Bu bakımdan cumhuriyet sonrasındaki suya sabuna pek dokunmaz bir tutum içinde olmakla başka yazar arkadaşlarıyla da birleşti. Her dönmede okunacağı, okuyucularının beli yaş kesimlerinin ilk ilgilerini doyuracağı sonra o okuyucularca bırakılacağı tahmin edilebilir. Eğitime elverişli metinleriyle okul kitaplarına konuk olacağı  için adı kolayca unutulamayacaktır.

RIFAT ILGAZ 

RIFAT ILGAZ(Cide 1911 7 Temmuz 1993 İstanbul) günümüz Şair ve yazarlarındandır. Kastamonu öğretmen okulundan sonra ilkokul öğretmeni olara çeşitli illerde bulundu.(1930–1936).GEE bitirip ortaokul Türkçe öğretmeni oldu.Adapazarı,Boğazlıyan ve İstanbul'da çalıştı.(1938–1944).görüşleri ve yazıları yüzünden tutukluluklar ve hapisler(sınıf,şiirler1944) dönemine girince gazetecilik yaptı.dergiler yönetti.(Marko Paşa,Malüm Paşa,Merhum Paşa,Âdem Baba),mizah ürünlerine yöneldi.Çalışkan ve idealist yazarlığın verimine ulaştı.İlk dergi şiirlerini (1927–1939) sonraki gerçekçi ürünleriyle uyuşmadığı için kitaplarına almadı.;1940 tan sonra güçlenen toplumcu şiirin kalıcı ürünlerini verdi.:Yarenlik(1943),Üsküdar'da sabah oldu(1954),soluk  soluğa (Seçmelerle makaleler,(1962), Karakalçık(1969)Uzak değil(Seçmeler 1971),güvercinim uyurmu(1974)Kulağımız kirişte(1983).mizah bakışı egemen olan öykü derlemeleri(1957-1981arasında yirmiden fazla) yanısıra ilk basımlarına göre geniş ilgi gören başarılı romanları:Hababam sınıfı(1959)Bizim Koğuş(1959),Karadeniz’in kıyıcığında(1969),Karartma geceleri(1974),Sarı yazma(1976),Yıldız karayel (1981),Orhan Kemal ve Madaralı Roman ödülleri(1982),Hababam sınıfı dizisi sinema ve tiyatroya uyarlandı.Anıları:yokuş yukarı(1982),1986 da adına Rıfat Ilgaz Cide edebiyat ödülü kondu.

Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI 

Şair ve yazar (Edirne 1869-İstanbul 1949) Çeşitli yabancı dilleri öğrenmesine olanak sağlayan değişik orta öğrenim kurumlarından sonra tıbbiye’yi bitirdi.(1899)İttihat ve terakki cemiyetine girdi.(1907) İkinci Meşrutiyet’in coşkulu söylevcilerinden biri olarak öne çıktı.Edirne mebusu olduysa da siyasal bölünmeler sırasında hürriyet ve İtilaf fırkasının kurucuları arasında yer aldı.(1911).Robert kolejde öğretmenlik,Darülfünun da felsefe müderrisliği gibi işlerden sonra partisinin iktidara gelişi üzerine (1918)Maarif Nazırlığı ve Şurayı Devlet Reisliği (1919) gibi görevlere yükseldi.Bu konumun yarattığı çıkar yanılgısıyla TBMM nin açılışını izleyen aylarda Damat Ferit Paşa hükümeti’nin temsilcisi olarak Sevr Antlaşması’nı onayladı.10 ağustos 1920.”150’likler”arasında yurt dışına çıkarıldığı için 1922,1923 te ki bağışlanmaya kadar Lübnan ve Ürdün de yaşadı.İlk basımı 1943 te Kıbrıs’ta yapılan şiir kitabı Serab-ı Ömrüm(İst.1943) halk şiiri geleneğini tekke dünyasında tanıyan Rıza Tevfik’in hece ölçüsünü ustaca kullanarak kazandığı vakitli zaferi yansıtır.Felsefe,edebiyat tarihi gibi konulardaki eserleri değerlerini koruyamamışlardı.Onu konu edinen bir derleme ,antoloji değeri de taşıdığı için aranır.Okunur olmuştur.

ROBERT KOCH 

Alman doktoru (1843–1910)  "Koch basili" adı verilen verem mikrobunu buldu. Daha sonra bu mikrobu üreterek tüberkülin denen verem aşısını yaptı."virgül basili"den kolera basilini de bulan Robert Koch ,tıptaki hizmetleri nedeniyle 1905 yılında Nobel tıp ve fizyoloji ödülünü aldı.

