foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

NABİ 

Divan Şairi (Urfa/Ruha 1642 İstanbul 1712) Gerçek adı Yusuf şiirde mahlas adı Nabi Müzik dalında Seyyid Nuh takma adıyla besteleri ve bir hattat gibi usta işi yazıları ile de ünlüdür. Doğum yerine uygun medrese eğitimi alıp titiz bir eğitimden geçti. Arapça ve Farsça yazabilecek konumda olmasına karşın İstanbul'a gelerek kendine uygun bir makam  aradı Ağıt şiiriyle dikkat çekti. Çekerek Mustafa Paşa'nın  divan Kâtibi oldu. Padişahın yakın hizmetinde bulundu.1678 de Hacca gitti. Dönüşünde Paşa'sının daha yakınına musahipliğine yükseldi. Hac yolculuğunu düz yazı ile anlattı.(Mekke ve Medine armağanı) 1849 da Mustafa Paşa Mora'ya Kabtan'ı Derya olarak giderken yanında kaldı. Onun ölümünden sonra bir süre Halep'te yaşadı. Baltacı İkinci kez sadrazam olunca onu da yanına aldı. Darphane amirliği ve Anadolu Muhasebeciliği gibi görevlerde bulunurken yaşı ve eserleri yüzünden gördüğü saygı onun yaşlı günlerinde huzur içinde yaşamasını sağladı. Ölümünde Karaca Ahmet Mezarlığı'na gömüldü.

Didaktik şiire verdiği önemle kendine büyük divan şairleri arasında önemli bir yer edinmiştir. Altı Padişah döneminde yaşamıştır. Halkın bir ruhsal durumunun bir nevi sözcüsü konumunda olmuştur. Bilgece gerçekler le dolu hakimane şiirler yazdı. Şiirlerde Atasözlerinden ,düşünce ve felsefeden yararlanarak rahat ve akıcı bir dille yazdığı örneklerle yeni bir çığır açtı.

Başlıca eserleri: Divan, Farsça Divançe, Hayriye, Hayrabad, Zeyl-i siyer-i Veysi, Münşeat,Terceme-i Hadis-i Erbain

NAİMA 

1655–1716 Tarihi kuru ve yayvan bir olaylar zinciri olmaktan çıkarıp olayları eleştirdi, sentezini yaptı. Tarihi şahsiyetleri psikolojik açıdan eleştirdi. Onları bize olumlu ve olumsuz yönleriyle tanıttı. Bu nitelikleri ona batıda ün kazandırdı. Eserlerinden geniş parçalar çeşitli yabancı dillere de çevrildi.

Asıl adı Mustafa Naim'dir.1655 yılında Halep'te dünyaya geldi. İstanbul’da saray hizmetine girdi. Amcazade Hüseyin Paşa onu takdir etti ve himayesine aldı. O da ünlü tarihini Amcazade Hüseyin Paşa'ya ithaf ederek yazdı. Bu arada devletin resmi tarihçiliği demek olan vakanüvisliğe getirildi. Eserinin ilk basımı İbrahim Müteferrika Basımevinde yapıldı. Son iki basımı 6 büyük cilttir ve 1592 den 1660 a kadar 68 yıllık devreyi kapsar.

Üslubu güzel ve anlatımı tatlıdır. Bu eserden bir biyografa gibi de faydalanabildi. Çünkü XVll yüzyılın ilk yarısında tarih sahnesinden gelip geçmiş olan birçok tarihi şahsiyet bu eserde renkli bir şekilde çok güzel canlandırılmıştır. Bu dönemin tarihi kişilerini bilmediğimiz özellikleriyle ilk kez bu eserden öğrendik.

Mustafa Naim Efendi eseri için Şarihül-Menerzade  Ahmet Efendi 'nin bıraktığı müsveddelerden de faydalanmıştır.

NAKKAŞ OSMAN 

Minyatür ustası 16 yy. Saray ressamı Önemli minyatürlerinden bazıları Seyyid Lokman'ın Şehname i Selim Han adlı eserinde yer alır. Eserlerinden bahseden başka bir eser de Lokman'ın yazdığı Kıyafet'ül Osmaniye Fi Şemaili'l Osmaniye’dir. Bu eserde Osman'ın hazırladığı Osmanlı Padişahlarına ait Padişah Portreleri Portre sanatına yüzyıllar boyunca yeni bir örnek olmuştur.

