foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

KARACAOĞLAN 

KARACAOĞLAN1606–1689 Edebiyat XVll arasında yaşamış olduğu sanılır. Doğum yeri ise belli değildir. Muhtelif rivayetler vardır.1.Bahça kazasının farasak köyünde doğmuştur.2-Kozan'a bağlı Feke kazasının Gökçe köyünde doğmuştur.3-Barak Türkmenleri de Karacaoğlan'ı kendilerinden sayarlar. Kilis’in Musa Beyli nahiyesinde bulunan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendilerinden  sayar ve Musabeyli'nin  Zobular köyünde doğduğunu söylerler.

Esmi Han ve Kara Kız'la olan aşk maceraları istisna edilirse menkıbelerle ilgili olarak hakkında fazla bilgimiz yoktur.

Şiirlerine dayanılarak pek çok yeri gezip dolaştığı anlaşılıyor. Aydın, Niğde  ,Bor, Tokat, Ankara, Kayseri, Konya, Karaman, Halep, Adana, Diyarbakır, Mardin, Mısır, Mama, Trablus, Yunan'dan ve Avusturya  savaşlarından bahsettiğine bakılırsa Rumeli'de de bulunmuş olmalıdır.

Şöhreti XVll asırda şöhreti kazandığı eldeki belgelerden anlaşılıyor. XVlll-XlX asırlarda yazılmış mecmualarda onun şiirlerine de rastlanır. Âşık Ömer onu "Modası geçmiş, kıymetten düşmüş" gibi gösterilir. Ama Türkmen aşiretleri arasında şöhreti her zaman artmıştır.

Âşık Ömer, Âşık Cevheri, Âşık Hasan, Âşık İsmail, gibi şairler ana nazireler yazmışlardır. Doğu Anadolu'da Azerbaycan’da bazı mecmualarda da şiirlerine rastlanır. Kurum'da ise Esmi Han mensubundan bahsedilir.

Onun şöhreti Güney'de ,Türkmen aşiretleri arasında korunmuştur.

Eseri şahsiyeti. Halk ağzından 383 şiiri derlenmiştir. Başkalarına ait şiirlerin Karacaoğlan'a maledilmesi doğal ve psikolojik bir durumdur.

Karacaoğlan  "Milli ananeleriyle baş başa yaşayan bir köy bir aşiret şairi bir halk şairidir. Mecazlarının bütün unsurlarını muhitten ve tabiattan alır. “Gönlü güzellere medaptır.Gönlünü bazan yüksek uçan kuşlara ,bazan dumanlı tepelerden akan coşkun ve gürültülü sellere ,bazen de her çiçekten bal alan arıya benzetir.

KAŞGARLI MAHMUT ( 1008 – 1105 ) 

KAŞGARLI MAHMUTKaşgarlı Mahmut; Divan-ü Lügat-it-Türk isimli, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Tam adı: Mahmut bin Hüseyin bin Muhammed’dir. Karahanlı soyundan asil bir ailenin ferdi olan Muhammed bin Hüseyin’in oğludur. Babası, Barsgan şehrinde yaşamakta iken, bilinmeyen bir sebeple Kaşgar şehrine gelip yerleşmişti. O dönemde Kaşgar, önemli bir ilim ve kültür merkezi idi. Günümüzde, Çinliler’ in işgali altında zulüm gören ve kadim bir Türk Yurdu olan Doğu Türkistan sınırları içerisindedir. Kaşgarlı Mahmut, 1008 yılında Kaşgar’da dünyaya geldi. Hamidiye ve Saç Medreselerinde eğitim gördü. Dönemin bütün klâsik ilimlerini tahsil etti. Arapça ve Farsça öğrendi. 1057’de Kaşgar’dan ayrılarak Bağdat’a yerleşti. 15 yıl boyunca Türklerin yaşadığı bütün illeri, şehirleri, obaları, dağları ve çölleri dolaştı. Bu geziler inceleme amaçlı idi. Türker’in örf ve âdetlerini mahallinde araştırdı. Gezileri sırasında, ana dili Türkçe’nin Hâkaniye, Oğuz, Kıpçak, Argu, Çiğil, Kepenek şivelerini de öğrendi. Sonradan anlaşıldığına göre, o büyük eserine malzeme hazırlıyormuş.

Ünlü eserini 1072 yılında Bağdat’ta yazmaya başladı. 12 Şubat 1074 tarihinde tamamladı. Eserin tamamlanmasından sonraki iki yıl içerisinde dört defa baştan sona gözden geçirerek 1076 ‘da son şeklini verdi. 1077 yılında, Abbasi Halifesi Muktedî-Biemrillah’ın oğlu Ebü’l-Kasım Abdullah’a teslim etti.

Bağdat’ta bulunduğu sırada, sohbetleri ile de hizmet verdi. Türk dili ve kültürünü Arap dünyasına tanıttı. O, çağının diğer âlimleri olan İbn-i Fadlan, Gerdîzî, Tâhir Merzevî, Muhammed Avfî ve Beyhakî gibi isimler arasında önemli bir makama sahip oldu. Mensubu bulunduğu Türk Milleti’nin sosyal, içtimâî ve kültür hayatını, İslâm Âlemi’ne tanıttı. Müslümanlığı kabul eden ilk Türk Ülkesi Karahanlılar Devleti’nin bir ferdi olması sebebiyle kendisine çok önem veriliyordu. Karahanlı Devleti’nde, resmî dil Türkçe idi. O, devletinin resmî politikasını yurt dışında tanıtan bir kültür elçisiydi. Türk milletinin yüksek cevherini benliğinde özümsemiş ve yaygınlaşması için gayretle çalışmıştı. Bu özellikleri sebebiyle Kaşgarlı Mahmut’u ilk Türkçü – Türk Milliyetçisi olarak kabul etmek, hatalı bir değerlendirme olmaz.

Türk dili ve kültürü, İslâm Âlemi’ne onun aracılığı ile tanıtıldı. Türkçe’nin kullanım alanını genişleten iki âlimden biri Kaşgarlı Mahmut, diğeri Karahanlı Devleti’nin bir başka mensubu, ikinci bir kültür abidesi olan Yusuf Has Hacib’tir. Kaşgarlı Mahmut; Divan-ü Lügat-it-Türk isimli, Yusuf Has Hacib ise Kutadgu Bilig adlı eseri ile Türk dil birliğinin temelini attılar. O temel, asırları aşıp günümüze ulaştı. Batı ucunu Adriyatik Denizi’ne kadar uzatabileceğimiz İpek Yolu boyunca ve çevresinde seyahat eden bir Türk, tercümana ihtiyaç hissetmeden meramını ana dili ile anlatabilir. Bu olgu, Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Hacib’in, büyük Türk Milleti’ne armağanıdır.