ROBERT BOYL

İngiliz Fizik kimya Bilimcisi İrlanda/Lilsmore 1627-Londra 1691)küçük yaşlarda Latince ve Fransızca öğrendi. ;Sekiz yaşındayken Eton College’a gönderildi.1638 de özel öğretmeniyle birlikte Avrupa’nın bilim merkezlerini kapsayan bir geziye çıktı.1645 te İrlanda ‘da çıkan iç savaş sonucu ailesinin varlığı yok olunca Oxford’a giderek Robert Hook ile birlikte ilk bilimsel çalışmalarına başladı.1668 te Londra’ya yerleşti.1663 ye Kral ll. Charles ‘in desteğiyle Royal Society olarak örgütlenen bu topluluğun başkanlığına seçildiyse de 1680 başkanlık yemininin dinsel inançlara ters düştüğü gerekçesi ile görevi kabul etmedi.

Boyl üç nedenle kimyanın kurucusu olarak kabul edilir:

1-kimyayı simyanın bir yardımcısı değil, tek başına bir bilim olarak ele alıp incelemek gereğini vurgulaması.

2-Kimya ya deneysel yöntemi getirmesi glaber gibi çağdaşlarına karşıt olarak deneylerini ayrıntılı ve açık olarak yayınlaması.

3-Elementin açık bir tanımını vererek Aristoteles’in dört elementinin (hava,su,toprak,ateş) ve simyacıların üç ilkesinin (cıva kükürt ve tuz)bir element olmadığını deneysel bir element olarak kanıtlaması Kuşkulu kimyacı (1661 ) kimya çalışmalarını topladığı en önemli eseridir.Bu eserinde eski yunan düşünür ve simyacıları eleştirerek elementin ancak deneyler sonucunda açıklanabileceğini savundu.kimyanın görevinin altın ve ilaç yapmak değil maddelerin çözümleyerek elementlerinin ve bileşimlerinin ortaya çıkarılması olduğunu ileri sürdü.Bu yüzden madde kavramıyla düşünen ilk gerçek kimyacı olarak bilinir.Yetkin bir deneyci olarak çağında kullanılan birçok aleti geliştirdi.Otto Von Guericke’nin 1654 te yaptığı bir hava boşaltma tulumbasını geliştirdi.düşük basınç altonda damıtma işlemini tamamladı ve bu amaçla Hook’un katkısıyla 1958 de bir düzenek geliştirdi.Açık hava basıncının özelliklerini inceledi.Cıva dolu bir U borusu yardımıyla cıva sütununun belirli bir düzeyde durduğunu ve bunun açık hava basıncından kaynaklandığını ortaya koydu.Havanın en az üç bileşenden oluştuğunu birinin su buharı,,ikincisinin ışık duyumu üreten çok hafif bir madde üçüncüsününse ağırlığı ve ışığı kırma niteliği bulunan sıkıştırılabilen ve genleşebilen bir akışkan olduğunu ileri sürdü.

1662 de yardımcısı Towneley ile birlikte gazların hacimlerinin basınçla ters orantılı olduğunu açıkladı.belli hacimdeki havanın üzerindeki basınç iki katına çıkarıldığında hacminin yarıya indiğini ya da basınç azaltıldığında hacminin genleştiğini saptadı.Belirli bir sıcaklıkta bir gazın basıncıyla (P)hacminin (V) ters orantılı olduğunu belirten ve PV=sabit biçiminde belirtilen gaz yasası,aynı çalışmayı yapan Fransız fizikçi Moriotte ile birlikte onun adıyla anılır.(Boyle-Mariotte Yasası) Yanma konusundaki buluşlarını 1673 te yayınladı.Yanma olayında havanın ancak bir bölümünün yanma için uygun olduğunu geri kalan bölümünün bilinmediğini ortaya attı ve havanın bu olayda temel öğe olduğunu yaptığı deneylerle tanımladı.Asit ve alkalilerin genel tanımlarını verdi.ekşi tadı olan asitlerin turnusol vb. gibi bitkisel boyaların (İndikatör) renklerini değiştirdiğini,alkalileri ise yeniden eski renklerine döndürdüğünü saptadı.Birçok sıvı ve katının özgül ağırlıklarını saptadı.Nitrat asitiyle karıştırarak 1665 te ilk soğutma karışımını hazırladı.Kurşun şekerini ısıtarak asetonu elde etti.Yaşamının son bölümlerinde dinsel eğilimleri arttı ve din ile doğa bilimini bağdaştırmaya yönelik çalışmalar yaptı.

