foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

FAHRETTİN RAZİ 

İslam filozofu ve Tanrı bilimcisi (Rey 1149 a doğru.-Herat 1209) Razi İslam hukukunda, Şafii akımına bağlıdır. Bu akım, Kur’an da belirtilen sınırlı durumlara ilişkin yasaların ilkesini araştırıp, Kuranın belirtmediği durumlara uygulanabilecek sonuçlar çıkarmayı amaçlayan örneksemeli akıl yürütme yöntemine (Kıyas) denir. Razi Tanrıbilimde Eşari okuluna bağlıdır ve Gazali'nin etkisinde kalmıştır. Eşarilerin  karşıtı olan mutezile okulunun tezlerini de çoğunlukla göz önüne alır. Filozof olarak da İbni Sina'ya çok şey borçludur ve onun görüşlerini, Gazali’nin düşünceleriyle uzlaştırmaya çalışmıştır.(Oysa Gazali, İbni Sina 'yı sert bir biçimde eleştirmiştir).Razi, Kuran şehri olan Mefatih ül -gayb'da (Görünmeyenin anahtarları),dilbilimci ve sözlükçü  yanıyla ortaya çıkar. Hem peygamber 'in sözleri (Hadis) hem de İslamiyet dışı kültürler (Özellikle Musevilik) konusunda uzmandır. Aynı yapıtta, Razi' nin hukukçu, tanrıbilimci ve filozof yanı da açıkça görülür. Ayrıca çağının bilim düzeyi konusunda yararlı bilgiler  aktararak bilimsel açıklamalara önemli bir yer verdiği gibi, gizemcilerin açıklamalarını da ayrıntılı olarak belirtir. Kişisel yorumları, çoğunlukla değerli buluşlardır. Felsefe başyapıtı el-Mebahis ül-Maşrıkiyye, İbni Sina felsefesinin ana temalarını toparlar ve açıklar. Ama bu temaları ,özgün ve eleştirel bir biçimde ele alır. Öteki yapıtları arasında semahatları sırasında çeşitli hukuk ve tanrıbilim okullarının temsilcileriyle yaptığı onaltı tartışmayı anlattığı  Münaart-ı ve fizyognomoni (insanları fizyonomilerinden tanıma bilimi) üzerine yazdığı bir kitabı (Kitab ül-Firase ) saymak gerekir.

 KORUTÜRK FAHRİ SABİT 

Asker devlet adamı. T. C. devletinin altıncı Cumhurbaşkanı (İstanbul 1903) İlköğrenimi ardından Bahriye okuluna girdi.1921 de Bahriye sınıfına geçti.1923 te teğmen rütbesiyle deniz kuvvetlerine katıldı.1930 da Deniz harp akademisi kuruluşunda ilk yedi öğrenci arasına girdiği akademiyi 1933 te bitirdi.1934 Genelkurmay istihbarat şubesinde görevlendirildi. Bu görevdeyken kişiliği Atatürk'ün dikkati ni çekerek kendisine Korutürk soyadı verildi.11 Aralık 1935 te Roma Deniz ateşeliğine atandı.1936 Temmuzunda Montrö Boğazlar sözleşmesinde Türk heyetinin danışmalığını yaptı.1942 başında Berlin deniz ateşeliğine atandı.1944 te Albaylığa yükseldi. Ağustos 1945 te Akademi komutanı oldu.1947 de ABD den alınan denizaltı gemilerinin eğitimi için yeniden Filotilla komodorluğuna alındı.

1948 de Donanma komutanlığı harekât şube müdürlüğü ve deniz okulu kurslar komutanlığı kurmay başkanlığı görevlerinde bulundu.30 Ağustos 1950 de tuğamiralliğe yükseldi. İstanbul deniz komutanlığı, Denizaltı ve harp filosu komutanlıkları, Deniz eğitim komutanlığı, Genelkurmay İstihbarat başkanlığı, donanma komutanlığı, Boğazlar mühimmat deniz koruması komutanlığı yaptı.17 Eylül 1957 de Deniz kuvvetleri komutanlığına atandı.30 Ağustos 1959 da Oramiral oldu.27 Mayıs 1960 ihtilalinde MBK. Önce Moskova büyükelçiliğine atandı.27 Ağustos 1960 ta Dışişleri Bakanlığı kadrosuna nakil suretiyle emekliye ayrıldı. Dört yıl Moskova görevinden sonra Madrid Büyükelçiliğine atandı. Ancak göreve başlamayarak merkezde kaldı.1965 Temmuzunda merkez görevinden de ayrıldı.7 Haziran 1968 de Cumhurbaşkanı C. Sunay'ca MBK üyeliğine atandı.1971 de kontenjan grubuna başkan oldu.6 Nisan 1973 te TBMM ce T.C.nin 6.Cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanlığı süresince sekiz hükümet kuruldu. Bunlardan ikisi güvenoyu alamadı.8 başbakan 229 bakan atadı.598 yasadan 11 ini tekrar görüşülmek üzere TBMM ne gönderdi.587 si yayınlanarak yürürlüğe girdi. Hastalık ve diğer nedenlerle 22 vatandaş hakkında özel af çıkardı.18 kişiyi kontenjandan senatör atadı. Yurt dışına 109 büyükelçi atadı.6 Nisan 1980 de görev süresini doldurarak emekliye ayrıldı. Tabii senatör oldu.12 Eylül 1980 de bu görevi sona erdi.

FAKİR BAYKURT 

 FAKİR BAYKURTBurdur 1929 yazar bir çifti ailesinin çocuğudur. Gönen Köy Enstitüsü'nü bitirdi.Öğretmenliğini beş yıl köylerde sürdürdükten sonra GEE ni bitirerek ortaöğretim kademesine geçti.Kasaba yaşamını ortaöğretime geçtik ten sonra tanıdı TÖS(Türkiye öğretmenler Sendikası) genel başkanlığı yaptı.(1965) Meslek yaşamının engellendiği durumlardan aklanarak çıktı. ODTÜ Halkla ilişkiler Bölümü'nde çalıştı.(1971)bir yıl ABD ye gitti. Öğretmenler derneğinin genel başkanlığı yanı sıra Kültür Bakanlığında da görev aldı.1978 emeklilik hakkını kazandıktan sonra son öykülerine konu ve çevre olan Almanya ya yerleşir göründü.