Kaşgarlı Mahmut, yalnızca bir dil uzmanı (filolog) değildir. Aynı zamanda bir halk kültürü araştırmacısı ve harita uzmanıdır. Sayısı 24 olan Türk Boyları’nı en sağlıklı biçimde tasnif eden, damgalarını belirleyen ve günümüzde de bu konuda yararlandığımız bilgileri ilk defa derleyen de O’dur. Kaşgarlı Mahmut olmasa idi, Türk illerinin ve boylarının şiveleri hakkında bu gün elimizde hiçbir kaynak olmayacak, köklerimizle ilişki kuramayacaktık. Fikirleri her asırda canlı kalmış, geçmişimizi olduğu kadar geleceğimizi de aydınlatmıştır. O’nu, dilcilik ilminin ilk diyalektolojisti olarak kabul etmek, bir kadirşinaslık borcudur.

Kaşgarlı Mahmut, 1080 yılında Kaşgar’a döndü. O artık, ülkesinin önde gelen bir ilim adamı idi. Adına izafeten, Mahmudiye Medresesi denilen binada dersler vermeye başladı. Binlerce öğrenci yetiştirdi.

Kaşgarlı Mahmud’un, Kitabu Cevahirü’n – Nahv fi Lügat-it-Türkî (Türk Dili’nin Nahiv (*) Cevherleri) adlı bir eser daha kaleme aldığı biliniyor. Nerede-nasıl kaybolduğu belirlenemeyen bu eser, günümüze ulaşmamıştır.

Kaşgarlı Mahmut, 1105 yılında, 97 yaşında iken fâni hayata veda etti. Aziz naaşı; ders verdiği Mahmudiye Medresesi’nde toprağa verildi. Burası, Kaşgar şehrine 30 kilometre uzaklıkta, etrafı kavak, çınar ve söğüt ağaçlarıyla çevrili bir tepedir. Ölümünden sonra öğrencileri tarafından inşa edilen türbe, günümüze kadar dört defa yenilendi.

Türbede, Kaşgarlı Mahmud’un sandukasının bulunduğu bir oda, Kur’an-ı Kerim okumak için bir salon ve müze bölümü bulunuyor. Müzede değerli âlimin kitap ve makaleleri, el yazması ve basma Kur’an-ı Kerim’ler ile bazı eşyaları var. Müzenin duvarında, Doğu Türkistanlı bir ressam tarafından büyük boyda yapılmış, Kaşgarlı Mahmut’u çalışırken gösteren temsilî bir resim yer alıyor. Müzede ayrıca Uygurların Budizm inancını yaşadıkları dönemlere ait eşyalar göze çarpıyor. Bu eşyaların, arkeolojik kazılarda elde edildiği belirtiliyor. Karahanlılar dönemine ait çeşitli madenî para ve süs eşyaları, müzede sergilenen malzemeler arasında dikkat çekiyor. Türbenin iç ve dış duvarları ile oda ve salonların tavanları, Uygur sanatının süsleme unsurlarıyla bezenmiş. Süslemeler, ahşap tavanda eşsiz bir ihtişam oluşturuyor.

Türkoloji’nin ilk ve en büyük âliminin türbesi, yalnızca Türklerin değil, Türk Kültürü’nün de düşmanı olan Çinliler tarafından son yıllarda önemli ölçüde tahrip edilmiştir.

Divan-ü LUGATİ’T-TÜRK 

Kaşgarlı Mahmud’un ünlü eserinin tam adı: Kitabu Divan-ü Lügat-it-Türk’tür. Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçe’nin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek amacıyla yazılmıştır. Kitap için çok kısa bir tanım yapmak gerekirse; Ansiklopedik Sözlük denilmesi uygun olur. Orijinalinin nerede olduğu bilinmiyor. Bu gün elimizde bulunan Şamlı Mehmet bin Ebu Bekir’in, 1266 yılında kopya ettiği bir nüshası vardır. Bu nüsha, İstanbul Fatih’teki Millet Kütüphanesi’ndedir. Türk Dil Kurumu tarafından 1941’de, Kültür Bakanlığı tarafından 1990’da tıpkıbasımı yapılmıştır.

Eser ilk defa Kilisli Rıfat Bilge denetiminde 1915 – 1917 yılları arasında tercüme edildi. Üç cilt olarak basılması düşünüldü ise de, düşünce gerçekleşmedi. Beşim Atalay’ın tercüme ettiği kitap, 4 cilt halinde 1939 – 1943 yılları arasında birinci, 1985 – 1986 yılları arasında ikinci defa basıldı. Arapça olarak da yayınlandı.

Divan-ü Lügat-it-Türk; bir sözlük olmakla birlikte, Türk Milleti’nin yüceliğini de anlatan bir abide eserdir. Sekiz bölümden oluşur. Bölümler ve sıralamalar Arap alfabesindeki harflere göredir. Kitapta yaklaşık 8.000 kelime vardır. Kelimelerin anlamlarının iyi anlaşılması için deyimlerden, atasözlerinden ve şiirlerden, hatta bazı Ayet ve Hadis-i Şeriflerden örnekler verilmiştir. Bu yönüyle eser, bir kültür hazinesi değerine kavuşturulmuştur. Eserde yer alan harita ise, Türk Dünyası ile ilgili olarak yayınlanan ilk haritadır. Haritada; dağlar kırmızı, denizler yeşil, ırmaklar mavi, kumluk alanlar sarı renkle gösterilmiştir. Türklerin oturdukları bölgeler ve komşularının isimleri özenle belirtilmiştir.

Eser, güneşle birlikte, kültürün de doğudan dünyayı sardığının önemli bir göstergesidir. Divan-ü Lügat-it-Türk, Türk Milleti’nin yalnız savaş meydanlarında değil, kültürel alanlarda da önder, öncü ve örnek olduğunu gösteren bir abidedir.

