foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

LAFONTAİNE JEAN DE 

lafontaineFransız şairi. Kaynakların ve ormanların bakım ve gözetimiyle görevli bir korucunun oğlu olarak çocuk yaşta kırsal yaşamın güzelliklerini tattı, doğaya yabanıl hayvanlara ısındı, özgür ve hazlarına düşkün bir yaşama eğilim duydu, manastırda geçirdiği bir buçuk yıldan sonra babasının işini üstlendi, hukuk okuyup avukatlık hakkını kazanmasına karşın bu alanda hiç çalışmadı. Descartes'i inceledi, doğu kaynaklarından yararlandı. Edebiyat çevrelerine sokuldu, hiçbir zaman tam dost olmadığı ünlü yazarlarla tanışıklıklar içinde bulundu. Her dönemde kişisel bağımsızlığını, beğenisinin özgürlüğünü savundu. La Fontaine'in asıl yaratıcılık dönemi 1664–1674 arasındaki on yıl oldu. Öyküleri (Contes, 1665; Nouveaux Contes: Yeni öyküler, 1671) bu zaman diliminde yayımlandı; 1663'den başlayarak giriştiği masal (fabl) yazma ustalığına bu dönemde erişti; 1694'te tamamlanacak olan Fabl'lerinin ilk derlemesi 1668'de çıktı. Yedinci ve sekizinci kitaplar aynı başlıkla 1678'de çıkacak, on ikinci kitap nerdeyse başlangıçtan otuz yıl sonra tamamlanacaktır. Onun ölümsüzlüğünü sağlayan sonsuz kaynak işte bu sabırlı ve üretken emek olacaktır.1682'de Fransız Akademisine seçildi, esirgeyicisinin ölümü üzerine (1693) Hervart ailesinin yanında kaldı, yeniden Katolikliğe döndüğü ruhsal sıkıntılar arasında bedenen de zayıf düştü, hastalandı; öldüğü zaman üstünde çile gömleği vardı.

Öyküler, ağıtlar, fabllar, şiirler, başarı kazanamayan oyunlar, roman(Les Amours de Psycchei et de Cupidon: P ile C'un aşkları ) 1669 yazmış olan La Fontaine'in sanki bütün gücü hayvanlar arasında geçtiği gibi (Karga, tilki, karınca, aslan, eşek, kurt ve bitkiler ağaçlar değişik kaynaklardan insanlar arasında da olan şiirsel Fabllerine akmıştır. Bütün doğayı konuşturan bu zekâ bakışı ve edebiyat yeteneği, insan ve toplum sorunlarının hiç eskimemiş özlerini işler. Her zaman ve her toplumda geçerliği olan bir sonsuz ömür kazanır. Bütün dillere çevrildiği gibi Türkçe ’de de pek çok biçimi vardır. En başarılı Türkçe çevrileri Nazım hikmet, Orhan Veli Kanık, Sebahattin Eyüboğlu yapmıştır.

Bütün doğayı konuşturan bu zekâ bakışı edebiyat yeteneği, insan toplum sorunlarının hiç eskimemiş özlerini işler, her zaman ve her toplumda geçerliği olan bir sonsuz ömür kazanır.

LAGARİ HASAN ÇELEBİ 

Türk mucit ve askeri(XVll y.y) Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde anlatıldığına göre, Murat lV ün kızı Kaya Sultan'ın doğduğu gece onuruna Saray Burnu'nda yapılan şenliklerde kendi icadı olan 50 okka barut macunuyla dolu ve yedi kollu bir büyük fişeğe bindi. Yardımcıları tarafından ateşlenen fişekle gökyüzüne fırlatılan mucit, uçma hünerini gösteren ilk Türk mucit oldu. Gök fişeğinin barutu bitince, önceden hazırladığı kanatları açıp Sinan Paşa sarayı önünde denize yumuşak iniş yaptı. Bu şaşırtıcı gösteri üzerine Padişah tarafından sipahi ocağına alınarak ödüllendirildi. Kırım’da Selamet Giray Han'ın buyruğunda  savaşırken vurularak öldü