Şehzade düğünlerini minyatürlerle betimleyen ilk eser olan Surname-i Humayun'u resimleri de Osman ve ekibi tarafından  hazırlanmıştır. lll.Murat'ın oğlunun 52 gün süren oğlunun sünnet düğününü anlatan minyatürlerden 205 tanesi de günümüze kadar ulaşmıştır. Yine Lokman’ın yazdığı Hünername'nin 1.Cildinde Nakkaş Osman'ın 10 Minyatürü yer alır. Osman Gaziden l.Selim'e kadar tahta çıkışları kazandıkları zaferleri ve çeşitli hünerlerinin anlatıldığı eserin ll. cildi Kanuni'nin 46 yıllık saltanat dönemine ayrılmıştır. Bu ciltte de Nakkaş Osman'ın  ve ekibinin resimleri yer alır. Bu eserler Osmanlı minyatürcülüğünün en önemli eserleri arasında yer alır.

Nakkaş Osman'ın biçimi, minyatürlerinde açıklık, gerçeklik  ve uyumun bir arada bulunmasıyla belirlenir. Eserleri yapıldıkları dönemi aydınlatan birer belge niteliği de taşırlar.

NAMIK KEMAL 

namık kemalŞair ve yazar.(Tekirdağ 1840-Sakız adası 1888) Gerçek adı Mehmet Kemal Babası Mustafa Asım Bey astroloji merakı ardında çalışmış kamış kalem yapmada usta tanınmış bir kişi bıraktığı mirasa ll. Mahmut döneminde  devletçe el konmuş Şemsettin Beyin oğluydu.ll.Abdülhamit döneminde saraya müneccimbaşı olmuştur. Anası ölünce dedesinin yanında büyüdü. Onun çeşitli illerdeki görevi nedeniyle gittiği yerlerde zamanın iyi eğitilmiş hocalarından dersler aldı.17–18 yaşlarında İstanbul'a babasının yanına geldiği zaman hem evli hemze klasik şiir yolunda yazılmış bir divançe sahibi olduğuna dikkat çekilir. Fransızca öğrendi. Kendinin de şiir yazması sonucunda sanatçılarla dost olmuş kendisinde Namık takma adını almıştır. Babıali’deki memurluğu tercüme odasında geçince yeni bir dünyaya girmiş oldu. Tasvir-i Efkâr’da yazmaya başladı. Şinasi ikinci kez Paris'e gidince gazetenin yönetimini üstlendi. Gelişen olaylar sonunda Erzurum Vali yardımcılığına atanınca arkadaşlarıyla birlikte Mısırlı Fazıl Mustafa Paşa'nın çağrısına uyup Avrupa'ya kaçtı. Londra’da  Hürriyet gazetesinin yayınına gönülden katıldı. Haftalık olan gazete 88. sayısından sonra Cenevre'de yayınlanacaktır. İstanbul'a dönmesinde bir sakınca olmadığı devlet adamlarınca açıklanınca yurda döndü.(1870) Diyojen dergisinde yazdı ardından İbret gazetesinde yazılarını sürdürdü.1872 de gazete dört ay süreyle kapatılıp kendiside Gelibolu mutasarrıflığına gönderilince edebiyat ürünlerine emek verdi.1873 te Vatan yahut Silistre tiyatro oyunu ile yarattığı heyecan sonunda Magosa'ya sürgüne gönderildi.38 aylık yalnızlık ve kısıtlanmayan ziyaretçi sonunda çok başarılı çalışmalara zemin hazırlamış ve en önemli ürünlerini vermesini sağlamıştır. Abdülaziz'in tahttan indirilmesi ardından İstanbul'a döndü Kanun-i Esasi'nin hazırlanmasında görev aldı Padişah ll. Abdülhamit’le görüşmelerde bulundu. Meclis 1877 de açılmış fakat Osmanlı Rus savaşı yüzünden tatil edilince Namık Kemal de Jurnal üzerine tutuklandı. İki padişah hal' olduğu gibi üçüncüsü de tahttan indirilebilir demekle suçlandı. Suçsuz bulunduğu bir duruşmadan sonra Midilli'ye gönderildi. Padişah kendisine aylık bağladı. İki buçuk yıl sonra adanın yönetimine atandı ama yayın yaşamına izin verilmedi. Çalışmalarından uzak kalması onu edebiyat ve tarihle uğraşmasına zemin hazırladı. Rodos ve Sakız mutasarrıflıklarına atandı.2 Aralık 1888 de orada öldü. Vasiyetini Padişah'a ileten Ebuziya Tevfik'in ricası üzerine Bolayır'daki türbesine gömüldü.Gerekli giderleri Padişahça karşılandığı gibi cenazesi de saray yatlarından biriyle taşındı. Türbesinin planını şair Tevfik Fikret yapmıştı.