KÂTİP ÇELEBİ 

KATİP ÇELEBİTürk bilgin ve yazarı(1609–1657)İstanbul'da doğan Kâtip Çelebi bir süre medresede okudu, devlet hizmetinde çeşitle görevlerde bulundu, orduyla birlikte seferlere katıldı. Onyıl kadar süren devlet hizmetinden sonra, kendini bütünüyle bilim çalışmalarına verdi. Bu arada bazı devlet ileri gelenlerinin çocuklarına özel dersler verdi. Tarih, coğrafya, bibliyografya, sosyoloji konularında kitaplar yazdı. Arapça, Farsça ve Latince bilen Kâtip Çelebi Hacı Halife diye de bilinir. Önemli yapıtları: Keşf üz-Zünun (Bibliyografya Sözlüğü), Takvim üt-Tevarih (Tarihlerin Takvimi), Cihannüma (Coğrafya Kitabı), Fezleke (1592–1654 Yılları Arası Osmanlı Tarihi), Tuhfet ül-Kibar fi Esfar-il-Bihar (deniz Seferleri Hakkında Büyüklere Hediye) ve Mizan ül-Hakk'tır.

KAZIM KARABEKİR 

KAZIM KARABEKİRTürk asker ve bilim adamı(İstanbul 1882-Ankara 1948) Jandarma generali Mehmet Emin Paşa’nın oğludur.1882 tarihinde İstanbul’da doğdu. Fatih Askeri Rüştiyesi’ni, Kuleli Askeri İdadisi'ni, Harbiye ve Erkani Harp Okulu'nu bitirdi. Askeri okul ardından 1905 yılında Kurmay subay olarak Manastır'a atandı. Burada Enver Paşa ile birlikte İttihat ve terakki Cemiyeti’nin bir şubesini kurdu.

Hareket Ordusu ve Balkan Savaşları’nda çeşitli görevler aldı. Çanakkale savaşına 14.Tümen komutanı olarak katıldı.1915 te albay oldu.1917 de Diyarbakır 2.kolordu kumandanlığına atandı. Bu görevde gösterdiği üstün başarı nedeniyle 1918 yılında generalliğe yükseltildi. İstanbul’a çağrılarak burada görevlendirildi. Ancak kendi isteği ile Doğu Cephesi’ne geri döndü.

1918 Brest-Litovsk barışıyla savaştan çekilen Çarlık Rusya ordularının  yerine yöreye el koyan ermeni askeri birliklerinin elinden Erzurum ve Erzincan'ı geri aldı. Aynı yıl Sarıkamış, Kars Gümrü, Karaköse'nin ele geçirilmesinde ki başarısı üzerine mirlivalığa (Generalliğe) yükseltildi. Komutasındaki ordu ile Ermenistan ve İran Azerbaycan'ına girdi ve İngilizleri buradan çıkardı. Mondros mütarekesi (30 Ekim 1918) sırasında kendisine teklif edilen Genelkurmay Başkanlığı görevini kabul etmeyerek Anadolu'da görev almak istedi. Önce Tekirdağ da ki XlV. Kolordu komutanlığına ,ardından da Erzurum’daki  XV.kolordu komutanlığına atandı.(Nisan 1919) Erzurum Kongresi’nin 23 Temmuz–17 ağustos 1919) toplanmasında önemli rol oynadı

Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktığında ,Karabekir bu görevde bulunuyordu. Kurtuluş Savaşı’nın başlatılması ve yürütülmesinde etkin görevler aldı. Ermenileri yenerek barışa zorladı. Doğuda güvenliği sağlayınca emrindeki askeri malzemeyi ve orduyu batıya gönderdi.1920 yılında tümgeneral oldu. Kars Antlaşması görüşmelerine Ankara Hükümeti'nin temsilcisi olarak katıldı. Kurtuluş savaşı sonunda Ankara'da l. Ordu Müfettişliğine atandı. Aynı zamanda TBMM de Edirne milletvekili idi, Zaferden sonra İstanbul milletvekili oldu.

Atatürk'e karşı bazı Paşalarla Terakki Perver Cumhuriyet fırkasını kurdu.1924 yılında Partinin liderliğine seçildi. Partisi tüzüğündeki bir maddeyle, yönetimi dinsizlikle suçladığı gerekçesiyle 1925 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile kapatıldı. Bu partinin kapatılması ile bir müddet politikadan uzak durdu.1926 yılında İzmir Suikastı ile ilgili olarak tutuklandı. Suçsuz bulundu. Bu olaydan sonra 1927 de emekliye ayrıldı ve Politikaya atıldı.1938 de yeniden İstanbul Milletvekili oldu.1946 da TBMM Başkanlığına seçildi.1948 de öldü.

Başlıca eserleri: İstiklal Harbimizin Esasları(1933),Cihan Harbine Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik?(1937),İstiklal Harbimiz (1960),İttihat ve terakki cemiyeti 1896–1909 (1982) adlı çalışmaları Mahur Türkyılmaz marşı ve Çergah İstiklal Marşı adlarında güftelerini yazdığı çoksesli iki marşı, kimi manzumeleri ve tiyatro oyunları da bulunmaktadır.

KELOPATRA (İ.Ö.69-30) 

Bu adı taşıyanların yedincisi olmasına karşın en ünlüsüdür.12.Ptelomaios 'un vasiyeti üzerine ve ülkenin geleneklerine göre erkek kardeşi 13. Ptolemaios ile evlenerek tahta çıktı.(İ.Ö.51) Eşi olan kardeşi ile aralarında başlayan iktidar mücadelesi yüzünden başkent İskenderiye'den ayrılmak zorunda kaldı. Eski durumunu elde edebilmek için ordu toplayarak İskenderiye üzerine yürüdüğü sırada Roma  İmparatoru Sezar İskenderiye ye girdi.(İ.Ö.48).Cleopatra ,Sezar’ı kandırarak kardeşinin iktidarına yeniden ortak oldu. Bu duruma başkaldıran kardeşi 13.Ptelomaios Sezar'a yenilince iktidar tek başına Cleopatra’ya kaldı. Cleopatra Sezar’la Nil boyunca ilerleyerek Habeşistan'a girdi. Daha sonra Sezar'la Roma ya gitti ve Sezar'ın ölümüne tek Roma da kaldı. Roma İmparatorluğu içerisinde baş gösteren Octavianus-Antonius çekişmesinde Antonius'un tarafını tuttu. Doğunun yönetimini elinde tutan Antonius'u etkileyerek onunla yaşamaya başladı. Bu arada büyük zaferler kazanarak Mısır'ın sınırlarını genişletti. Ancak İ.Ö.31 yılında Octavianus ,Cleopatra ve Antonius'u yenince Mısır'da Antonius ile birlikte intihar etti.

Birçok dil bilen Cleopatra  hükümdarları etkilemesi ve göz kamaştırıcı yaşamı ile tarihte ün kazanmış ve birçok tiyatro ve sinema eserine konu olmuştur.