Birçok edebiyatçı gibi yeteneğinin yanılgısı onu şiirler yazmaya götürmüştü.(1946),anlatı türlerinden öyküde ilk ürünleriyle ilgi gördü. Çilli 1955,efendilik savaşı 1959,Karın ağrısı 1961,Cüce Muhammet 1964,Anadolu Garajı 1970,Onbinlerce Kağnı 11971,Can Parası 1973,SFA hikâye armağanı1974,İçerdeki oğul 1974,sınırdaki Ölü1975,Kale Kale 1975,Gece Vardiyası 1982,Barış çöreği1982,asıl başarısı romanda oldu İlk ürünü yılanların öcü 1958 Yunus Nadi Roman armağanında birinci oldu. Devamı Irazca' nın Dirliği ile Almanca ya çevrilip hem film oldu hem de sahnelendi. Onucu köy, Amerikan sargısı, Kaplumbağalar, tırpan, TRT ve TDK ödülleri, Avni Dilligil tiyatro ödülü, Köygöçüren, Keklik, Kara Ahmet Destanı, Orhan kemal roman ödülü Yayla, yüksek fırınlar Köy ve köylülüğü seven onların haklarını savunan haklarını savunup sorunlarını inceleyen kişileri bilinçlendirip eylemci bir ülküde kaynaştırmak isteyen Baykurt "kökten sürmeler" dediği bu insanlara güvenip inanır kasaba ve şehir insanına sürekli kuşku ile bakar

 FARABİ 

Felsefe ve mantık alanında ün yapmış bir bilginimizdir. İslam âleminin yetiştirdiği en büyük filozoflardan biridir. Ekletik bir filozoftur. Farab kentinin bir köyünde doğduğu için bu adı almıştır. Batı kaynaklarında adı “Alpharabius” olarak geçer. Asıl adı Ebu Nasr Muhammed Bin Muhammed Bin Tarhan Bin Uzlug Farabi’dir. Miladi 870–950 yılları arasında yaşamıştır. Tıp astronomi, matematik gibi ilim dallarıyla  ilgilenen Farabi, asıl yeteneğini felsefe alanında ortaya koymuştur. Arapça ve Farsça’nın yanı sıra, Latince ve yunanca da öğrenmiştir. Kendisinin 70 kadar dil bildiği sanılmaktadır. Musikide bir takım kanunlar keşfetmiş ve kanun denen aleti icat etmiştir. Matematik alanında da çok geniş bilgisi olduğu bilinmektedir. Risaleleri ve 200 kadar eseri vardır. Aristo ve Eflatun’un eserlerini okumuştur. Bu iki düşünürün görüşlerini birleştirmek için ünlü Kitab-ül Hakimeyn (iki düşünür arasındaki düşüncelerin uzlaştırılması) adlı kitabı yazdı. Çeşitli alanlarda ,yüze yakın eser vermiştir. Bu ünlü felsefecimiz,950 yılında Şam'da ölmüştür.

Farabi Yunanlıların evrensel gerçeğe ("pholosophia perennis) ulaştıklarını ve platon ile Aristoteles arasında tam bir uyum bulunduğunu düşünüyordu. Nitekim Kitab-ul Cem beyne re'yeye'i hâkim(İki bilgenin düşünceleri arasındaki uygunluğu anlatan kitap) adlı yapıtında bu düşüncesini kanıtlamaya çalıştı. Ona göre bu gerçek İslam düşünürlerinin karşılaştıkları tanrı bilimsel sorunları aydınlatmaya yeterlidir. Farabi'nin yapıtları pek çoktur. Aristoteles ve özellikle mantık ve metafizik üzerine yorumları, gerek doğuda, Gerekse batıda (Siyaset felsefesi konusunda İbni Bacce üzerinde mantık konusunda İbni Rüşt üzerinde )büyük bir etki yaptı. Sisteminin anlaşılması bakımından en önemli yapıtı olan Fi mabedi ehl il medinet ül fazıla (Erdemli sitenin yurttaşlarının düşünceleri ) ile Kitab  üs siyaset il -medeniyye  (sitenin yönetimi üstüne kitap) Aynı zamanda hem metafizik hem de evrenbilim, hem de siyaseti inceler bu dünyadaki sitelerin rejimi evrenin yüce düzenini ,Platon da olduğu gibi ,ideaları örnek almalıdır. Farabiye göre bu ideaların kaynağı, gökkürelerinin aklıdır. Tanrı için "o ilktir, sondur; aşikârdır, gizlidir" diyen bir kuran ayetine (57,3) uygun olarak öğretisini iki hareket biçiminde açıklar. Bunlardan biri ilk varlık' tan kalkarak öğelere doğru bir iniş diğeriyse Tanrı'ya doğru bir yükseliştir. Birinci hareket varlıkları doğrular ve böylece everenin çeşitli katlarındaki ideaları ortaya koyar. İkinci hareketse tanrısal gerçekliklerin açığa çıkarılmasına yöneliktir. Birinciden ortaya çıkan Farabi, bunun nedensiz, tek ve basit olduğunu kendi kendine var olup kendi kendine varlığını sürdürdüğünü gösterir. Daha sonra Kuran’da Tanrı'ya yüklenen bütün sıfatların ona uygun olduğunu kanıtlar. Tanrı'dan feyz (sudur, çıkma, yayılma) yoluyla bir ilk akıl doğar: bu ilk akıl kendi kendisini düşünebildiğinden aynı zamanda kendisinin özüdür. İlk ilkeden çıkmış olduğunu düşündüğü için kendinden ikinci aklı çıkarır. Nihayet bir  töz haline geldiği yeni feyz alan akıl olduğu için birinci göğü oluşturur. Aynı süreç tekrarlanarak sırasıyla sabit göğün akıllarını ve kürelerini  -Satürn, jüpiter, Mars, Güneş, Venüs, Merkür, Ay meydana getirir. Aynı akıl, başka bir akıl yaratmaz ama ay altı maddesini etkileyerek elementlere, sonra minerallere, bitkilere hayvanlara en sonra da insanlara biçim verir. Böylece insan aklını ışıklandırır ve onun ideaları dünyasına nüfuz etmesini sağlar.

Farabi’ye göre Din ve felsefe birbirinden ayrılmaz. Felsefe dinin yardımcısıdır. Ahlak ve tasavvufa ilişkin görüşlerini de akla ve felsefeye dayandıran Farabi, bu akılcılığı ve düşünürleri Peygamberlerden üstün tutmasıyla, bazı İslam düşünürleri tarafından eleştirilmiştir.

Yunan felsefesinden esinlenerek İslam Felsefesini gerçek anlamda kuran Farabi’nin, mantık ve felsefenin türlü disiplinleri ile ilgili irili ufaklı yüz kadar yapıtından birçoğu günümüze kadar gelemedi. Yapıtlarının listesi İbnil kıfti'nin Tarih'ül Hukeması ile İbni Ebi ESeybie'nin Uyun ül -enba adlı yapıtlarında yer alır. Bu listelerdeki yapıtlardan 60 ı kitap 25 i ise risaledir (Kitapçık) Kitapçıkların 12 si mantık Astronomi ve kimya, 3 ü de müzik ile ilgilidir.

FARUK KADRİ TİMURTAŞ 

 FARUK KADRİ TİMURTAŞ26 Şubat 1925 te Kilis’te doğdu.4 Temmuz 1982 de İstanbul’da öldü. Türk Edebiyatı Tarihçisi ve dil Bilimcisi.1946 da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Bu fakülte de görev olarak Yeni Türk Dili kürsüsü’ nde Profesörlüğe yükseldi. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Kurucu üyeliği ve Türkiyat Araştırma Enstitüsü başkan yardımcılığı yaptı. İstanbul, Hisar, Türk Kültürü, Çağrı, Kubbealtı, Akademi Mecmuası, Tercüman gibi dergi v gazetelerde yazılar yazdı.