LAMARCK JEAN BAPTİSTE DE MONETDE 

Fransız doğa bilimcisi (Bicardie/-bazentin-Le -Petit 1744 -Paris 1829) Soylu fakat özelliğini yitirmiş bir aileden gelmektedir gelme onbir çocuktan biri. Asker olmak istemesine karşılık babası tarafından dine yönlendirildi. Babasının ölümü üzerine bıraktığı Cizvit okulundan orduya katıldıysa da sağlığının bozulması oradan ayrılmasına neden oldu. Banka memurluğu ardından ilgi duyduğu bitkiler üzerine üç ciltlik eserini hazırlama imkânı buldu. Flore Francaise bu eserin çevrede yetişen bitkileri kapsaması ve yarattığı ilgi Buffon'un (1707- 1788) desteğiyle Bilimler Akademisi'ne seçildi. Kral bahçesi diyen anılan kuruluş Ulusal doğa tarihi müzesine dönüşünce (1793) boş yer bulunmayan botanik bölümü yerine Hayvanbilim dalında profesörlüğe getirildi. Bu değişiklik onu küstürmedi. Aksine onu yaşamın evrimini araştırmaya yönlendirdi. Araştırma alanı botanik bilimi konusunda bilgisini zenginleştirdi. Botanik Ansiklopedisi ve türlerin resimleri , (poirot ile birlikte) 1783–1817,bir yandan daha geniş ufuklu çalışmalara yöneldi. Fiziksel olayların Ana Nedenleri Üzerine Araştırmalar )1794,Canlı varlıkların yapısı Üzerine araştırmalar 1802,Su bilimi(1802),Bitkilerin doğal tarihi ,(15 cilt 1803),Hayvan bilim konularındaki araştırmaları da önemli birikimlere ulaştı. Hayvanbilim felsefesi (2 cilt 1809) Omurgasız hayvanların doğal tarihi (7 cilt 1815–1822) En geniş bireşime kavuştuğu eseri İnsanın Pozitif Bilgisinin analitik sistemi (1820) Bütün bu araştırmaları kendi katkılarıyla yapan lamarck üç evliliğinde doğan sekiz çocuğu ile çok kısıntılı bir hayat sürdürmüştür. Son dönemde de gözlerinin kör olması üzerine kurutulmuş bitki koleksiyonunu elden çıkarmak zorunda kalmıştır. Çektiği maddi sıkıntı fazla olmalı ki ölümü üzerine çocukları tüm bilgi birikimi olan eserlerini elden çıkarıp satmıştır. Cenazesi Bilimler Akademisi'nce kaldırıldı.


Bitkileri incelemesi sonucunda gözlediği sonsuz tür bir değişikliğine bağlayarak yavaş yavaş beliren dönüşümcülük kuramını oluşturan Lamarck; fosiller üzerine araştırma fırsatını bulunca yaşayan türlerle göçüp gitmiş olanlar arasındaki evrim köprüsünü kurdu. Ayrıntılı sınıflandırmasını gerçekleştirdi ve bilimin getirdiği felsefe görüşünü aydınlığa çıkardı. Köklü bir eğitim almamış olması zaman zaman falso vermesine yol açmıştır. Güncel kimyanın gerçeklerini bile söyleyişi, meteoroloji olaylarının canlılar üzerindeki etkisini gözlemekle birlikte bütün etkiyi aya bağlaması, görüşlerindeki tutarsız yorumlara yol açmadı, değil. Ancak güçlü gözlemleriyle elindeki koleksiyon zenginliği onu bazı açıklamalarda doğrulara getirdi. Omurgalı omurgasız tanı sözlerini ilk olarak kullandı. Türlerin gelişiminde evrimi ilk olarak o kullanmasına karşın kilisenin etkisi onun fikirlerini yıllarca geri itmiştir.

LATİFE HANIM 

latife hanımAtatürk'ün eşi (İzmir 1898-İstanbul 1975) Uşakizade Muammer Bey’in büyük kızı olarak babasının iş adamı olarak tanındığı İzmir'de orta öğrenim gördükten sonra Avrupa gezilerine fırsat buldu.(Paris 1919-Londra 1920) Hukuk öğrenimi yarıda kestiyse de batılı bir hanım olarak çevresinde bilindi. İzmir’in kurtuluşunu takip eden günlerde şehri tehdit eden yangın sırasında Atatürk Göztepe'de ki evlerine misafir oldu. Bu tanışıklık duygusal bir ilişkiye dönüşürken Yeni T.C. kurucusuna batılı bir evliliğin  örneğini gösterme imkânı veriyordu. Evlilikleri çok uzun bir süre sürmediyse de cumhurbaşkanı nın eşi olarak özgürce kamuoyu karşısına çıkma fırsatını iyi kullanması, ilerdeki devrim eylemlerinin temeline iyi bir harç sağladı. Karşılıklı kabulle ayrılmalarından (5 ağustos 1925) sonra kendi köşesinde sessizce ömür sürmeyi yeğledi. Başka bir evlilik yapmadığı gibi Atatürk'ün anısına saygı kusuru yaratabilecek kişisel izlenimlerini basına iletmeyi her zaman geri çevirdi. Boşandıktan sonra aile adının yeni biçimini soyadı olarak kullandı: Uşaklıgil.