KOCA YUSUF ( 1857 - .... ) 

Koca YusufÜnünü bütün dünyaya yayan büyük pehlivan. 1857 yılında Şumnu'nun Karalar köyünde doğdu. Ufacık bir çocukken köyde danalarla boğuşmaya başladı, sonra kispeti ayağına geçirip güreşmeye koyuldu. Ünü önce Deliorman'ı, sonra Kırkpınar'ı kapladı. Türk güreşinin gelmiş geçmiş en büyük pehlivanı olarak ortaya çıktı. Avrupa ve Amerika'da yaptığı bütün güreşleri kazandı. 1898 yılında Amerika'dan dönerken bindiği vapurun batması sonucu öldü. Mezarı dahi yoktur.

Koca Yusuf yalnız Türk güreşinde değil, güreş dünyasında da büyük bir zirvedir. Er meydanları Koca Yusuf'u, güreş tarihimizin en büyük pehlivanlarından biri olan ve 26 yıl Kırkpınar'ın başpehlivanlığını elinden bırakmayan ünlü Kel Aliço'nun karşısında tanıdı ilk kez. 27'inci yılda da başpehlivanlığı rakipsiz alacağını umarak Kırkpınar'a gelen Kel Aliço burada “Başa güreşeceğim” diyen Deliormanlı Yusuf isminde körpe bir çocukla karşılaştı.

Herkes er meydanlarının pek yaman kurdu Kel Aliço'nun bu “tüysüz kızan”ı karşısına çıktığına pişman edeceğini umuyordu. Ancak Deliormanlı Yusuf, öylesine yaman bir güreş çıkarıyordu ki, buna Kel Aliço da şaşırmış ve güreş âlemindeki meşhur gaddarlığını dahi ortaya koymaktan çekinmemişti.

Ancak saatler uzayıp gittiği halde Aliço neticeyi lehine çeviriyordu. Üstelik ilerlemiş bir yaşta bulunan ünlü pehlivanda yorgunluk alametleri baş göstermeye başlamış ve durumu tehlikeye düşmüştü. 26 yılın başpehlivanı Aliço'nun böyle bir pehlivana yenilerek güreş dünyasındaki tahtını kaybetmesine kimsenin içi razı gelmiyordu. Havanın kararmasını fırsat bilenler güreşi yarıda bıraktırmak istediğinde Aliço'nun gür sesi er meydanını kapladı:

– A be burası Kırkpınar'dır... Er meydanıdır buncağaz. Burada yenişene kadar güreş tutulur. Zift fıçıları, çıralar ne güne duruyor? Tutuşturun oncağazları... Pişmiş güreş bırakılır mı hiç? Bu kızancağıza yenilmek kaderimde varsa bırakın yensin beni... Hem ben artık bu er meydanlarından çekileceğim. Aliço'yu yenmek talihini bir daha bu Yusufcağız nerede bulacak?

Aliço'nun bu sözleri Yusuf'u öylesine duygulandırmıştı ki, gözyaşlarını tutamadı ve büyük ustanın eline sarılıp öptükten sonra titrek bir sesle ona adetâ yalvardı:

– Ustaların ustası, pehlivanların pehlivanı, Koçyiğit ağam benim! Gel bırakalım şu güreşi. Sözlerinle yendin sen beni. Elimde ayağımda derman komadın. Bu söylediklerinden sonra ben seni tutamam gayri. İstersen sen tut beni, vur sırtımı yere...

Aliço da meydanı çevreleyen kalabalığı teşkil edenler gibi çok duygulanmıştı. Nerede ise ağlayacaktı. Deliormanlı Yusuf'un alnına sıcak bir bûse kondurdu:

– Bu meydan bundan sonra senindir artık. Senin gibi bir pehlivan ortaya çıktıktan sonra gözüm arkada kalmadan ayrılacağım buralardan. Ödül de, başpehlivanlık da senindir. İkisine de güle güle sahip ol. İkisi de sana helal olsun oğul, dedi.

Ve o günden sonra Türk güreşinde Koca Yusuf'un devri başladı. Er meydanlarında kasırgalar yaratıp rakip tanımayan bir kuvvet olarak ortaya çıkan ve yalnız cüssesinden ötürü değil, güreş değerinden ötürü de “Koca” sıfatını alan büyük Türk pehlivanı yenecek rakip bırakmadı. Bunu fırsat bilen açıkgöz organizatörler onu Avrupa'ya götürdüler. Avrupa’dan sonra Amerika'da yaptığı güreşleri de kazanan ve dünyanın en ünlü pehlivanlarını sıraya dizen Koca Yusuf'a Amerika'da milyoner bir kadın âşık olmuştu. Bu kuvvet ilahından çocuk sahibi olmak istiyordu. Yusuf bunu işittiği zaman, “Ben buraya damızlık gelmedim” diye kükredi.

Avrupa ve Amerika'daki güreşlerinden 800 altın kazanmıştı Koca Yusuf. Bunları kemerine yerleştirip Fransız bandıralı La Buorgogne vapuru ile yurda dönerken bindiği gemi Atlas Okyanusu'nda sis yüzünden İrlanda bandıralı Cromartyshre gemisiyle çarpıştı. 721 yolcunun bulunduğu La Buorgogne, kaşla göz arasında sulara gömülüvermişti.

Bu kez denizin içinde bir panik başlamıştı. Denize dökülenler, filikalara atlayıp canlarını kurtarmak istiyorlardı. Koca Yusuf da can havliyle bir filikanın kenarına yapışmıştı. Filika ‘da bulunanlar onun heybetli vücudu ile sandalı devirmesinden korktular. Önce yüzüne, kafasına kürekle vurmayı denediler. Fakat dev yapılı adamın çelik pençeleri sanki filikaya kilitlenmişti. Yarılan kafasından ve suratından akan kanlar posbıyıklarının üzerine doğru iniyordu. Onun bu hali filikada bulunanlara daha büyük bir dehşet vermişti. İçlerinden canavar ruhlu bir tanesi filika içinde bulunan ve ipleri kesmek için kullanılan ufak bir baltayı kaptığı gibi o çelik pençelere vahşi bir ihtiras içinde rasgele indirmeye başladı. Bileklerinden kesilip kopan o çelik pençeler gevşedi ve Koca Yusuf'un o dev vücudu Atlantik Okyanus'unun derinliklerine doğru gömülüp gitti...

KOLOMB KRİSTOF 

kristof kolomp1450–1506 yılları arasında yaşamış Amerika kıtasını bulan Cenovalı denizci. Cenova’da doğdu, babası dokumacıydı.Pavia Üniversitesi’ne girmiş burada astronomi, geometri, kozmografya okumuştur.