Başlıca eserleri: Havanın sıkıştırılabilirliği ve etkilerine ilişkin yeni fiziko mekanik deneyler, Alev ve hava üzerine yeni deneyler,Ateş ile alevi kararlı ve tartılabilir kılabilmek için yeni deneyler,Alkali ve asit hipotezi üzerinde düşünceler.

SABBATAY SEVİ  Mehmet Aziz Efendi 

SABBATAY SEVİMesih (Kurtarıcı) olduğunu ileriye süren Yahudi hahamı (İzmir 1626-Ülgün 1675) İzmir Sinagog’unda öğrenim gördü. Tevrat'ı inceleyip ayrıntılı bir şekilde öğrendi.Yahudilerdin 1648 de Hristiyanlar'ın da   1666 ta mesihin yeryüzüne ineceğine inandıklarını öğrendi.Bunun üzerine 1648 de Kendisinin Mesih olduğunu ileriye sürerek ortaya çıktı.İzmir Hahambaşı'sı Josef Eskopar bu iddiaya karşı çıktıysa da Yahudiler onun Mesihliğini kabul ettiler.Bu durum kısa sürede tüm dünyaya yayıldı.Mesih olduğunu duyurmak için Selanik ve Atina'ya gitti.1659 da İzmir'e döndü.1662 de Mısır ve Kudüs'ü ziyaret etti.İzmir 'e  döndüğünde tac giydi.Bir bildiri yayımlayarak Dünyayı başında birer çömezinin bulunduğu 38 bölgeye ayırdı.Osmanlı Devleti dinsel etkinliklerine karışmayınca 18 yıl kadar saltanatını sürdürdü.Dünyanın dört bir yanından ziyaretine insanlar geldi.Etkinliğinin giderek artması üzerine ,Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa Sabbatay Sevi'yi İzmir'de tutuklattı ve İstanbul'a getirterek Zindan Kapısı'nda hapsettirdi.(Ocak 1666) Daha sonra Aydos 'a sürüldü.Padişah lV.Mehmet'in buyruğu üzerine Edirne Sarayı'nda yargılandı.Müslümanlığı kabul ederek Mehmet Aziz adını alması üzerine bağışlandı.Buna rağmen etkinliklerini sürdürmesi üzerine Arnavutluk'un Ülgün Kenti'ne sürüldü.Orada da öldü.Ona inananlar inançlarını gizlice sürdürmektedirler.

SADİ ŞİRAZİ 

İranlı şair (Şiraz 1213- ay.y.1292) Gerçek adı Ebu Abdullah Müşerrefettin.Hayatı hakkında gerçek ve yeterli bilgi pek fazla değildir.Pek çok kaynak küçük yaşta yetim kalıp aile yakınlarınca yetiştirildiğini yazmaktadır.Moğolların gelişi yüzünden Bağdat'a gittiğini tek bir ümmet kaynaşması içendeki İslam ülkelerinde rahatça gezdiğini zamanının ünlü mutasavvıflarıyla ilişki kurup onların içinde yetiştiğini ve İnsan sevgisini konu alan bir felsefe ile büyüdüğü ortak görüştür.Eserleri:Bostan 1257- Gülistan 1258 ,Salgurlu emiri Ebubekir bin Sad bin Zengi'ye sunulduğu da kesindir.Bu eserler sayesinde bir süre rahat bir yaşam sürdüğü ileri sürülür.Zamanla Hac görevini yapıp evine döndükten sonra dünya ile ilişkisini kesip içine kapanması kolay açıklanamayan davranışlarındandır.Eserindeki felsefe görüşü insan ve yaşamaya açık bir eser olması açıktır.Özlü öykülerden oluşan bu eserler ,içeriği destekleyen şiir parçalarıyla birleşince yüzyıllarca sürecek bir ilginin otağı olmuştur.Sadi'nin ayrıca Rubai ve gazelleri de meşhurdur.Bostan ve gülistan birçok kez Türkçeye çevrildi.

SABİHA GÖKÇEN 

İlk kadın havacı Bursa 1913- Atatürk Bursa'yı ziyareti 1925 sırasında bakımını üstlenerek yanına aldı. İstanbul Üsküdar kız kolejini bitirdi.1935 de açılan Türk Hava Kurumu (THK) Türk Kuşu sivil Havacılık Okulu'na girdi. Aynı yıl planörcülük eğitimi için SSCB ye gönderildi.1936 da Askeri Hava Okulu'nca eğitim görerek askeri pilot oldu.1937 de Trakya ve Ege'de yapılan askeri manevralara katıldı.Dersim Harekatı’na katıldı.(1937).1938 de Balkan ülkelerini tek başına askeri bir uçakla dolaştı.Aynı yıl Ordudan Türk Kuşu'na atandı.1955 e kadar bu kurumda öğretmenlik ve eğitmenlik yaptı.Atatürk'le Bir Ömür Böyle Geçti(1981) adıyla anıları yayımlandı 2001 yılında vefat etti adı İstanbul da Kurtköy havaalanına verildi.