Faruk Kadri Timurtaş daha çok Türkiye Türkçesi (Yeni Türkçe) Uzmanı’ dır. İlmi yazılarını iki alanda toplamak gerekir.

1-Eski Anadolu Türkçesi (13–15 yy) ile ilgili yazılar.:

a-Eski Türkiye Türkçesi: Önce doktora tezi olarak hazırladığı Şeyhi ve Çağdaşlarının eserleri üzerinde Gramer çalışmalarından, daha sonra iki uzun makale çıkarmış, bunları Belleten’ de yayınlatmıştır. Bu iki uzun makalede ele aldığı konuları daha genişleterek bir kitap halinde yayınlatmıştır. ”Eski Türkiye Türkçesi” adlı bu eser 350 sahifedir.

b-Şeyhi’nin Hüsrev’ ü Şirin’i: 1963 te yayınlanmıştır. Baş tarafta bir inceleme kısmı ondan sonra metin yer alır.

c-Şeyhi’nin Hayatı ve eserleri:1968 de yayınlanmıştır.250 sahifelik bir kitaptır.

2-Osmanlıca Türkçesi ile ilgili yazıları:

a-Osmanlıca ya giriş: Arapça Farsça Gramer anlatılır.19 yy. dan seçilmiş basit metinler yer alır.

b-Osmanlıca Grameri: Arapça Farsça ve Osmanlıca Gramer anlatılır.

c-Klasik ve eski Osmanlı Türkçesi Metinleri: Kronolojik olarak 13.yy.dan 20.yy a kadar çeşitli eserlerden çeşitli kişilerden seçilmiş bir antolojidir.

Faruk Timurtaş bunlara ek olarak “Yunus Emre Divanı” adlı bir eser daha yayınlamıştır.

Faruk Kadri Timurtaş Dil Devriminde Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarına “yeni Türk Edebiyatının gösterdiği gelişmelere karşı çıkan bir yazardır. Bu konuda birçok yazı yazmıştır. Dil Davası, Türkçe’miz ve uydurmacı adlı yazıları ve “Uydurma olan ve olmayan yeni kelimeler sözlüğü” isimli eseri bunlar arasında yer almaktadır.

 FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL 

FARUK NAFİZ ÇAMLIBELİstanbul 1898- Akdeniz'de yolculuğu sırasında Samsun gemisi 1973 Şair ortaöğrenimini Bakırköy İdadisi' nde tamamladı. Tıp Fakültesi’ndeki, öğrenimini yarıda bırakarak Ati Gazetesi'nin yazı kurulunda görev aldı.(1917–1922) Kayseri (1922) Ankara (1924–1932) ve İstanbul'da (1932--1946)  Edebiyat öğretmenliği yaptı. DP de 1950 Seçimlerinde  İstanbul Milletvekili olarak görev yaptı.(1946–1960).27 Mayıs 1960 hareketinden sonra Yassı ada’ da onaltı ay tutuklu kaldı. İlk şiirini 1914 te yayımladı. Aruz Veznini kullandığı aşk temasını yalın ve içtenlikli bir söyleyişle işlediği şiirlerini Şarkın sultanları (1918) gönülden gönüle (1919) kitaplarında topladı. Dinle Neyden (1919) yapıtındaki şiirleriyle Hececi Şairler arasına katıldı. Hece ölçüsü ile ilk şiirlerini Yeni Mecmua' da yayınladı.(1918) "Hecenin Beş Şairi' nden" biri olan Çamlıbel Aruz ölçüsünü de başarıyla kullandı. Çeşitli gülmece dergilerinde Çamdeviren ve Deli Ozan takma adlarıyla gülmece şiirleri yazdı. Ayrıca oyunları ve birde romanı vardır.

Başlıca eserleri: Şarkı Sultanları (1918),Gönülden Gönüle(1919),Çoban Çeşmesi(1926),Bir Ömür böyle Geçti(1933),Canavara (Manzum oyun 1932–1965),Özyurt (Oyun 1932),Yıldız Yağmuru (Roman 1936)Zindan Duvarları(1962).1944–1946 döneminde İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenen Yayla Kartalı' nda yapımcılık ,züppe, gösterişe düşkün, törelere değil, paraya önem veren kent yaşamını eleştirdi.

FATIMA Hz.

Hz.Muhammet'in kızı, Hz.Ali'nin ilk eşi.(Mekke 605-Medine 632)Hz. Muhammet'in eşi Hz.Hatice den doğan dört kızından en küçüğü ve doğum tarihi konusunda değişik fikirler vardır. Peygamberden sonar ölen tek çocuğudur.Hz. Muhammet'in soyu Onunla devam etmiştir.Küçük yaşta annesini kaybetmesine karşın Hz.peygamber kendisini çok severdi.

Evlenme çağına gelince birçok talipli olmasına karşın o amcasının oğlu Hz. Ali'ye evlenmesine müsaade ederken 624 yılında çok sade bir törenle onları evlendirdi. O dönemde çok eşlilik hâkim olduğu halde Hz Ali, ölümüne kadar başka bir kadınla evlenmemiştir. Hz. Fatima'nın bu evlilikten Hasan,Hüseyin,Muhsin,Ümmü Cemil,Rukiye ve Zeynep adlarında altı çocuğu oldu. Hz.Peygamberin ölümünden altı ay sonra da Hz.Fatıma da öldü.Namazını bizzat Hz.Ali kıldırdı. Cennetü-l Baki mezarlığında toprağa verildi.Hz.Muhammet'in ölümünden sonra Hz.Fatima ve Hz.Ali z.Ebubekir'e biat etmedilerse de Hz.Ebubekir bu konuda üzerlerine gitmedi.

Hz.Fatima'nın ölümünden sonra Hz.Ali Hz.Ebubekir'e biat etti.Konuşmaları ve hareketleri Hz.Muhammet'e çok benzeyen Hz.Fatma Babasıyla birlikte Uhud savaşına katılmış ve yaralıların yaralarını sarmıştı.Başlıca sanları:Kadınların en şereflisi,Kadınların ulusu ,efendisi,nur yüzlü,iffetli,büyük

 FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA 

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCAŞair ( İstanbul 1914) Kuleli askeri lisesinin orta 1933 Harp okulundaki yükseköğrenimi sonunda da piyade subay olarak orduya katıldı. Konu ve izlenimlerini şiirlerine yansıyan yeteneğini yakın gözlemlerle geliştiren görevlerle Doğu ve orta Anadolu'nun Trakya'nın birçok yerinde bulundu. Onbeş yıllık zorunlu hizmetini tamamladıktan sonra önyüzbaşı olarak ordudan ayrılıp çeşitli memurluklara geçti.(Basın yayın genel müdürlüğü, Çalışma bakanlığı iş müfettişliği,1952–1960)Özel iş olarak Aksaray'da kitap kitabevi, yayıncılık, Aralık 1959 dan başlayarak ;Türkçe dergisinin yönetimi 43 sayı. Bütün işlerden uzaklaşarak şairlik yaşamına atandı.