Cenova'da bulunduğu sıralarda 19–20 yaşlarında ilk olarak denize çıkmaya başlamıştır. Ege Denizi’ne bir iki gezi yapmıştır.

Dünyanın yuvarlak olduğunu ve sürekli batıya giderek sonunda doğuya ulaşılabileceğini düşünüyordu. Bu nedenle Portekiz kralından bu yolculuk için malzeme istedi. Ancak önerisi kabul edilmeyince aynı öneriyi İspanyol hükümdar lar Castillalı İsabel ile Aragonlu Fernando'ya yaptı. Ayrıca Amiral Unvanı, keşfedilecek topraklarda kral vekilliği ve elde ettikleri zenginliklerin onda birini de istedi. Uzun tartışmalar sonunda onları ikna ederek Santa Maria, Pinto ve Nino adlı gemilerle 1492 yılında Palos'tan yola çıktı sürekli batıya giderek iki ay sonra bugünkü Watling Adası'na ulaştı. Batıya yolculuğunu sürdürerek Küba ve Haiti'ye geldi. İspanya’ya geri dönerek 17 gemi ile tekrar denize açıldı. Üç yıl kadar süren yolculuğunda Venezüella ve Kolombiya kıyılarına vardı. Bu arada Haiti valisi ile bozuşunca onun tarafından zincire vurularak İspanya'ya geri getirildi. Üçüncü kez denize açıldığında Honduras kıyılarını buldu. Ancak saraydaki tüm desteğini yitirmişti. İspanyaya dönerek yoksulluk ve düş kırıklığı içinde öldü.

KONFUÇİUS 

Çinli düşünür. Çok yoksul bir aileden olan Konfüçyüs ömrünü kurduğu okulda ahlakla ilgili dersler vererek öğrenciler yetiştirmekle geçirdi. Eski gelenekleri genç kuşaklara iletmeyi amaçladığını söyleyen bilgin hiç kitap yazmamıştır. Ancak daha sonra onun tarafından yazıldığı  yâda düzenlendiği öne sürülen bir takım klasikler ortaya çıkmıştır.

Dostluk ve Hak bilirlik erdemlerinin insanlar arasında onur, soyluluk, karşılıklı saygı oluşmasında başlıca etken olduğunu savunan Konfüçyüs’ün öğretisi  Çin'de ve Japonya'da etkili olmuştur. Giderek bir din biçimini almış ve Konfüçyüs adına tapınaklar yapılmıştır. Günümüzde ise bir din olmaktan çıkmıştır.

KÖPRÜLÜ FAZIL AHMET PAŞA 

Osmanlı Sadrazamı.(Amasya /Köprü 1635-Kemerburgaz 1676) Köprülü Mehmet Paşa'nın büyük oğlu. Veziri azam Köprülü Mehmet Paşa 1661 de vefat etmişti. Ölümünden evvel genç Padişah sultan Dördüncü Mehmet'e "Eğer rahat olmak isterseniz, ben ölünce mührünüzü oğlum Fazıl Ahmet’e verirsiniz." diye vasiyet etmişti. Fazıl Ahmet Paşa 1635 te doğmuştu.7 yaşında İstanbul'a gelip babasının da kayırmasıyla devrin en iyi eğitimini gördü ve 16 yaşında müderris oldu. Paşazade adıyla ün kazandı ve derslerine çok  ilgi oldu.1657 de Sahn-ı seman müderrisliğine yükseldi.1659 da vezir rütbesiyle Erzurum'a vali oldu. Bir yıl sonra Şam valiliğine ardından babasının ölümü üzerine İstanbul'a çağrılıp sadrazamlık makamına getirildi. Genç yaşta sadaret makamına getirilmesi bir hayli telaş uyandırmıştı. Dedikodular almış yürümüştü. Valide Hatice Turhan sultan Köprülüzade'nin muarızlarına şu cevabı vermişti: “Pederi Mührü hümayuna nail olduğu zaman yaşlı dediniz. Devleti gül gibi idare etti. Şimdi de oğluna genç dersiniz.O da icraatında inşallah babasından eksik kalmaz"

İlk olarak, Erdel ve Avusturya sorunlarıyla ilgilendi. Erdel üzerine yapılan seferin başarıyla sonuçlanması ve Erdel de huzurun sağlanması ardından Avusturyalıların sınır kentlerinde sürekli huzursuzluk çıkarması üzerine Venedik üzerine yapılacak seferden vazgeçilip Avusturya seferine çıkıldı. Uyvar kalesine yapılan saldırılar sonucunda Kırım kuvvetlerinin de desteğiyle zaferle sonuçlanmasının ardından 1663 te Uyvar kalesi Osmanlılara teslim edildi. Ordu Belgrat’a çekildi. Fakat kış ortasında bazı Macar Beyleri ve Avusturya kuvvetlerinin saldırıları sonucu ordu yeniden harekete geçti yapılan hazırlıklar ve ll.Avusturya seferinin kesin bir sonuçla belirlenmemesi ve Ordunun kayıplarının daha fazla olması sonucunda Vasvar antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla F.Ahmet paşa şartlarını kabul ettirerek Belgrat üzerinden  Edirne'ye geldi.

Avusturya seferinin istenilen şekilde sonuçlanması üzerine 15 Mayıs 1666 da Girit seferine çıkıldı.26 Mayıs 1667 de Kandiye’yi kuşattı.27 Eylül günü ele geçirildi. Venedik’le yapılan barış antlaşmasından sonra yirmibeş yıl süren savaş sona erdi. Babası zamanında Fransız larla gergin olan ilişkileri aynen devam ettirdiği gibi Fransızların Kapitülasyonların yenilenmesi ve Kızıldeniz ile Hindistan arasında ticaret yapma iznini de kabul etmedi.1627 de çıktığı Lehistan seferini Kameniça Kalesi’ni fethetti. Podolya ve Ukrayna Osmanlı topraklarına katıldığı gibi Lehistan krallığı da ağır vergi altına girdi. Ancak Jan Sobiyeski ile Diyet Meclisi antlaşma koşullarını yerine getirmediler arka arkaya düzenlenen seferlerde bir yarar sağlanamadı.1674 deki ikinci seferde bazı kaleler ele geçirilmesi ardından savaş yeniden kızıştı. Fazıl Ahmet. Paşa nın içkiye düşkünlüğü sağlığının bozulması üzerine ordunun yönetimini bazı paşalara bırakıp Edirne'ye döndü. Artık divan toplantılarına da katılamaz oldu.1676 da Padişah'ın çıktığı sefer dolayısıyla onun ardında İstanbul'dan hareket etti fakat Edirne'ye ulaşamadan ergene Köprüsü yakınında Çorlu ile Karıştıran arasındaki Kemerburgaz Karabiber Çiftliği’nde  öldü cenazesi İstanbul'a getirilerek Çemberli taş’taki babasının türbesinin yanına gömüldü. Aralıksız onbeş yıl sadrazamlık yaptı. Bilim ve sanat adamlarını koruyan değerli bir devlet adamı olarak bilinir.