LAWRENCE THOMAS EDWARD 

İngiliz siyasal ajanı (Galler/Tremadoc 1888-Dorsel/Bovington Camp 1935) İrlanda kökenli bir toprak sahibinin oğludur. Ailesi 1896 da Oxford'a yerleşti. İskoç bir rahibe ile evlenme isteği onun Lawrence soyadını almasına neden oldu. Arkeolojiye olan merakı onun arkeolog D.G.Hogarth ile arkeoloji araştırmalara katılmasını sağladı. Arapça öğrendi.

Haçlı kaleleri adlı bir tezle doktora derecesini kazandı.1911 de savaş gereği askere gidince arkeoloji araştırmaları gereğince Osmanlı topraklarında geniş gözlem ve araştırma yapma imkânı buldu. G.Antep yöresinde Kargamış, Filistin dolayları, Kahire’de gizli servis hizmetine girdi.(1914).Arabistan gezilerinin kazandırdığı bilgi ve tecrübe ile Osmanlı devletine karşı Arapları örgütleme görevini başarılı bir şekilde yürüttü. Mekke Şerifi Hüseyin bin Ali ile oğlu Sonraki Irak Kralı Faysal ile işbirliği yaptı.(1915–1918) Suriye'nin İngiltere yerine Fransa'ya bağlanması üzerine düş kırıklığına uğradığı söylenir. İki kez ad  ve kimlik değiştirerek ,(John Hume Ross adıyla hava kuvvetlerine 1923 te Thomas Edward Shaw kimliğiyle tank birliklerinde yer edinme niyetleri engellenince hava kuvvetleri görevi ile Hindistan'a gönderildi.1929 da İngiltere'ye çağrılıp bir kaç yıl sonra emekli edildi.(1935).Bir motosiklet kazasında öldüğü ortak görüştür. Bilgeliğin yedi dayanağı adlı savaş anılarının yayımının engellenmesi de ayrı bir kuşku kaynağıdır. Eksik basımı 1926 da, tam basımı ölüm yılında gerçekleşti diğer eserleri: Çölde Ayaklanma (1927),Haçlı Kaleleri (öl. Sonra 1955 Yaşamı ve serüvenleri, çeşitli etki ve tepkilere neden olan bir filmi çevrildi.(Arabistanlı Lawrence)

LEONARDO DA VİNCİ 

leonardoda vinciİtalyan ressam, Heykel mimar sanatçısı mühendis (Empoli/Vinci 1452-Amboise/ Cloux Şatosu 1510) Floransa da dönemin ünlü sanatçısı Andrea Del Verrocchio'nu (1435–1488) yanına çırak verildi.1472 de floransa ressamlar odasına seçildiyse de daha dört yıl Andrea Del Verrocchio'nu yanında çalışmaya devam etti. Bu dönemin ünlü eserleri Verrochio'nu İsa'nın Vaftizi adlı tablosu üzerindeki bir melek ve manzara ile Vazolu Madonna’dır. Daha sonra bağımsız olarak çalışmaya başladı. Bu dönmede Ginevra Benci Portresi ve Aziz hieronymus adlı tablolarını oluşturdu. Büyük boyutlu "Kâhin kralların bağlılık sunuşu" tablosunu 1482 de Ludovico  Sforza'nın hizmetinde çalışmak için Milano ya giderken bitirmeden bıraktı. Burada Kayalıklar Madonna’sını gerçekleştirdi. Aynı yıllarda Mimarlık tasarımıyla ilgilendi. Bilimsel araştırmalarına ve resim dersleri kitabına başladı.1.Sforza dükü Francisco’nun tunçtan atlı heykeli için doğal büyüklükte kilden bir model oluşturdu. Sforza ların 1499 da devrilmesi heykelin dökümünü gerçekleştirmemesine neden oldu.1500de Floransa'ya döndü. Burada Aziz Anna (Louvre)   tablosuna başladı.1502 de Dük Cesare Borghia 'nın yanında askeri mühendis olarak çeşitli bölgeleri dolaştı. On ay süren bu etkinliği sırasında bugünkü haritacılığın temelini oluşturan harita ve Kent planlarının birçoğunu oluşturdu. Ünlü eseri Monsa Lisa tablosunu oluşturdu. Daha sonra bilimsel araştırmalara giderek daha çok önem verdi. Kadavra keserek incelediği insan bedeninin yapısı üzerine anatomik çizimlerin yapıldığı büyük bir inceleme yazısına başladı. Uçuş denemeleri yaptı hava akımı ve suyun akış yasalarını inceledi.1506 da Milano'ya döndü. Anatomi, bitkibilim ve yer bilim konusundaki araştırmalarını tekrar başlattı. Yaptığı çizimlerle bilimsel resimlemenin de öncüsü oldu.1513 te Roma'ya gitti ününün zirvesinde olmasına rağmen büyük  sipariş alamadı. Burada son resmi Vaftizci Yahya'yı yaptı.1717 de Kral 1.Fracois'in davetlisi olarak Fransa'ya gitti. Kendisine ayrılan Cloux şatosunda çizim ve tasarımları üzerinde çalıştı. Son yaratı evresinin en çarpıcı belgeleri olan Dünyanın Sonu konulu koleksiyonu oluşturdu.