İlk kitaplarında çocuk ve Allah (1940) ile dikkati geniş biçimde çeken şiiri Garipçiler ve 1940 toplumcu kuşağı gibi çağdaşlarının ürünlerinden alabildiğine ayrı bir kişilik sergiliyordu. Bu özgünlüğünü akımların ve modaların dışında kalarak daima sürdürdü. Ancak şiiri yeni temalar ve anlatım özellikleriyle değişiklikler de gösterdi. Başlangıçta temaları arasında en önemli yeri Tanrı-İnsan ilişkileri doğa zaman, ölüm vb tutuyordu. Gece, gökyüzü. Gökyüzü , yıldızlar ,bitkiler zengin bir everen canlandırıyor. Bunların kuşattığı çevrede yalnızlığını duyan insan sonsuzluk ,Tanrı ,inanç,ölüm konularında yanıtlar arıyordu.

Ele aldığı insanı kimi zaman en eski uygarlıkların  bilinçaltına sinmiş etkileri içinde (Taş devri,1945;Asu,1956,Yeditepe şiir armağanı) Kimi zaman uzay çağının yenilikleri arasında (Aylam,1962)canlandırmayı denedi. Destan onun düşkünlük gösterdiği türlerden birini oluşturdu. Bu türde Türk tarihinin kimi dönüm noktalarını Malazgirt ululaması (1971),İstanbul Destanı (1953)gibi yapıtlarında konu edindi.

Yeteneğinin gücü ve verimi, işlediği konular çeşitliliği, büyük destan şiirine soluk yetiştiren emeği kendine özgü imgeler zenginliği, dil ve anlatım özgünlüğü, Türkçe bilinci ve yurtseverlik duygularının bütün emekleriyle dağlarca;20.yy şiirinin en üstün birkaç adının başlarında gelmesini sağlayan eserlerini 20 yaşlarında olgunluk düzeyinde vermeye başladı. İlk eseri Havaya çizilen dünya(1935)ikinci eseri (Çocuk ve Allah(1940),Daha (1943) Çakırın Destanı(1945)CHP şiir yarışması üçüncülüğü(1946),Taş Devri (1945),Üç Şehitler Destanı(1949),toprak Ana(1950),Aç Yazı(1951),İstiklal Savaşı-Samsun'dan Ankara'ya (1951),İstiklal Savaşı-İnönüler(1951),Sivaslı Karınca (1951),İstanbul -Fetih Destanı(1953),Anıt -Kabir(1953),Asu(1955),Yeditepe şiir armağanı(1955),Delice böcek(1957),TDK şiir ödülü(1958),Mevlana'da olmak-Gezi(1958),Özgürlük alanı(1960),Cezayir Türküsü(1961),Çanakkale Destanı(1965),;Bağımsızlık savaşı(30 ağustos)1973,Bağımsızlık savaşı(İzmir yollarında)1973,Gazi Mustafa Kemal Atatürk(on Kasımlarda 1973),Pir Sultan Abdal Günleri(1977).........,

1974 Milliyet sanat dergisince yılın sanatçısı seçildi(1974),Cem Yayınevi'nce çıkarılan Dağlarca dizisi' nde toplu olarak 13 kitabı çıktıysa da (1964–1979)yayımcısının vakitsiz ölümüyle bu düzenli yayım aksadı. İlk kitabının 5.yılında çıkan son eseri: İlk Yapıtla 50 yıl sonrakiler. 1985 Çağdaş Türk şiirinin verimine erişilmez, çevresi en geniş sanatçısı; sağlığının elverdiği ölçüde ölümsüz eserinin yeni ürünlerini hazırlama işini aksatmadan sürdürmektedir.

FAZIL KÜÇÜK 

 FAZIL KÜÇÜKLefkoşe 1906-Londra 1984 Kıbrıslı Türk devlet adamı.İ.Ü.tıp fakültesinde bir süre eğitim yaptıktan sonra İsviçre’deki i Lozan Üniversitesi’ne geçip eğitimini orada bitirdi. Paris'teki beş yıllık uzmanlık eğitiminden sonra 1938 de Kıbrıs'a döndü.1943 te atıldığı siyasal yaşamda 6 yıl belediye meclis üyeliği yaptı. Aynı  yıl Kıbrıs adası Türk azınlığı Kurumu'nun kuruluşunda bulundu. Halkın sesi gazetesini çıkardı. Siyasal yaşama etkin biri biçimde girdi. KATAK' tan ayrılıp    Kıbrıs Türk Milli Partisi'ni kurdu başkanlığını yaptı 10 yıl sonra  bu partinin adı Kıbrıs Türk’tür Partisi oldu. Uzun süre Türk Evkafı Yüksek Kurulu Başkanlığını yaptı. Türk halkının hakları için İngilizler le görüşmeler yaptı. Türk hükümeti ile yakın ilişkiler kurarak taksim tezinin benimsendiğini açıkladı.1958 de Türkiye'de yapılan Kıbrıs mitinglerine katıldı.1959 da Kıbrıs'ın bağımsız bir devlet olmasını öngören antlaşmayı Türk toplumu adına imzaladı. Antlaşma gereğince kurulan devletin Cumhurbaşkanı yardımcısı oldu.

1963 te Kanlı Noel ile başlayan olaylarda artık Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak kalmanın bir anlamı olmadığı için Türk toplumunun Geçici yönetiminin başkanlığını yürüttü. Bu görev 13 Şubat 1975 te Rauf Denktaş'ın Kıbrıs Türk Federe Devleti başkanlığına seçilmesi ile sona erdi. Son yıllarda Halkın Sesi Gazetesi'nde ki yazılarında Bağımsız bir Türk devleti kurulmasını savundu. Kuzey Kıbrıs Türk Devleti'nin ilanını Rauf Denktaş'la birlikte yaptıktan  kısa bir süre sonra öldü.

FAZIL MUSTAFA PAŞA KÖPRÜLÜ 

Osmanlı sadrazamı (Köprü 1638-Salankamen 1691)Köprülü Mehmet Paşa'nın oğlu ve Fazıl Ahmet Paşa'nın küçük kardeşi f. Ahmet Paşa ile beraber medrese eğitimi gördü. Özellikle Hadis ve sözlük alanlarında kendini yetiştirdi. F. Ahmet Paşa'nın Girit seferinde annesiyle beraber bulundu.1699 da annesiyle birlikte Hacca gitti. Kardeşinin sadrazamlığı süresinde onun  yanında  bulunup bilgi ve deneyimini artırdı. Eniştesi Merzifonlu Kara Mustafa  Paşa zamanında yedinci vezir olarak Kubbealtına girdi. Edirne ye giden Valide Sultan la Şehzadelerin hizmetinde bulundu Rus seferinden sonra da Şehzadelerin korumasında bulundu. Osmanlı Avusturya savaşı esnasında dördüncü vezirliğe yükseldi ve Edirne kaymakamı oldu.1684 te Köprülüler ailesine karşı sert tutumu yüzünden sadrazam onurunu kırdı ve bunun üzerine Mustafa Paşa emekliliğini istedi. Venediklilerle Mora’daki savaş kızışınca Sakız muhafızlığına gönderildi.1686 da Boğazhisar muhafızı oldu. lV. Mehmet'e olan kırgınlığı nedeniyle tahta ll. Süleyman'ın çıkarılması fikrini hemen benimsedi saltanat değişikliğinden sonra askerin aleyhine tavır alması üzerine tekrar boğaz muhafızlığına gönderildi.26 Ekim 1689 da sadrazam oldu. ll. Süleyman’ın ona büyük yetkiler vermesi üzerine devlet yönetimine el attı zorbaları sindirme yanında ticaretin serbestleştirilmesi, iyi çalışmayan devlet memurlarının emeklilik sevki, narh, kapıkulu ve tımarlı  sipahilerin sayılarının denetimi devlete yepyeni bir çehre kazandırdı.