KÖPRÜLÜ MEHMET FUAT 

köprülü mehmet fuatEdebiyat tarihçisi, hükümet adamı,edebiyatçı,öğretim üyesi yazar.(İstanbul 1890-ay.y. 1966) Köprülüler soyundan gelme olup Mercan idadisinden sonra Başladığı Hukuk mektebini bitirmeden ayrıldı. Edebiyat çalışmalarına başladı Fecr-i ati topluluğu arasında yayımladığı edebiyat konulu inceleme ve araştırmalarıyla ilgi topladı. Şiirler yazdı ,edebiyat öğretmenliği yaptı. Görevinden ayrılan H.Ziya Uşaklıgil'in yerine Türk Edebiyatı müderrisliğine atandı. Bu görevin verdiği sorumlulukla edebiyatımız üzerinde derin araştırmalara girişti. Şehabettin Süleymanla işbirliği yaparak çıkardığı ilk eser (Malumat'ı Edebiyye 1915  Yeni Osmanlı Tarihi Edebiyatı1916 )Öğretim amacına yöneliktir.1919 da çıkardığı Türk Edebiyatında ilk mutasavvıflar ile Yunus Emre'yi "Keşfetti" bir diğer eseri Türk Edebiyatı Tarihi 1(1920),İslami Edebiyatı inceleyen ikinci kitap 1921 de çıktı.1924 te Türkiyat mecmuasını kurdu. Varlığı bilinmeyen sanatçıları ortaya çıkardı.(Ahmet Fakih,Seyyat Hamza,Dehhani....)Türk saz şairlerini inceleyen yazı dizisini hazırladı.(Emrah,Gevheri,Kayıkçı Kul Mustafa,...)ardından Türk saz şairleri antolojisini çıkardı. İki dönem Kars milletvekilliğine atandıysa da bilim adamlığı görevini hiç aksatmadı. Dönemin gelişmelerine bağlı olarak gazete yazılarına başlaması onun 1945 yılında CHP den çıkarılmasına ve DP nin dört kurucusundan biri olmasına neden oldu.1946 da İstanbul milletvekilliğine ve ardından Adnan Menderes’in kurduğu hükümette Dışişleri Bakanlığı görevini üstlendi.1957 de DP den ayrıldı. Bilimsel çalışmalarıyla İslam Ansiklopedisindeki makalelerine bağlandı. Gençliğindeki şiirlerini hiç bastırmadı. Başlıca eserleri:

Hayat-ı fıkriye(makaleler),Mektep Şiirleri, Tevfik Fikret ve ahlakı, Nasrettin Hoca, Türkiye tarihi, Bugünkü edebiyat, Azeri Edebiyatına ait Tetkikler, Divan Edebiyatı Antolojisi, Türk Dili ve Edebiyatı hakkında Araştırmalar, Türk saz şairleri, Osmanlı Devletinin kuruluşu, Edebiyat araştırmaları..

KUBİLAY HAN 

Moğol İmparatorluğu'nun beşinci hükümdarı(? 1214-pekin 1294) Cengiz Han'ın en küçük oğlu olan Toluy'un dört oğlundan biridir. Çinli bir öğretmenden Uygur yazısı ve edebiyatı öğrendi. Matematik, astronomi, tarih ve coğrafya konularında eğitildi. Bilgin Liu Ping-Çung'dan Konfüçyüsçü yönetim tarzını öğrendi. Yönetimdeki yerini ağabeyi Mangke'nin (Mengü) büyük kağan seçilmesiyle sağladı (1251). Çin'in işgal edilmiş yerlerinin yönetimi Kubilay'a verildi. 1257'de güneye doğru ilerleyerek Nançao Tai Krallığı'na son verdi. 1259'da Möngke'nin ölümüyle Arik Buğa kendini kağan duyurdu. Kubilay bunu kabul etmeyerek 1260'da kendini kağan ilan ettirdi. Arık Buğa'yı yenerek, kağanlığa sahip oldu. Öğeday'ın oğlu Kaydu Kubilay'ın Çinlileşmesini ileri sürerek onu tanımadı, bu sürtüşme 1291'e kadar sürdü. Kubilay bir yandan Kaydu ile ilgilenirken,  yandan da Çin seferini sürdürdü. 1279'da Çin'in işgalini tamamladı, Çin imparatoru oldu. Çin'in geleneksel siyaseti nedeniyle komşu devletlerin egemenliğini tanımasını ve haraç ödemelerini istedi. Bu ülkelerin zenginliğini kendinde toplamak istiyordu. Japonya’nın dışında  bir çık ülke bu isteği kabul etmişti.1274–1281 arasında Japonya'ya üç sefer düzenledi. Bu savaşlarda gerek hava şartları gerekse donanmanın zayıflığı nedeniyle başarısız oldu. Çin Hindi'ndeki Çumpa(Malezya)krallığı uzun süre direndi ve 1294 te Moğollara bağlanmayı kabul etti.1277–1281 -1287 yıllarında Birmanya'ya düzenlediği seferlerde başarılı oldu.1293 te Cava adasına düzenlediği sefer yenilgiyle sonuçlandı. Devlet yönetiminde Çinlilere en altlarda görev verdi. Önemli yerlerde Moğollara ve yabancı kavimlerden olanları atadı. Başkentte merkez yönetimin işlerini yapan sekreterlik ,özel bir meclis, devlet işleri, askerlik ve sansürden sorumlu bir kurum oluşturdu. Ayrıca ülkeyi eyalet vilayet, ikinci vilayet ve sancak birimlerinden oluşan yerel yönetimlere ayardı.1267 de Ching'de(Pekin) yeni bir başkent yaptırdı.1272 de Han Balıg (Han kenti) adını aldı.1263 te Yuan (evrenin kökeni-büyük köken) adını verdiği kendi hanedanını kurdu. Kubilay Moğolların ve öteki Orta Asya   kavimlerin Çinlileşmesini önlemek için çok sayıda önlem aldı. Moğolların ülke yönetiminde etkisini güçlendirmek için tüm nüfusu 4 katmana ayırdı.