Bir ressam  olarak Leonardo klasik biçemi doruğuna ulaştırdı. Az sayıdaki eserleri, kendisinden sonraki zamanlarda en yüksek yetkinliğin örnekleri sayıldı. Resimlerinde kenar çizgileri katıca çizilmeyip, biçim sanki gölgede kayboluyormuşçasına biraz belirsiz bırakılır. Sfumato (giderek erime) adı verilen ünlü buluşuna dayanan bu biçimlendirme özellikleri öğrencilerin aracılığıyla da başka kuşaklara aktarıldı. Leonardo Rönesans’ın en çok yönlü kişiliğiydi. Çağının çok ilerisinde olan geniş kapsamlı gözlemleri, doğal bilimlerinde sistemli biçimde betimleyici yönteminin başlangıcı sayılır. Aynı zamanda uygulamalı mekanik alanında da eleman ter makine bilgisinin öncüsüdür.

Sanat kuramsal başeseri olan Trattato della Pittura (resim Üstüne İnceleme) tamamlanmamış biçimiyle 1651'de yayımlanabildi.

LEVNİ 

Minyatür sanatında reform yapmış, kendisinden önceki statik kurallarını yırtarak bu sanata yeni bir biçim ve ruh getirmiştir. Sadece minyatür sanatında değil, nakkaşlık, müzik ve şiirde de dikkati çekecek başarı göstermiştir. Güzel sanatlara karşı olan bu yetenekleri dolayısıyla sanatçıyı himayeyi baş ülkü edinen devrin sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa, nakkaş olarak onu saraya almıştır.

Levni, yaratıcı zekâsıyla sanatında yeni çığırlar açarak bu himayeye layık olduğunu ispat etmiştir. "Eserlerinde kalabalık figürlerden çok, tenhalık göze çarpar. Az, hatta tek figürle çalışmayı tercih etti. Minyatürde adet olan aynı yüzler, aynı ifadeler yerine her figürde değişik bir ifade görülür. Sanki modelinde şahsi görünüşünü belirtmek istemiştir. Bu, onda, gerçekliğe doğru bir eğilimin ifadesidir. Birçok minyatürlerinde perspektif tasası görülür. Yani, iki boyutlu bir resim sanatı olan minyatüre bir üçüncü boyut, derinlik katmıştır. Levni'nin asıl yaptığı değişiklik de buradadır. Topkapı Sarayı Portre Galerisi'nde bulunan Ahmet lll'le  Şehzadesinin portresi ise, nispetleri bakımından minyatür olmaktan çıkar. Bu, koskocaman bir portredir."

Edirne'de doğmuştur. Otakçılar Camii yakınındaki Sadiler Tekkesi’nde gömülüdür.