Tanzimat devrine damgasını vuran şair devrinin en ünlü şahsiyetlerinden biridir. Tutarlı, cesur ve karalıdır. Kısacık ömrüne sığdırdığı büyük emek ,yaşamıyla eserinin birbirini bütünleyen ölçülü dengesiyle bize yeni bir insan ve yeni bir  edebiyatçı örneği getirir. Topluma açık kişiliğiyle her önemli soruna el atmış: İpuçlarını yakaladığı bütün konularda büyük bir sesin yankısını yaratmıştı. Siyaset, hukuk, yönetim gibi bütün toplumsal açılardan zamanının ihtiyaçlarına  cevaplar bulmaya çalıştı. İnanmış bir "misyon" adamı ,yürekliliğiyle Tanzimat döneminin aradığı bireşimi bulmaya uğraştı. Hem Osmanlıcı, Hem özgürlükçü hem İslamcı hem meşrutiyetçi hem ülkücü hem gerçekçi hem doğulu hem batılı oldu Ara sıra çelişkili durumlara düşse bile kendine hiç ihanet etmedi.

Bağımsız Osmanlıcılığı yurtseverliği, bir ülküye adanmış vazgeçmez kişiliği batı dünyasına karşı bir İslam birliği sağlama özlemi insanoğlunun irade ve eylem gücüne inanan örnek direnişi kendinden sonraki edebiyatçılarda da izlerini taşır.

Eserleri: Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celalettin Harzemşah, Kerbala, İntibah, Cezmi, Tahrib-i Harabat, Takip, Renan Müdafaanamesi, İrfan Paşa’ya mektup, Mukaddeme-i Celal, Devr-i İstila, Barika-i Zafer, Evrak-ı Perişan, Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Rüya

NASREDDİN HOCA 

Büyük halk düşünürü ve güldürü ustası. Orta Avrupa'dan Orta Asya'ya ,Orta Asya'dan Kuzey Afrika'ya  dek Ünü bütün dünyaya yayılmış ve fıkraları birçok dillere çevrilmiştir.

Döneminde iki değişik sanat kaynağı vardır. Birisi içe dönük, din kökenli tasavvuf düşüncesi , öbürü umut ve iyimserliğe dayanan halk mizahı ve onun en büyük temsilcisi Nasrettin Hoca'dır.

Eldeki kaynaklara göre Hoca Sivrihisar’da doğmuştur. Babası köyün imamı Abdullah Hoca’dır. Okuma yazma, Arapça ve din bilgilerini önce babasından öğrenmiştir. Köy imamlığını başkasına devrederek Akşehir'e gelen Hoca buraya yerleşmiş ve burada vefat etmiştir. Türbesi de buradadır. Söylentilere göre Hoca Medresede okumuş, Arabistan’a gidip gelmiş ve bir süre de kadılık yapmıştır. Kuvvetli hayat görüşü XlV.yy.yaşamış çağdaşlarını ve sonrakileri de etkilemiştir. Yapılan haksızlık ve yanlışlıkları mizah diliyle eleştirirken insanları düşünmeye de sevk etmiştir.