İçteki düzenlemelerin ardından  13 Temmuz 1690 da Avusturya cephesine hareket etti. Vidin, Niş, Semendire ve Belgrad'a geldi bu kentleri düşman istilasından kurtardı ve zaferle Edirne'ye döndü. Ertesi yıl tüm Macaristan'ı Alman ve Avusturya askerlerinden temizlemek için yeni hazırlıklara girişti.14 Haziran 1691 de ikinci Avusturya seferine çıktı. Padişahın ölümü ve ll. Ahmet'in padişah olmasına rağmen sefere devam etti bir süre izlediği Avusturya ordusu Salankamen 'de Kırım ordusunun da henüz katılmaması nı fırsat bilip Osmanlı ordusuna saldırması süvarilerinde ürküp kaçışmaları ve orduyu toparlama çalışmaları esnasında bir düşman kurşunu ile öldürüldü. Osmanlı ordusu ağır bir yenilgi aldı savaştan sonra cesedi tüm aramalara rağmen bulunamadı.

FETHİ BEY TAYYARECİ 

FETHİ BEY TAYYARECİTürk Havacısı (İstanbul 1891-Taberiye 1913) Bahriye mektebini 1907 de bitirdi.1911 de Bristol Uçak fabrikasında çalışmaya gönderildi. Yurda dönünce Yüzbaşı oldu. İstanbul'da çeşitli uçuş gösterileri yaptı. Fransız havacısı Danceurt'un İstanbul yoluyla Kahire'ye uçma tasarımı uçağının Toroslara çarpıp parçalanması sonucu yarım kalınca (1913) tasarının tamamlanması Fethi ve Nuri Beylere önerildi. Fethi Bey ve yardımcısı Sadık Bey Bleroit tipi "Muaveneti Milliye" Nuri Bey ve yardımcısıysa aynı tip "Prens Celalettin" adlarını taşıyan uçaklarla İstanbul, Eskişehir, Konya, Ulukışla, Adana, Halep-Humus, Beyrut, Kudüs yoluyla Kahire ve İskenderiye'ye ulaşmayı amaçlayan yolculuklarına büyük sevgi gösterileriyle başladılar.(Şubat 1913) Olumsuz hava koşulları nedeniyle Nuri Bey ve yardımcısı geri döndü. Fethi ve Sadık  Beyler Şam'a kadar başarıyla uçtular. Uçakları Taberiye İlçesi’nin Şimriye bucağı yakınlarında bilinmeyen bir nedenle düşerek parçalandı. İki havacının ölümü ülke çapında üzüntü yarattı. Anılarına türküler yakıldı, şiirler yazıldı, İstanbul Fatih parkında hava şehitlerinin anısını yaşatan sütunlu bir anıt dikildi.

 FEVZİ ÇAKMAK MUSTAFA 

FEVZİ ÇAKMAK MUSTAFAFevzi Paşa, Müşir Fevzi ya da Mareşal Çakmak da denir.(İstanbul 1876-ay. y.1950 Türk Asker ve siyaset adamı. Cumhuriyet ordularının iki Mareşalinden biri. Çakmakoğulları' ndan topçu Miralayı Ali Sırrı Bey'in oğlu.

İstanbul da doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra Kuleli Askeri İdadisinde okurken (1890) ,müftü dedesi Hacı Bekir Efendi 'den Arapça, Farsça ve fıkıh konularında ders alarak yetişti. Harp okulu ve Harp Akademi'sinden mezun olduktan sonra önce Erkani Harbiye Mektebi’ni  (1898) Kurmay yüzbaşı olarak bitirdi.

İlk görevi Erkani Harbiye 4.şubede  sonra  Metroviç'e  Tümeni Kurmay kolunda görev aldı. Kısa aralıklarla terfi ederek 1907 de Miralay oldu. Taşlıca (Sırbistan) mutasarrıflığı ve 35.tugay komutanlığına (1908) atandı.1909 da Osmanlı ordusunda rütbelerin yeniden düzenlenmesi sonucu rütbesi binbaşılığa indirildi. Yeni rütbesi tugay komutanlığına yetmediğinden komutanlıktan açığa alındı. Ardından Taşlıca mutasarrıflığı kendinde kalmak üzere mürettep Kosova Kolordusu kurmayında görevlendirildi. Bir süre sonra kurmay başkanı oldu. Aynı yıl yeniden kurmaylığa yükseldi. İtalya'ya karşı Batı Rumeli 'yi savunmak için örgütlenen Garp Kolordusu Kurmay Başkanı sıfatıyla 2.ordu müfettişliği buyruğunda İpek sancağı mutasarrıflığına atandı. Arnavutluk ve Rumeli'nin ıslahı amacıyla dâhiliye nazırı Hacı Adil Bey'in başkanlığında oluşturulan kurulda görev aldı.  1.Dünya Savaşı’nda çeşitli cephelerde komutanlık yapmıştır.1920 yılında Harbiye Nazırı oldu. Bu görevinden ayrılarak Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere Anadolu'ya geçtiğinde Osmanlı hükümeti tarafından hakkında idam emri çıkarıldı.

3 Mayıs 1920 de Milli Müdafaa vekili oldu. ll. İnönü ve Sakarya Savaşlarına katıldı. Sakarya Savaşı'ndan sonra Türkiye büyük Millet Meclisi tarafından kendisine "Mareşal" rütbesi verildi. Cumhuriyetin ilanından sonra Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ilk Genel Kurmay Başkanı oldu.1944 yılında emekli oluncaya kadar Genel Kurmay Başkanlığı görevini sürdürdü. Önce Kozan ardından İstanbul Milletvekili iken Komuta kademesindeki askerlerin politikadan ayrılması kararı uyarınca, milletvekilliğinden ayrıldı (31 Ekim 1924)

Emekliliği kendine tebliğ edilince ilk iş olarak şahsına tahsis edilen makam otomobili ile yaverini Cumhurbaşkanlığı köşküne gönderdi. Artık yaveri ile arabayı kullanma hakkını kaybettiğinden iade ettiğini lazım gelenlere söylemesini yaverine emretti.

Yaver her ne kadar Mareşalin emrini yerine getirmiş ise de, İsmet Paşa otomobil ve yaveri geri çevirip bundan sonra da kullanabileceği ifadesinde bulundu.

Bundan sinirlenen ve bu hakkı cumhurbaşkanında  görmeyen Mareşal:

"Hakkım olmayan bir şeyi kullanmam." sözleri ile yaveri tekrar geldiği yere iade etti. İsmet İnönü bu hareketi şahsına yapılmış bir saygısızlık saydı. Bu tarihten sonra Paşa'nın Çankaya da ki evini nezaret altına aldırdı.