En üstte sayıları birkaç bini geçmeyen Moğollar bulunurdu. Kendilerine verilen malikânelerde Çinli köylülerin ürettikleri ile geçinirlerdi. Vergi vermezlerdi. Ayrıcalıklı bir sınıftı. İkinci gurubu Orta Asyalılardan oluşan ve yönetimde Moğollara yardım edenler oluştururdu. Yüksek dereceli devlet memuruydu bunlar. Tahıl ticareti yapar vergi vermezlerdi. Resmi hizmet ve posta yollarından yararlanmada öncelikli idiler. Üçüncü ve dördüncü katmanları kuzey ve güney Çinliler oluştururdu. Devletin yükünü bunlar çeker ve tarımla uğraşırlardı. Çinli bilim adamlarını önceleri kilit noktalara getirdi. Fakat shang-tung valisinin çıkardığı ayaklanma üzerine yüksek derecelerde görev vermemeye başladı. Çoğalan nüfusu beslemek için su kanalları yaptırdı. Kanallarla beslenme için gerekli ürünleri kolaylıkla başkente ulaştırdı. İç ve dış ticareti geliştirmek için karayolu ağını geliştirdi. Belli aralıklarla Kervansaraylar kurdurdu. Yaşlılar ve kimsesiz çocukların bakımını devlet üstlendi. Kâğıt para kullanımını yaygınlaştırdı. Kıtlık yıllarında ve yiyecek fiyatlarının yükseldiği yıllarda eski yıllarda depolanan yiyecekleri halka parasız dağıttı. Budist olmasına rağmen tüm inançlara hoşgörülü davrandı. Döneminde Budizm büyük yayılış gösterdi.1269 da Tibetli rahip Fagspa yı Moğol alfabesini kurmakla görevlendirdi. O güne kadar Uygur alfabesi kullanılırdı. Döneminde yeni alfabeyi kullandı. Önemli Çince eserleri Moğolca ya çevirtti. Moğol büyükleri adına tapınaklar yaptırdı.

KÜLTİGİN 

Göktürk Askeri(? 684-Maga Kuryan 731) Kutluğ (İlteriş) Kağan'ın oğlu, Bilge Kağan'ın küçük kardeşidir. Amcası Kapağan Kağan'ın Asya’daki Türk boylarını Göktürk Devleti'ne Bağlamak ve Çin'i baskı altında tutmak için düzenlediği seferlerde büyük başarılar kazandı. 710 da Göktürk yönetimine başkaldıran Kırgızları, Bayırkurları bozguna uğrattı.711 de On - Ok 717 de Uygur,718 de Karluk ayaklanmalarını bastırdı.718 de Karluk ayaklanmalarını bastırdı.718 de Göktürklere Karşı savaşa hazırlanan Çin2in üzerine sefer düzenleyerek, önemli bir merkez olan beşbalık'ı ele geçirdi.720 de Çin Ordusu’nu bozguna uğratarak Kan-Çu, Yüan-Çu, Liangçu bölgelerini ele geçirdi ve Göktürk sınırlarına kattı.730–731 de başkaldıran Dokuz oğuzlarla yapılan savaşların ilk beşini kazandıysa da Maga-Kurgan daki karargâhına bir baskın düzenleyen Dokuz oğuzlarca öldürüldü. Ölümü üzerine Bilge Kağan kardeşi Kültigin adına bir anıt dikti. Bu anıt Türk tarih ve kültürü açısından önemli bir kaynaktır.

KÜR ŞAD 

Türk tarihinin karakteristik ve mühim şahsiyetlerinden biridir.

Prens Kür Şad, Göktürk Hanedanından 10.büyük Türk İmparatoru Çuluk Kağan'ın küçük oğludur. Çuluk Kağan 2 yıllık bir saltanattan sonra bir Çin Prensesi olan zevcesi İçing Hatun tarafından zehirlenerek 621 de öldürüldü. Yerine kardeşi, yani Prens Kür Şad'ın amcası Kara Kağan geçti. Türk geleneğine göre, Kara Kağan, dul yengesi, Yani Kür Şad'ın üvey anası ile evlendi. Zaten kararsız bir kişi olan yeni kağan Çinli zevcesinin entrikaları ile tamamen yanlış hareketlerde bulundu. Üst üste gelen soğuk ve kıtlık yılları da Türk İllerinde büyük tahribat yaptı.630 yılında bu vaziyetten yaralanan Çin ordusu Türk ordusunu bozdu. Kara Kağan ile 100.000 Türk, Çinlilere esir düştü. Çinliler in elinde  4 yıl esir yaşayan Kara Kağan 634 yılında kederinden öldü.

Kara Kağan'ın yerine Çinliler, Göktürk Prenslerinden Sirba Kağan'ı Türk İmparatoru ilan etti. Fakat bu kukla hükümdar, Çin’e tabi olmayı kabul ettiği için, bin yıldan beri İstiklal içinde yaşayan Türkler, Sirpa Kağan'ı tanımadılar. Çinliler'i kovmak ve ellerindeki esirleri kurtarmak için gizliden gizliye çalışmalara başladılar.40 kişilik bir ihtilal komitesi teşekkül etti. Bu komite Prens Kür Şad'ı başkan seçti Ancak ihtilal başarıya ulaşırsa, Kür Şad İmparator olmayacaktı ve siyasetten çekilecekti. Çünkü ihtilalin tamamen milli mahiyette olduğundan kimse şüphe etmemeliydi. Kür Şad 'ın imparator olmak gayesiyle başa geçtiği söylenmemeliydi. Bu fikirde olan Türk Prensi, arkadaşlarının kendini Kağan namzedi göstermelerini kabul etmedi. Bunu üzerine, ihtilalden sonra Kür Şad'ın ağabeyinin oğlunun, yani yeğeninin Türk kağanı ilan edilmesi kararlaştırıldı.

Bu sıralarda Çin de 18.İmparatorluk hanedanı olan Tanglar'dan 2.İmparator Li Şihmin 40 yaşında ve 13 yıldan beri tahtta idi. Çin, 50 milyon nüfusu ile cihanın en kalabalık devleti idi. Kuzey Çin'de Çin boyunduruğunda yaşayan yüzbinlerce Türk, her an imha edilmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyordu.