Hoca ile ilgili bir kaç fıkra:

Hoca'ya köyün gençleri takılır.
—Hocam senin evliya olduğunu söylüyorlar, madem öyle bize bir keramet göster de inanalım derler. Hoca da :
-Peki ne yapmamı istersiniz? Diye sorunca karşıda duran ağacı çağırarak yanlarına getirmesini söylerler Hoca ağaca bakarak:
-Gel ey mübarek gel, der fakat ne ağaç gelir nede bir şey. Hoca :
-Ağaç yürümezse Abdal yürür ,der ve ağaca doğru yürür.

Hoca hamama gider tellaklar hoca ya bakmaz hep zenginlerle ilgilenirler ama Hoca aldırmaz bol bol bahşiş dağıtır ve yıkandıktan sonra çıkar gider. Aradan zaman geçer Hoca tekrar hamama gider fakat bu sefer tellaklar hoca ya çok büyük iltifat gösterirler ama Hoca hiçbirine bahşiş vermez. Tellaklar dayanamaz ve biri sorar:
-Hocam geçen gelişinde seninle kimse ilgilenmemesine rağmen bol bol bahşiş dağıttın bu sefer sana bu kadar ihtimam göstermemize rağmen hiç bahşiş vermedin niçin? deyince Hoca:

—O zamanki bahşişleri bunun yerine sayın, der

Hoca evde uyurken sokakta bir gürültü duyar kavga olduğunu düşünerek sırtına yorganı alır ve sokağa fırlar bir müddet sonra sesler kesilir Hoca eve döner ama hanımı bakar ki yorgan yok sorar:
-A be hoca yorgan nerde? deyince Hoca:
-Hanım kavga bizim yorgan yüzündenmiş, yorgan gitti kavga bitti.

Hoca pazara giderken oyun oynayan çocuklarla karşılaşır. Çocuklar Hocaya pazardan gelirken kendilerine birer düdük getirmelerini söyler. Çocukların arasından biride cebinden bir akçe çıkarır ve hocaya verir. Hoca pazardan döner yolunu gözleyen çocuklar etrafını sarar ve düdüklerini ister fakat Hoca cebinden sadece bir düdük çıkarır ve parayı veren çocuğa uzatır, diğer çocuklar da düdüklerini isteyince Hoca:
-E ne yapalım parayı veren düdüğü çalar

Konya kadısı kim gelirse gelsin hediyesiz iş görmezmiş. Günün birinde Hoca’nın kadıya işi düşer. Bir çömlek bal alıp yanına varır. İşini gördürür. Kadı akşam bal çömleğine kaşığını daldırınca altı çamur çıkar. Hemen Hoca'ya bir adam gönderir. Adam:

—Hoca efendi Kadı seni çağırıyor ilamın bir yerinde bir arıza varmış onu düzeltecekmiş,der. Hoca kıs kıs güler ve :

—Hata İlam da değil bal çömleğinde bal çömleğinde

FİNCANCI KATIRLARI

Nasreddin hoca merhum, bir gün mezarlığa dolaşmaya gitmişti. Orada gezerken mezara benzer bir çukur görüp içine ölü gibi yattı. Hoca kendi kendine:

— Bakalım sorgu melekleri gelecekler mi? diye düşünmüştü.

Vakit hayli geçti, gece oldu, hoca hâlâ yatıyordu. Derken bir fincancı kervanı kabristanın yanındaki yoldan geçmeye başladı. Hoca, şakır şukur giden bu şey de neymiş diye başını çukurdan çıkarıp bakınca katırlar aniden karşılarında bir şeyin belirmesi ile ürktüler ve kaçışmaya başladılar. Katarlardaki bütün fincanlar kırılmış, hayvanlar biri birlerine girmişti.

Kervanın sahipleri hocayı yakaladılar ve ;

— Kimsin, in misin cin misin? Bu saatte ne işin var senin burada? diyerek sıkıştırmaya başladılar.

Hoca:

— Ben ölüyüm, aman etmeyin eylemeyin, dediyse de dinlemediler, güzel bir dayak attılar.