Mareşal böylece iki yıl evinde münzevi ve adeta mahpus kaldı. Üzüntüsünden hafif bir nüzul de geçirdi ise de sıkı bir tedavi sayesinde tamamen tedavi edildi.

Emekliliğinden sonra Cumhurbaşkanı  İsmet İnönü'nün Milletvekilliği teklifini geri çevirdi. 1946 da kurulan DP yi destekledi. Seçimlerde bağımsız aday olarak  DP listesinden İstanbul Milletvekili oldu. Yöneticilerle anlaşmazlığa düşmesi sonucu buradan ayrılarak 12 Temmuz 1947 de Millet Partisi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı.1948 de bu partinin onursal Genel Başkanı oldu.

Teşvikiye Sağlık Yurdu’nda öldüğü zaman Ulusal yas ilan edilmediği radyoda şarkı ve türküler çalındığı gerekçesiyle yurdun birçok yerinde CHP karşıtı gösterilerle dönüşürken cenaze Türk gençliği tarafından tekbirler getirilerek dini törenle kaldırıldı.(1950) Eyüp sultan Mezarlığı'ndaki kabrine denetilmiştir. Zamanın başbakanı, cenaze törenine katılan,400.000 yurttaşın bu asil hareketini "Komünistlerin ilkbahar taarruzu" olarak vasıflandırdı, yeşil birdenbire politika hokkabazlarının elinde kızıl oluverdi. Meydana gelen protesto olayları sonucun emniyet kuvvetlerinin müdahalesi sonucu birçok vatandaş yaralanmış veya gözaltına alınmıştır.

Ona çölde verilen lakap "Şahin gözlü Kahraman" dır. Fakat umumiyetle "Çelik adam" diye anılır.

Başarılı askerlik yaşamı boyunca çalışkan alçak gönüllü sağlam iradeli ve karakterli dinine bağlı bir komutan olarak sevilen ve sayılan Mareşalin Suret-i Ziyat ve Balkan Harbinde Garp Cephesi Hakkında Konferanslar (1927) Büyük Harpte Şark Cephesi Hareketleri (1936) adlı ikide kitabı vardır. 

FEYHAMAN DURAN 

İstanbul 1886–1970 Ressam. G.Saray Lisesi’ndeki öğrenimi sırasında Hattat Mustafa İzzet Efendi ve Rakım Efendi'den hüsnühat (güzel yazı),dersleri aldı.1908 de aynı okula yazı öğretmeni olarak atandı.1910 da Prens Abbas Abbas Halim Paşa 'nın desteğiyle reşim öğrenimi için Paris'e gitti. Academie julian'da Jean Paul Laurens'in atölyesinde çalıştı.1913–1914 te Ecole des Deaux-Arts'da Cormon atelyesinde bulundu. Birinci Dünya Savaşı başlayınca yurda döndü.1991 da Sanayii Nefise'nin kızlar bölümünde reşim öğretmeni oldu.1933 te akademinin kız-erkek bölümlerinin birleşmesiyle atölye öğretmeni oldu.1951 de emekliye ayrıldı. Eşiyle birlikte atölye olarak kullandıkları Türk sanatı eserleri ve resimleriyle müze haline getirdikleri Beyazıt’taki evleri İstanbul Üniversitesi’ne devredildi. Bir tür akademizm tutumuyla portre gelenecekliğini sürdürdü o güne kadar fotoğraf büyütmesi anlayışıyla yapılan portreciliğe sanat niteliğe ve renk berraklığı getirerek Türk resmindeki yerini aldı minyatürlerden kopyalar yaptığı da bilinmektedir.1948–1950  arasında Deniz Müzesi’nin siparişiyle fotoğraflardan yararlanarak tarihi kompozisyonlar üretti.Önceleri doğa görünümü ve natürmortlardaki gözleme dayanmayan katı biçimciliği giderek izlenimci etkide serbest fırça vuruşlarıyla kendini gösterdi.

Başlıca eserleri: Hattat Akdik'in portresi, Hoca Ali Rıza’nın portresi(1945),Ressamlar Grubu; Ayvalı Natürmort; İstanbul limanı, Mesudiye gemisinde top talimi, Bahriye Mektebi'nde Gemicilik Dersi, Meyveler, Aşurelik meyveler.

 FİKRET MUALLA (Saygı) 

FİKRET MUALLARessam İstanbul 1904-Fransa/Reillane 1967)Galatasaray Lisesini bitirmeden gitmiş olduğu Almanya'da Resim Sanatına ilgi  ve çalışmaları ardından Fransa’ya geçip hür yaşamına devam etti. Alkol düşkünlüğü ardından Türkiye'ye dönüş ve Ayvalık Ortaokulunda kısa bir resim öğretmenliği ardından yeniden resim çalışmalarına döndü. Bazı Operetlere kostüm ve kitaplara desenler hazırladı. Alkol yüzünden akıl hastanesine yatırıldı. Alkol tutkusunun ardından ömür boyu yakasını bırakmayan polis korkusu.

Newyork fuarında ki Abidin Dino'nun ısmarladığı panoları yaptı. İstanbul konulu 30 pano en başarılı çalışmalardan sayılır. Darlık ve yokluk içinde geçen hayatı zamanla 1952 den sonra birinci sınıf galerilere eser satabildiyse de yaşamında fazla bir değişiklik olmadı. Alkol tedavisi için yattığı hasta hanede hazırladığı eserler üretti. Kendisinden ucuza alınan eserlerin yüksek fiyatla satıldığı sergide  olay çıkardı. Çeşitli sergilerin ardından 1962 de yeniden felç geçirdi.1967 de krizleri artınca önce bir hastaneye sonra da dinlenme evine gönderildi. Ölümünden yedi yıl sonra kemikleri İstanbul'a getirilerek Karaca Ahmet mezarlığına gömüldü.

Model kullanmadan belleğe koyduğu konuları resme aktardı. Dışa vurumculuk ve Fovizmin biçemsel özeliklerini kaynaştıran sanatçı dönem dönme kırmızı, eflatun, turuncu, mavi renkleri kullandığı tek renk zemin üzerinde çalıştı. Guvaş suluboya, yağlı boyayla gerçekleştirdiği resimlerin konularını meyhaneler, barlar, içki içenler, Paris sokakları oluşturuyordu. Türkiye döneminde Ayasofya’dan, surlardan, kahve tiplerinden seçilmiş konuları işlemesine karşın uzun süre yurttan ayrı kalışı nedeniyle biçemine Türk havası yansıtamadı. Ruhsal bunalımları nedeniyle içki parası karşılığında resimlerinin çoğunluğu yabancı ülke koleksiyonlarındadır. Türkiye de de bir kaç eseri mevcuttur. Başlıca eserleri: Mavili natürmort, İskambil oynayanlar, Mavi Sokak, Mor kahve, Baloncu, Kırmızı sirk, rıhtımdaki kitapçı, Notre-Dame Katedrali