LOKMAN ALEYHİSSELÂM 

Peygamber veya veli. Dâvud aleyhisselâm ın zamanında, Arabistan'ın Umman tarafında yaşadı. Dâvud aleyhisselâm la görüşüp ondan ilim öğrendi. Dâvud aleyhi selama peygamberlik bildirilmeden önce, müftü olan Lokman Hâkim, Dâvud aleyhi selama peygamberlik bildirildikten sonra fetva vermeyi bıraktı. Dâvud aleyhi selama ümmet oldu. Kendisine hikmet verildi. Eyyûb aleyhisselâm ın teyzesinin oğlu oldu da rivayet edilmektedir. Fransız bilginlerinin, Calinos'un (Galen'in) bir adı da Lokman Hekim idi demeleri yanlıştır. Çünkü Lokman Hekim, Dâvud aleyhisselâm zamanında; Calinos (Galen) ise, ondan bin yıl kadar sonra yaşamıştır. Lokman ismi Kur'ân-ı Kerim’de geçmekte olup, bir sûreye (otuz birinci sûre) Lokman ismi verilmiştir. Bu sürenin on ikinci ayetinde mealen; ''Biz Lokman'a hikmet verdik.'' buyrulmaktadır. Buradaki hikmet tabirinin; akıl, anlayış, ilim, ilimle amel etmek ve doğru karar vermek demek olduğu tefsir kitaplarında yazılıdır.  Lokman Hekim tabiplerin piridir. Hikmetli sözleri ve oğluna verdiği nasihatler meşhurdur.  Kur'ân-ı Kerim’de Lokman suresi 3. ayet-i kerimede mealen; ''Bir vakit Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrum! Allah'a ortak koşma, çünkü şirk çok büyük zulümdür.'' buyrulmaktadır.

Lokman Hekim'e sen bu hâle nasıl geldin dediklerinde; ''Doğru sözlü olmak, emaneti yerine getirmek, lüzumsuz söz ve işi terk etmekle.'' cevabını verdi. İnsanlar ondan nasihat istediler, o da şöyle nasihat etti: Öncekilerin ve sonrakilerin ilimleriyle amel edilebilmesi için sekiz şeye dikkat etmek lazımdır. Dört zamanda dört şeyi korumak gerekir; Namazda gönlü, halk arasında dili, yiyip içmede boğazı, bir kimsenin evine girince de gözü korumaktır. İki şeyi hatırdan hiçbir zaman çıkarmamalıdır. Bunlar; Allahu telalânın büyüklüğü ve ölümdür. İki şeyi de tamamen unutmaya çalışmalıdır. Bunlar da; bir kimseye yapılan iyilik ile dost ve yakınlardan görülen kötülüktür.'' Lokman Hekim'in oğluna nasihatlerinin bir kısmı şöyledir: ''Ey oğlum! Dünya derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Geminin takva, yükün iman, hâlin tevekkül olsun, umulur ki kurtulursun.''

''Ey oğlum! Âlimlere karşı öğünmek, akılsızlarla inatlaşmak ve meclislerde, toplantılarda gösteriş yapmak için ilim öğrenme! İhtiyacım yok diyerek de ilmi terk etme.''  ''Ey oğlum! Allahu teâlâyı anan (hatırlayan) insanlar görürsen onlarla otur. Âlim olsan da, ilminin faydasını görürsün ve ilmin artar, sen ehil isen sana öğretirler. Allahu Teâlâ onlara olan rahmetinden seni de faydalandırır. Allahu teâlâyı zikretmeyenleri görürsen onlardan uzak dur.'' ''Ey oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikir ve tespih ediyor, sen ise uyuyorsun.''

''Ey oğlum! Seçilmiş kullara teslim ol, kötülerle dost olma.'' ''Ey oğlum! İnsanlara iyilikleri emir ve nasihat edip kendini unutma! Yoksa mum gibi olursun. Mum insanları aydınlatır, fakat kendini yakıp eritir.'' ''Ey oğlum! Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla hayânı, değerini ve makamını kaybedersin.''

''Ey oğlum! Kötü huydan, gönül dağınıklığından sakın. Sabırsız olma, yoksa arkadaş bulamazsın. İşini severek yap, sıkıntılara katlan. Bütün insanlara karşı iyi huylu ol.''  ''Ey oğlum! Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamâ etmekten sakın. Kazaya râzı ol ve Allahu telalânın sana verdiği rızka kanaat et.''   ''Ey oğlum! Dünya geçici ve kısadır. Senin dünya hayatın ise azın azıdır. Bunun da azının azı kalmış, çoğu geçmiştir.''