Türk İhtilal Komitesinin Planı şöyleydi:

İmparator Li Şihmin esir edilecek, Türk illerine kaçırılacak, sonra Çin sarayında esir bulunan Türk asilzadeleri ve Çin boyunduruğundaki Türk toprakları ile değiştirilecektir. İhtilal başarıya ulaşır ulaşmaz da bütün Türkler ayaklanacaklar, rastladıkları Çinli'yi öldürüp bağımsızlık kazanacaklardı. Çin imparatorunun her gece kılık değiştirerek başkenti Çangan'da dolaştığı Türkler tarafından haber alınmıştı. Bir Sokak baskını ile imparatorun esir edilmesi oldukça kolay olacaktı. Ancak kararlaştırılan gece, aksi bir tesadüfle, büyük bir fırtına patlakverdi. İmparator sarayından çıkmadı. Kür Şad, gecikirse ihtilalin duyulup Türker’in kılıçtan geçirilmesinden korktu. Akıl almaz bir cesaretle, imparatorluk sarayını basıp imparatoru ele geçirmeyi kararlaştırdı. Arkadaşlarının çok iyi birer savaşçı olmalarına güveniyordu.

Gerçekten o gece 40 Türk asilzadesi Çin imparatorluk sarayını bastı. Kanlı bir çarpışma oldu. Yüzlerce Çinli muhafız 40 Türk savaşçısının ok ve kılıç darbeleriyle can verdi. Çinli muhafızların yerden mantar biter gibi çoğaldığı ve İmparatorun ele geçirilemeyeceğini anlayan Kür Şad, sarayı terketmek emrini verdi. İmparatorun ahırına hücum eden 40 Türk seyisleri öldürüp buldukları atları alıp Çin Başkentinden çıkmaya muvaffak oldular. Ancak bütün bir Çin ordusu 40 yiğidin peşine takıldı Vey ırmağı kıyısına gelince duraklayan Türkler bir kaç yüz Çin askerini öldürdükten sonra Göz yaşartan bir kahramanlık içinde öldüler. Kür Şad ve 39 arkadaşı Vey ırmağı kenarında ki Sarı topraklar üzerinde kaldılar.                Türkiye tarihi-Yılmaz ÖZTUNA cilt 1

KURTDERELİ MEHMET 

kurtdereil emhmetPehlivan (Deliorman/Selviköy 1864-Balıkesir Kurtdere köyü 1939) 1877–1878 Osmanlı Rus savaşı sırasında Ailesiyle birlikte Balıkesir 'e  göç ederek Kurtdere köyü ‘ne yerleşti. Küçük yaşta güreşe başladı. Kısa zamanda dikkat çekip ünlendi.1884 te Çardak ta  Koca Yusuf ile karşılaşma cesareti gösterdi. Döneminin bir numarası Koca  Yusuf karşısında körpe bir delikanlı ve onun acı gücünü görünce "bu delikanlıyı bana ezdirtmeyin o çok büyük bir pehlivan olacak" demekten kendini alamadı. Bu olaylardan sonra namı günden güne artarken zamanın en büyük pehlivanlarından biri olarak parladı. Yurt dışında yaptığı güreşlerle "Türk gibi kuvvetli" sözünü dünyaya bir kez daha gösterdi.47 yaşında iken İstanbul da yapılan ve yabancı ülke Pehlivanlarının katıldığı güreşlerde Mindere çıkacak Türk pehlivanı bulunmayınca tamamen hazırlıksız olmasına rağmen mindere çıktı ve rakiplerini bir  bir yenerek şampiyon oldu. Döneminde söylediği "Ben Avrupa'da cihan pehlivanlarıyla güreşirken daima Türk Milleti’nin şerefini düşünürdüm" sözü Atatürk'ün takdirini kazanmıştır. Atatürk kendisine mektup ve 1000 lira  armağan gönderdi. Mektubun metni mezarında bulunan yazıtta yazılıdır. Anısına Balıkesir’de adına bir anıt dikildi ve bir spor salonuna adı verildi

KUTBETTİN AYBEG 

Delhi’deki  Türk Memluklular Devleti’nin (Delhi Sultanlığı) kurucusu (?-1210) Hindistan'da İslamiyet'in yayılmasında büyük   hizmetleri geçen Muhammet Guri'nin kölesiyken başarılı fetihlerden dolayı Guri onu Delhi Genel Valiliği'ne atadı. Gurlu hükümdarı Muizzettin Muhammet'in  1206 da ölümü üzerine, yanındaki askeri birliklerle Lahor'a doğru yola çıktığında, halk kendisini sevinç ve coşkuyla karşıladı. Orada törenle hükümdar ilan edilen Aybeg, Delhi sultanlığı olarak bilinen Türk devletini kurdu. Türk İslam tarihinin önemli kişilerinden biri olup, Hindistan’da  İslamiyet'in yayılması ve İslam uygarlığının gelişmesi için çalışmıştır.

KEMAL TÜRKLER 

kemal türkler1926–1980 Sendikacı. Hukuk Fakültesi 'ndeki öğrenimini yarıda bırakarak çalışmaya başladı.1953 te çalıştığı fabrikada işçi temsilcisi seçildi.1951 de Demir ve Madeni eşya işçileri sendikası (Sonra Maden İş' e döndü. Dönüştü) üyesi oldu.1952 de şube başkanı oldu.1954 te sendika Genel Başkanlığı'na seçildi.

Yaşamının sonuna değin, maden iş Başkanlığı’nı sürdürdü.1960 lı yıllarda sendikacılığın tabana yayılmasında etkin olarak çalıştı. DİSK’in kurulmasına öncülük etti.1967 de konfederasyonun genel başkanı oldu. Bu görevi 1977 ye dek sürdürdü.

1961 de işçi sendikaları Birliği'ni demokratik hakların savunulması amacıyla toplantıya çağırdı. Burada görev ve çeşitli sosyal hakların kazanılması yolunda görüşler öne sürdü. Aynı amaçla 9 lar grubunu oluşturdu. Bu grupla birlikte 1961 de Türkiye İşçi Partisi 'ni kurdu. Tip’in Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmasına değin bu örgütün Genel Yönetim Kurulu'nda görev aldı.

1975 sonrasında DİSK içindeki görüş, ayrılıklarının derinleşmesi nedeniyle 1977 'de erken Genel Kurul'a gidilmesini kabul etti. Genel başkanlığa yeniden adaylığını koymasına karşın, seçilemedi. Çeşitli sendikal hareketlere etkin olarak katıldı. Birçok kez kovuşturmaya uğradı, aklandı.21 Temmuz 1980 de Sendikadaki görevine giderken silahlı saldırı sonucu öldürüldü.


.....

..

....

lütfen paylaşalım