FİKRET OTYAM 

 FİKRET OTYAM(1923-     )Gazeteci, yazar, fotoğraf sanatçısı, ressam. Aksaray da doğdu. Yüksek Öğrenimini İstanbul güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümü' nde tamamladı.(1953). Gazeteciliğe öğrencilik yıllarında başladı. Son Saat(1940),Dünya (1952), Ulus(1951),Kudret, Cumhuriyet gazetelerinde çalıştı. Çınaraltı, Varlık dergileriyle Gece Postası gazetesinde öykü ve kasaba notlarını yayınladı. Doğu güneydoğu Anadolu'nun sorunlarını gerçekçi bir gözlemle dile getirmeye çalışan gezi röportaj türündeki çalışmalarıyla ünlendi. Bu türdeki yazılarını "Gide gide " başlığı altında 15 kitapta topladı. “Fotoğraflarla Anadolu" adıyla birçok fotoğraf sergisi açtı. Gide Gide dizisinden Harran, Hoyrat, Mayın ve Irıp'la Türk Dil Kurumu 1962 Deneme-Eleştiri-Gezi Ödülü'nü aldı. Aynı diziden öbür yapıtlarıyla da birçok kez Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nin Altın Kalem Armağanı'nı kazanarak "Yılın Gazetecisi seçildi. Mayın  adlı oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahnelendi.

Korku adlı yapıtıyla da Ankara Gazeteciler Sendikası Altın Kalem Armağanı’nı kazandı. Bir süre ara verdiği resim çalışmalarına başlayan Otyam, ilk resim sergisini 1975 te açtı. Daha sonra da bu çalışmalarını sürdürdü.

Başlıca eserleri :Ha Bu diyar(1959),Doğudan Gezi Notları (1960),Uy Babo (1962),Topraksızlar (1963),Hû Dost (1964),Bir Karış Toprak İçin (1965),Oy Fırat Asi Fırat (1966),Can pazarı (1969),Kara Sevdam Anadolu’m (1976),Mayınlı Topraklar Üzerinde (1977)

FLEMİNG SİR ALEXANDER 

 FLEMİNG SİR ALEXANDERHekimlikte ilaç olarak kullanılan penisilini bulan İngiliz hekim ve bakteriyoloğu Çiftçi bir ailenin sekiz çocuğundan biri olarak dünyaya gelen (1881) A.Fleming, ticaret okulunda okudu. Okulu bitirdikten sonra bir Denizcilik şirketinde çalıştı ve bu arada tıp öğrenimini tamamladı. Uzun yıllar Londra'da Saint Maty's hastanesinde çalıştı ve burada hekimliğini geliştirdi. Bakteriyoloji Profesörü oldu.1927 yılında Penicillium türünden bir küfün özeliklerini inceledi. İncelemeleri sonucu söz konusu küfün, penisilin oluşturduğunu buldu. Bu madde bir tür mikrop olan streptokokların etkisini yok ediyordu. Çalışmalarını sürdürerek penisilini kimyasal yoldan elde etmeye çalıştı. Yeterli parasal gücü olmadığından penisilin ancak 1944 yılında ilaç haline geldi.A. Fleming aynı yıl "sir" unvanını 1945 yılında  da Nobel Tıp ödülü' nü   aldı.1951 yılında Edinburg Üniversitesi rektörü oldu.1955 yılında öldü.

 FUZULİ MEHMED BİN SÜLEYMAN 

FUZULiTürk Şairi Divan Edebiyatının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilir. Rivayete göre Hille' de müftülük eden Süleyman adlı bir zatın oğludur. Asıl adı Mehmet 'dir. Oğuzlar'ın Bayat  kabilesine mensuptur. Mehmet Fuzuli Irak'ta Kerbela'da dünyaya geldi.Bağdatta öğrenim gördü. Azeri Türklerindendir. Şiirlerinde genelde Azeri ağzı kullanmıştır. Ömrünün Bağdat ve Kerbela 'da geçtiği söylenebilir. Yaşadığı dönem hem Osmanlı Hem de İran Safevi Türk İmparatorluğu'nun parlak dönemidir. Şii olması nedeniyle Ehlibeyt ve Kerbela olayı üstüne duygulu şiirler yazmıştır.

Çok iyi bir öğrenim görerek devrinin "akli" (geometri, fizik, astronomi vb.) ve "nakli"(hadis, tefsir vb.) bütün bilimlerini elde etmiş ,ayrıca ,Arapça ve Farsça öğrenmiş , bu dillerle de şiirler yazmıştır.

1480–1556 yılları arasında yaşadığı ve doğum yerinden ayrılmadığı ve yoksul bir hayat sürdüğü sanılan Fuzuli iyi bir eğitim eğitim görmüştür. Arapça, Farsça ve hekimlik öğrenmiştir. Şah İsmail 1508 de Bağdat'a girdiği sıralarda genç bir şair olan Fuzuli ilk mesnevisini (Beng ü bade) ona sundu. Kanuni Sultan Süleyman  Bağdat'ı alınca Fuzuli hem onun için methiyeler, hem de birçok Osmanlı Bey'i için methiyeler yazdı.

Kanuni devrinde kendisine küçük bir maaş bağlanmıştır. Fuzuli bu aylığı alamadığı için Nişancı Celalzade Çelebi'ye yazdığı ünlü Şikâyetnamesinde hem bu haksızlığı hemde çağının bürokratik engellerini ve yolsuzluklarını  dile getirmiştir.


Fuzuli, Divan edebiyatı şairidir. Lirik şiirin en büyük ustalarından biridir. Geçim zorluğu çekmesi, kendini sürekli koruyucu birinin bulamamış olması  ve yalnızlığı şiirlerine yansımış ve onu karamsar bir hava içinde yazmaya itmiştir.

Türkçe ve Farsça divanlarının önsözünde şiire çocuk yaşta başladığını, en çok ta gazeli sevdiğini bildirir. İlimsiz şiirin temelsiz duvar gibi olduğunu sözün ve mananın can ve ten gibi ayrılmazlığı ifade eder. Şiir söylemenin bir yetenek işi olduğunu ve bu yeteneğin insanın yaratılışında bulunduğunu söyler.

Bu dediğine ulaşıncaya kadar ilime ve fennin kendinde toplanmasına çalışmıştır. Hatta önceleri değişik mahlaslarda şiirler yazmıştır. Farsça Divanı'nın önsözünde şöyle anlatılır.: "Bir mahlas aldım ,fakat aynı mahlasta bir şair bana ortak çıkınca onu değiştirdim. Çünkü onun şiirlerini bana yakıştırsalar bir türlü benimkini bir türlü ona yorsalar bir  türlü ..bundan kurtulmak için "Fuzuli "mahlasını aldım. Endişelerime bir kaç yönden buna çare buldum.

Bir defa ben, himmetim sayesinde bütün ilimlerin ve fenlerin kendimde toplanmasına çalışıyordum. Bunu da bu mahlasla buldum Çünkü "Fuzul" ,"fazl" kelimesinin  çoğuludur.