Ey oğlum! Tövbeyi  yarına bırakma, çünkü ölüm ansızın gelip yakalar.''    ''Ey oğlum! Sükût etmekle pişman olmazsın. Söz gümüş ise sükût altındır.''   ''Ey oğlum! Helâl lokma ye ve işlerinde âlimlere danış, işlerini nasıl yapacağını onlara sor.''   ''Ey oğlum! Âlimler meclisine devam et. Bahar yağmuru ile yeryüzünü yeşillendiren Allahu Teâlâ, âlimlerin meclisindeki hikmet nuru ile de müminlerin kalbini aydınlatır.''

''Ey oğlum! Amel ancak yakın (Allahu tealâya olan ilim ve marifet) ile yapılır. Herkes yakını nispetinde amel eder. Amel noksanlığı, yakın noksanlığından gelir.''  ''Ey oğlum! Bir hata işlediğinde hemen tövbe et ve sadaka ver.''   ''Ey oğlum! Ölümden şüphe ediyorsan uyku uyuma. Uyuduğun ve uyumak mecburiyetinde kaldığın gibi, ölüme de mahkûmsun. Dirilmekten  de şüphe ediyorsan, uykudan uyanma. Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin.''

''Ey oğlum! Helâl kazanç ile yoksulluktan korun. Yoksul kimse şu üç musibetle karşılaşır: Din zayıflığı, akıl zayıflığı ve mürüvvetin kaybolması.''   ''Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder, kötü konuşan günahkâr olur, diline hâkim olmayan pişman olur.''   ''Ey Oğlum! Dünya malından yetecek kadarını al, fazlasını ahiret için hayra sarf et, Sıkıntıya düşecek ve başkasının sırtına yük olacak şekil de tembellik etme.''

''Ey oğlum! Sakin kimseyi küçük görüp hakaret etme. Çünkü onun da senin de rabbimiz birdir.''

Lokman Hekim'in oğlu: ''Babacığım, insanda hangi haslet daha iyidir?'' diye sorunca; ''Temiz, hâlis din.'' buyurdu. Eğer iki haslet olursa? ''Din ve mal'', üç haslet olursa? ''Din, mal ve hayâ.'' buyurdu. Dört haslet olursa? Dedi. ''Din, mal, hayâ ve güzel ahlâk.'' buyurdu. Beş haslet saymak icâbederse  diye sorunca; ''Din, mal, hayâ güzel huy ve cömertlik.'' buyurdu. Altı haslet sayarsak deyince; ''Ey oğlum! Allahu Teâlâ her kime bu beş iyi hasleti verdiyse, o kimse mümin ve müttekidir. Allahu Teâlâ katında veli ve sevgilidir. Şeytanın şerrinden uzaktır.'' buyurdu. Oğlu: ''Babacığım, insandan en kötü haslet hangisidir?'' dedi. ''Allahu teâlâyı inkârdır'' buyurdu. İki olursa dedi. ''İnkâr ve kibirdir.'' buyurdu. Üç olursa dedi. ''İnkâr, kibir ve şükür azlığı.'' buyurdu. Dört olursa dedi. ''İnkâr, kibir, şükür azlığı ve cimrilik.'' buyurdu. Beş olursa diye sorunca; ''İnkâr, kibir, şükür azlığı, cimrilik ve kötü ahlâk.'' buyurdu. Altı olursa deyince; ''Ey oğlum! Bu beş kötü hasletin bulunduğu kimse münafıktır, şakidir ve Allahu teâlâdan uzaktır.'' buyurdu.

Hafs bin Ömer'den rivayet edildi ki: Lokman Hekim, yanına bir hardal torbası koydu ve oğluna nasihat etmeye başladı. Her bir nasihatte bir hardal tanesini çıkardı. Nihâyet hardalları tükendi. Sonra da; Ey oğlum! Sana o kadar nasihat ettim ki, şâyet bu nasihatler bir dağa verilseydi, dağ yarılır, parça parça olurdu'' buyurdu. Oğlu da bu nasihatleri tuttu.