Başı - gözü kan içinde kalan hoca eve gece geç vakit geldi. Karısı kapıyı açtığında şaşırmıştı:

— Hoca bu hâl ne? diye sordu. Hoca:

— Öldüm, mezardan geliyorum. Başıma bu hâl ondan geldi, dedi. Hocanın hanımı, saf saf:

— Hocam öbür dünyada ne var? ne yok? diye sorunca hoca şu cevabı verdi:

— Fincancı katırlarını ürkütmezsen hiç bir şey yok.

RÜYADA PARA VEREN

Hocanın kadılığı zamanında adamın biri mahkemeye bir adam getirip:

— Hocam bu adam rüyamda benden zorla yirmi akçe aldı, fakat şimdi istiyorum vermiyor. Ben de mahkemeye getirdim. Benim hakkımı bu adamdan al, der.

Hoca şikâyet edilen adama:

— Ver bakalım yirmi akçe, der.

Adam çaresiz çıkarır verir. Hoca alır eline parayı, avucunun içinde şıkırdatmaya başlar. Daha sonra da davacıya dönüp şöyle der:

— Duydun değil mi paraların şıkırtısını? Rüyada para veren uyandıktan sonra ancak onun şıkırtısını alır.

Adam hocanın bu kararına itiraz edemez. Nasreddin hoca da parayı aldığı adama geri verir.

NASİRETTİN TUSİ 

İranlı Filozof ve gök bilimci. Tus 1201-Bağdat 1274Babasıından ilk felsefe ve din bilgilerini öğrendi. Çağının ünlü bilginlerinden Feridettin Nişaburi'den felsefe, Kemalettin Hasib'ten Gökbilim ve matematik, Burhanettin Hemedani'den hadis okudu. Çalışmalarını daha çok mantık, matematik, gök bilim ahlak ve felsefe konularında sürdürdü. Özellikle gökbilim sorunlarını kendi geliştirdiği gözlem yöntemiyle çözümlemeyi amaçlayan çalışmaları ona büyük bir ün kazandırdı. İsmailiye mezhebinin kurucusu ve Kuhistan valisi olan Nasirettin Abdurrahman bin Mansur'un buyruğu üzerine bir süre Alamut Kalesi’nde gözaltına alındı.1247 ye kadar süren gözaltı yaşamını Moğol hükümdarı Hülagü Han'ın bu yöreleri ele geçirmesi ile sona erdi. Hülagü Han'ca saraya alınıp kendisine saray nazırı ve danışmalığı görevi verildi. Hülagu'nun ölümünden sonra oğlu Abaka Han'ca da görevinde bırakıldı. Bu görevi sırasında dünyanın en ünlü bilim kurumlarından biri olan Meraga gözlemevini kurdu. Felsefede Aristotelesçi meşşailik akımına bağlıydı. Akıl ilkeleriyle Şii inancını bağdaştırmaya çalıştı. Ona göre insan tüm davranış ve eylemlerinde akla uymalı, aklı kendine kılavuz edinmeli. Ahlak-ı Nasır adlı eserinde yeni biri ahlak anlayışı geliştirdi. Ahlakın temelini eğitime bağlaması yaşadığı çağ için ileri bir anlayıştır. Ona göre eğitim çocuğu istenilen biçime sokmak için değil, tersine, çocuğu yeteneğine en uygun biçime sokmak için gereklidir.

Hülagu’nun Meraga ’da 1256 da kurduğu rasathanede çalışmış, Zic-i İlhani adlı astronomi cetvellerini yapmıştır. Zic-i İlhani adlı gökbilim eseri bu alanda yakın zamana kadar batılılarca da en önemli kaynak sayıldı. Eserleri Zic-i İlhani, tahrir-i Öklides, Nasır'ın ahlakı, Yaşam belgesi, İnançların ayırımı, Seçkinlerin nitelikleri, gökbilim Belgesi