SAADETTİN KAYNAK 

(1895–1961) Besteci. Sesinin güzelliği küçük yaşta ilgi çekti.Hafız Melek Efendi ve Hafız Cemal Efendi ve Kazım Uz'dan dersler aldı.İlk ,orta ve lise öğrenimlerinden sonra Darülfünun ilahiyat Fakültesi’ni bitirdi.Sultan Selim ve SultanAhmet Camileri'nde imamlık ve baş imamlık yaptı.Bestelerinde ,ilgilendiği halk müziğinin de etkileri görülür.1926 da yurdumuzda hızla gelişmekte olan film ve plak endüstrisinde çalışmaya başladı.1935–1940 yıllarında çıkan plakların yüzde doksanı Kaynak'ı şarkılarıyla yapılmıştı.Güftelerini genellikle Karacaoğlan ve Âşık Emrah gibi halk ozanlarından almış,klasik Türk müziği ile halk müziği arasında köprü kurarak yeni bir tür oluşturmuştur.Türk Musikisi Bestekarları Külliyatı dizisinden kimi notaları basıldı.Çeşitli makamlarda çok sayıda bestesi vardır.

Bu bestelerin en bilinenleri ,"İncecikten bir kar yağar","Leyla bir özge candır","dertliyim ruhuma hicranımı sardımda yine","Ela gözlerini sevdiğim dilber"

SALAH BİRSEL 

Türk şair deneme yazarı Bandırma (1919) İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi.(1948) Fransızca öğretmeni, Çalışma Bakanlığında İş müfettişi olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi kütüphanesinde sonra Ankara Üniversitesi Basımevi 'nin Müdürlüğünde bulundu.Bu görevinden emekli oldu.(1972).1960 tan 1973e  kadar Türk Dil Kurumunda Yayın kolu başkanlığını sürdürdü.1940 kuşağı içinde zekaya dayanan alaycı şiirleriyle tanındı.Hacivat'ın karısı (1955) ,Ases (1960) vd.kitaplarında yer alan şiirlerini muzip bir yaklaşımla duygulu şiirin tam karşısında yer alarak geliştirdi.Bu ürünlerde aşkı,evliilği hatta kendi kendisini alaya almaktan çekinmediği görülür.Yergiciliğini düşünceye,bilgiye yan çizenlere ,zorbalık baskı yönetimi uygulayanlara da yöneltmiştir.

Kendisini "Ben sözcük ardında koşan bir yazarım, bir sözcük hokkabazıyım" diye tanımlayan yazar, bu niteliğini 1001 gece denemeleri genel başlığı  altında topladığı denemelerde de sürdürür. Şiir ve Cinayet(TDK deneme ödülü–1975) Paf ve puf (Türkiye iş bankası deneme ödülü–1981) vd. gibi kitaplarının yer aldığı bu dizi, yazı dilinde az kullanılmış sözcüklere, tekerlemeleri, deyimleri örnek alan türetmelere (Şapalaklaşmak, fırışka, holdurhop vb) yer verir. Sanat sorunlarını, sanatçıların yaşamlarını ahlak konularını irdeler. Toplum ve insanlık sorunlarına (Şişedeki Zenci 1986) yönelir. Tanzimat’tan bu yana İstanbul'da edebiyatçıların bir araya geldiği kahvehaneler, içki evleri, eğlence yerleri Boğaziçinin  yalıları, buralarda yaşamış edebiyat, siyaset adamlarıyla ilgili bilgiler, değerlendirmeler yazarın anılarıyla birleşerek Salah Bey Tarihi  adlı diziyi (Kahveler itabı (1975),ah Beyoğlu Vah Beyoğlu (1976) vd. oluşturur. Başlangıcı 1949 a kadar uzanan günlüğü  (Hacivat Günlüğü (1982)) Yaşlılık Günlüğü -Sedat Simav Vakfı edebiyat ödülü–1986) Kendi özel yaşamını yansıtırken sanat sorunları, yapıtlar üzerindeki görüşlerini dile getirir. Yeni kitapları :(Asansör (1987),Kediler (1988),Seyirci sahneye çıkıyor (1989) Nezleli Karga; Hafiyeler önde gider (1991)

.....

..

....

lütfen paylaşalım