LÛT ALEYHİSSELÂM 

Kur'ân-ı Kerim’de ismi bildirilen peygamberlerden. İbrahim aleyhisselâm ’ın kardeşinin oğludur. İbrahim aleyhisselâm ve ona inananlarla birlikte Nemrut’un memleketinden hicret edip Şam'a geldikten sonra, Lût gölü yakınındaki Sedûm şehri halkına peygamber gönderildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselâm ‘ın dinini tebliğ etti.  İbrahim aleyhisselâm la birlikte Babil’den hicret edip, Şam diyarına geldikleri zaman Cebrail aleyhisselâm gelerek Lût gölü civarındaki Sedûm bölgesi ahalisine peygamber olarak gönderildiğini bildirdi. İbrahim aleyhi selamdan ayrılarak Sedûm bölgesine gitti. Bu bölgede ahlâksız ve sapık bir millet türemişti. Putlara tapıyorlar, soygun yapıyorlar, zayıfları eziyorlardı. İğrenç olan livata (homoseksüellik; bugün tedâvisi mümkün olmayan AIDS hastalığına sebep olan cinsi sapıklık) yapıyorlardı. Lût aleyhisselâm onları çirkin işlerden menedip, doğru yola dâvet etti. Bu husus Kur'ân-ı kerimde Şuarâ suresi 161- 164. âyetlerde mealen şöyle bildirilmektedir. ''Kardeşleri Lût onlara: Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş emin, güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine âittir, dedi.'' Sedum halkı hazret-i Lût'un dâvetine uymadılar. İsyan edenler arasında kendi hanımı da vardı. O da kocası hazret-i Lût'a inanmamıştı. Kâfirlerle bir olup, ona ihanet etmişti. Bu azgın ve cinsi sapıklıkla uğraşan kavim, iman etmedikleri gibi hazret-i Lût'u ve ona inananları memleketlerinde kovmaya kalkıştılar. Lût aleyhisselâm bu kavme nasihat edip, doğru yola dönmezlerse Allahu telalânın azabına uğrayacaklarını bildirdi. Buna rağmen isyandan ve fuhuştan vazgeçmediler. Hatta hazret-i Lût'a ''Doğru sözlü isen bahsettiğin azabı getir de görelim'' dediler. Sapık kavmin isyanının gittikçe artması üzerine Allahu Teâlâ onları cezalandırmak için melekler görevlendirdi. Bu melekler Cebrail, Mikail, Azrail aleyhisselâm bir rivayete göre de Cebrail aleyhisselâm ile birlikte on iki melekti. Melekler önce İbrahim aleyhi selama uğrayıp, kendisine bir oğlan evlâdı (hazret-i İshak) verileceğini müjdelediler ve azgın Sedum halkını helâk etmek üzere geldiklerini söyleyip ayrıldılar. Öğle veya akşam vakti Sedum beldesine gidip hazret-i Lût'u buldular. Melekler nûr  yüzlü genç delikanlı suretinde hazret-i Lût'un evine gelince hazret-i Lût'un isyankâr hanımı, durumu azgın Sedum halkına bildirdi. Azgın Sedum halkı hazret-i Lût'un evinin etrafını sarıp misafirlerini bize teslim et diyerek musallat olmaya kalkıştılar. Hazret-i Lût onlara nasihat ettiyse de dinlemeyip kapıyı zorladılar. Bunun üzerine melekler: ''Ey Lût! Gerçekten biz Rabbinin elçileriyiz. Kalbini onlardan gelecek bir korku ve zarar ile meşgul etme. Onlar sana asla dokunamazlar. Cebrail aleyhisselâm dedi ki, hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık  git ve içimizden hiçbiri geri kalmasın, ancak hanımın hâriç, çünkü kavmine isabet edecek azan ona da gelecektir. Onların helâk zamanı sabah vaktidir.''