NAZIM HİKMET RAN'IN HAYATI 

nazım hikmet15 Ocak 1902’de Selanik’te dünyaya gelen Nazım Hikmet Ran, ‘Feryad-ı Vatan’ başlığını taşıyan ilk şiirini 1913’te yazar. Aynı yıl Galatasaray Sultanisinde ortaokula başlar. Heybeliada Bahriye Mektebi’ne 1917’de girer. Yeni Mecmua ’da yayınlanan ilk şiiri ‘Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı’ başlığını taşır. Sağlık nedeniyle Bahriye’yi bitirmesine birkaç ay kala ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada Hamidiye Kruvazör ’ünde güverte subayıdır. Bolu’ya öğretmen olarak atanır. Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ne yazılır. Burada siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921’de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur. 1924’te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelenir. Aynı yıl Türkiye’ye döner ve Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başlar. Aynı dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on-beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gider. 1928’de af kanunundan yararlanır ve yurda geri döner. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938’de yirmi-sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yatar. 1950’de özgürlüğüne kavuştuysa da sürekli takip altındadır. Askere alınması kararlaştırılınca Romanya üzerinden Moskova’ya geçer. Sağlığı gittikçe daha da kötüleşir. Kırk-dokuz yaşındadır. 1951’de T.C. vatandaşlığından çıkarılır. 3 Haziran 1963’te bir kalp krizi sonucu Moskova’da hayatı sona erer.

BULUT MU OLSAM

Denizin üstünde ala bulut

yüzünde gümüş gemi

içinde sarıbalık

dibinde mavi yosun

kıyıda bir çıplak adam durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,

gemi mi yoksa?

Balık mı olsam,

yosun mu yoksa?..

Ne o, ne o, ne o.

Deniz olunmalı, oğlum,

bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

Nazım Hikmet

NECATİ CUMALI 

necatii cumalıŞair ve yazar İzmir/ Urla 1921 A.Ü.Hukuk fakültesini bitirdi. Urla ve İzmir'de Avukatlık yaptı. Paris basın ataşeliğinde bulundu. İstanbul Radyosunda çalıştı.(1959–1963) görevli eşiyle birlikte İsrail'de kaldı.(1963–1964) Edebiyatın her türüne emek katan verimli ,çalışkanlığın seçkin ürünlerini verdi.

İlk şiirleri Halk evleri dergisinde yayınlandı. Kızıl Çullu yolu (1943) Uzun süren askerlik dönemi şiirlerinde yeni konular getirdi. Harbe gidenin şarkıları(1945). Duygusal izlenimleri etkili, iyiliklere açık yaratılışı, yalın, güçlü, iyimser şiirlerini besleyen zengin bir kaynak oldu: Mayıs Ayı Notları (1947), Güzel aydınlık (1951), eklemlerle ilk üç kitabının toplu basımı Denizin İlk Yükselişi (1954), İmbatla Gelen (1955), Güneş Çizgisi  (1957), son iki kitabına yeni  şiirler katılarak Yağmurlu Deniz (1968, TDK Şiir Ödülü, 1969). Şiirlerinde insanın tükenmez sorunları olan aşk, ayrılık, özlem, yalnızlık, mutluluk arayışı gibi konuları yanı sıra toplum düzensizliği içinde haklar, güzellikler, doğruluklar harcanışı da aynı değer düzeyinde    dile getirdi. Başaklar gebe, Ceylan ağıtı, Aç güneş(Bütün şiirleri)bozkırda bir atlı, Yarasın beyler,1984 yılında Yeditepe şiir ödülünü kazandı.
Hiç bir zaman çala kalemliğe düşmeyen Anadolu insanının geleneklerini, törelerini, adetlerini, toprak ve insan sorunlarını sergiledi. Bireyselden toplumsala doğru genişleyen özgün bir çizgiyi süreklilikle geliştirdi. Yalnız kadın, değişik bir gözle, Sait Faik Abasıyanık Armağanı, Susuz yaz, ay büyükken uyuyamam, Makedonya 1900,Kente inen Kaplanlar, Revizyonist, Yakup’un koyunları, aylı bıçak
Şiirle başlayıp öyküyle ustalaşan yazarlığı bu türleri bırakmadan roman ve oyunda da seçkin başarılara ulaştı. Tütün zamanı, zeliş, Yağmurlar ve topraklar, acı Tütün, romanları Urla yaşamının yerel yazgılarını yansıtır.

.....

..

....

lütfen paylaşalım