Azgın kavim içeri girmek için kapıyı kırınca Cebrail aleyhisselâm; ''Ey Lût kapıyı aç ve geriye çekil gelsinler dedi. Lût aleyhisselâm kapıyı açıp geri çekildi. Cebrail aleyhisselâm kanadını önlerine gerdi ve içeriye hücum eden azgınların gözleri aniden kör oldu, bunun üzerine şaşkın şaşkın kaçışmaya başladılar. Bu husus Kur'ân-ı Kerim’de Kamer suresi 44. ayette mealen şöyle bildirilmektedir: ''Lût ‘tan kavmi, misafir melekleri istediler! Hemen biz onların gözlerini kör ettik. (Anadan doğma gibi kör oldular) işte azabımı ve tehditlerimin akıbetini tadın dedik.'' Lût aleyhisselâm kendine tâbi olanlarla geceleyin Sedum beldesinden ayrılıp Sa'r şehrine gitti. Cebrail aleyhisselâm Sedum beldesini kanadıyla alt üst etti. Üzerlerine şiddetli taş yağmaya başladı, nihâyet hepsi helâk olup gitti. Bu hususta Kur'ân-ı Kerim’in Kamer suresi 38. ayet-i kerimesinde mealen; ''Celâlim hakkı için, bir sabah vakti devamlı bir azap onları bastırıverdi.'' Ve Hicr suresi 73- 74- 75. âyetlerde de; ''Nihâyet onları güneşin doğma vaktinde korkunç gürültü yakalayıverdi. Hemen şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taş yağdırdık. Elbette bunda keskin anlayışlar için ibret alâmetleri var.'' buyrulmaktadır. Lût'un aleyhisselâm kavminin yaşadığı ve helâk oldukları topraklar Kur'ân-ı kerimde alt-üst olan memleket manasına gelen ''El-mü'tefikât'' şeklinde zikredilmiştir. Sedum beldesi alt-üst olduktan sonra kaynar sular fışkırıp göl hâline geldi. Bu gün bu bölge, Lût Gölü adıyla anılmaktadır. Yahudi kaynaklarında ise bu belde (Sodom) ismiyle geçmektedir. Lût aleyhisselâm, kavminin helâkinden sonra, Şam bölgesine gidip, amcası İbrahim’in (aleyhisselâm) yanında yedi sene kaldı. Sonra Hicaz’a gidip, seksen yaşında iken orada vefat etti. Kabrinin, İbrahim aleyhisselâm ‘ın kabrinin de bulunduğu Filistin'deki Halilürrahmân'da veya Mekke-i  mükerremede Kâbe yanında Hatim denilen yerde olduğu rivayet edilir. Kur'ân-ı  Kerim’de yirmi yedi ayette Lût aleyhi selamdan bahsedilmektedir.

Mucizeleri:

1-Bulutsuz yağmur yağdırmıştır. Kavmini doğru yola dâvet ettiği vakit, mucize olarak bulutsuz yağmur yağdırmasını istediler. Duası kabul olunup, elleriyle göğe işaret etmesi vahyedildi. Göğe işaret edince yağmur yağmaya başladı.

2-Duâsı bereketiyle otsuz bir dağda ot bitmiştir. Kavmi Lût aleyhisselâm ‘ın koyunlarını otsuz bir dağa toplayıp başka yere salmadılar. Hayvanlar açlıktan telef olmaya başlamıştı. Hazret-i Lût kuruyan dağda ot bitmesi için dua etti ve yemyeşil otlar bitti. Azgın kavmin koyunları o dağdan otlasa hemen ölürdü. Bu mucizesi ile kırk kişi iman etmiştir.

3- Taşlar, çakıllar ve kum taneleri, Lût aleyhisselâm ile konuşmuşlardır. Kavminin isyanı üzerine taş parçaları dile gelip, ''Kavminin iman etmeyeceği sizce muhakkak ise cenâb-ı Hakk'a dua et, onları yakmak için bizi ateş eylesin.'' dediler.

4-Kavmi, ona eziyet vermek için üzerine ufak taşlar atardı. Allahu telalânın koruması ile hiçbiri ona dokunmazdı.

5- Üzerine yattığı taşlar döşek gibi yumuşak olmuştur. Kavmi, kendisini öldürmek için karar verince ilâhi emre uyarak onlardan uzaklaşıp bir dağa gitti. Çok yorulduğundan bir yerde uyuyup kalmıştı. Peşinden gelen yedi kişi, onu gördüklerinde sırt üstü yatmış, altında bulunan taşlar döşek gibi yumuşayıp çukurlaşmıştı. Onu takip eden yedi kişi bu hâli görünce iman etmiştir.

6-Lût aleyhisselâm çok uzak yerlerde olan şeyleri görüp haber verirdi. Çocuğu kaybolan biri gelip, nerede olduğunu sorunca dua etti. Allahu Teâlâ da ona bildirdi. O da, çocuğun olduğu yeri söyledi.

Ahmed bin Hanbel ve ibn-i Mâce'nin bildirdikleri hadis-ü şeriflerde, peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Lût kavmi hakkında buyurdu ki: On şet vardır ki Lût kavmi onları yapmış ve o yüzden helâk edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar; livada (erkek erkeğe münasebet), fındık gibi taşları sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def çalmak, (kadınlar için düğünlerde ruhsat vardır) içki içmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emredilenden fazla) bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, (erkekler için) ipek gömlek giymek bir tane de ümmetim ilâve eder ki; o da kadın kadına münasebette bulunmaktır. Lût kavminin işini (livada) yapan mel'undur. Benden sonra ümmetim hakkında en korktuğum şey Lût kavminin yaptığını yapmalarıdır.


.....

..

....

lütfen paylaşalım