Dilde Azeri Türkçesi'nin egemen olduğu Fuzuli'nin gazellerinin konusu aşktır. Bu aşk ,kavuşmak için yanıp yakılmak anlamına gelmez. Tersine onun aşk anlayışı şu beyitlerde açık olarak görülür.

"Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakım zehri dermanımdandır.
"Ya Rab bela'yı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belayi aşktan etme cüda beni

..............................................................
.............................................................. 
Başlıca eserleri şunlardır: Leyla ve mecnun, Divan, Heft-Cam(yedi kadeh),Rind-ü Zahid, Enis-ül kalp(kalp dostu),Risalei Muammeyat(bilmeceler kitapçığı)Hüsn-ü Aşk,Beng-ü bade(afyon ve şarap),Suhbet-ül Esmar,(meyvelerin söyleşmesi),Hadikat-üs süeda, Matla ül-itikad (inancın doğuş yeri).

Fuzuli Türk edebiyatında ünlü ve etkisi en yaygın şairlerden biridir. Azeri, Çağatay ve Türkiye lehçeleriyle yazan pek çok şair üzerinde onun güçlü izleri görülür. Azeri edebiyatı üzerindeki derin etkisi doğal olmakla birlikte, onun dışında, Çağatay edebiyatında  Ali Şir Nevai egemenliğiyle rekabet etmiş; Osmanlı edebiyatında ise Çağdaşları Hayali ve Taşlıcalı Yahya'dan başlayarak daha sonra yetişen Bağdatlı Ruhi, Baki, Naili, Nabi, Nedim, Şeyh Galip, Yenişehirli Avni vb. üzerinde etkisi olmuştur. Şii bir Şair olması dolayısıyla, Bektaşiler ve aleviler tarafından da benimsenmiş, Alevilerin kutsal yedi şairinden biri sayılmış. Şiirleri bestelenerek Bektaşi tekkelerine ve alevi "ayini cemi" lerinde söylenmiş; Hadikadüssüeda  adlı yapıtı Şiiler tarafından muharrem aylarında yapılan yas törenlerinde okunmuştur. Fuzuli'nin Halk edebiyatı üzerinde de etkisi olmuştur. Birçok ünlü saz şairinin (Âşık Ömer, Gevheri, Dertli vb) aruzla yazdıkları şiirlerde bu etki açıkça görülür. Tanzimat şairlerinden Abdülhak Hamit' in Makber adlı yapıtı üzerinde yer yer fuzuli etkisi saptanmıştır.

Fuzuli şiir ve düz yazı alanlarında da çeşitli yapıtlar vermiştir. Türkçe, Farsça ve Arapça üç divan düzenlemiştir. Türkçe divanının yazma ve basma çeşitli nüshaları vardır.

FRANCİS BACON 

FRANCİS BACONFrancis Bacon 22 Ocak 1561'de Londra'da doğdu. Babası Sir Nicholas Bacon Kraliçe Elizabeth'in Mühür Lordu, annesi Ann ise Sir Anthony Cook'un kızlarından biriydi. Daha çocukken çok ciddi davranması nedeniyle Kraliçe Elizabeth, onu "Küçük Mühür Lordu" diye çağırırdı. Bir öyküye göre bir gün kraliçe kendisine kaç yasında olduğunu sormuş. Bacon da "Haşmetmeabınızın uğurlu saltanatından iki yas daha genç" yanıtını vermişti. 1573 yılının Nisanında Cambridge Üniversitesi'ne gönderilmiş ve on altı yasına kadar orada okumuştur. Öğrenimi sırasında Aristo felsefesinden hoşlanmamaya başlamıştı. "Filozofun değersizliğinden dolayı değil, felsefesinin verimsizliğinden, yalnızca tartışma ve kavgalara yol açmasından, insan yasamı için yararlı yapıtlar yaratma bakımından kısır olmasından dolayı" beğenmediğini söylüyordu. Yasamı boyunca hiç değiştirmediği bu kanısı, onun daha sonraki felsefi durumunu belirlemede önemli rol oynadı.

1576 Haziranında hukuk öğrenimini bitirdikten sonra "devlet yönetme sanatını" öğrenmesi için Fransa'ya gönderildi. Babasının öldüğü 1579 yılına kadar orada kaldı. Sonra _İngiltere’ye dönerek avukatlığa başladı.

1584'te Parlamento'ya girdi. Rüşvet almaktan yargılanıp suçlu bulununcaya kadar oradaki görevini sürdürdü. Güzel konuştuğu, arkadaşı büyük yazar Ben Jonson'un su sözlerinden anlaşılıyor: "Hiç kimse ondan daha yalın, özlü ve anlamlı konuşmuyordu, ağzından hiçbir zaman anlamsız ve saçma bir söz çıkmazdı. Söylevlerinin her bölümünde ayrı bir güzellik vardır.

Dinleyenler bir sözcüğünü bile kaçırmamak için öksürmezler ya da gözlerini ondan

ayıkamazlardı... Onu dinleyen herkes sözünü bitirecek diye korkardı."

Bacon, 1506'da oldukça zengin bir adamın kızı olan Alice Barnham ile evlendi. Düğünleri çok gösterişli oldu. Çağdaş bir yazara göre Bacon, "tepeden tırnağa kadar erguvan rengi giysiler giymiş, kendisi ve esi için bir sürü altın ve gümüş sırmalı giysi diktirmiş, karısının getirdiği servetin büyük bir bölümünü bunlara harcamıştı". Bu, onun ev yaşamında gösterisi ne kadar sevdiğini gösterir. Bacon’un özel papazı Dr. Rawley'e göre "evlilik yasamı karşılıklı sevgi ve saygıya" dayanıyordu. Fakat Bacon, vasiyetnamesinde karısına bıraktığı çok büyük serveti,

sonradan yaptığı ekle, "haklı ve çok önemli nedenlerle" geri almıştı. Bu nedenlerin içeriği henüz açıklanmamıştır.

Bacon'ın siyasal yasamı yazından çok tarihi ilgilendirir. Kraliçe Elizabeth zamanında kendisine hiçbir büyük memuriyet verilmedi. Çünkü akrabaları olan ve o dönemde yönetimi ellerinde tutan Cecil Ailesi, her zaman ona karsıydılar. Bundan başka kraliçe, Parlamento'dan büyük bir ödenek istediği zaman Bacon, şiddetle karsı çıkmış, onu gücendirmişti. Elizabeth'in gözdesi olan Essex Lordu bile en gözde olduğu dönemde bütün çabalarına karsın kraliçeden onun için yüksek bir orun elde edememişti. Kendisini her zaman korumuş, büyük bir malikane vermiş olan bu cömert adamı, Bacon, kraliçenin gözünden düştükten sonra, idama mahkûm ettirmek için elinden geleni yapmış, ihanet ve tutkusu yüzünden ismini sonsuza kadar lekelemiştir. Saraya Francis Bacon-Yeni Atlantis

bir köle gibi bağlı olması ve hizmet etmesine karsın kendisine yine de hiçbir memuriyet verilmemiştir.

James I. tahta çıkınca durum değişmiş, Bacon bundan sonra hızla ilerlemiştir. 1607'de başsavcı,1617'de Adalet Bakanı olmuş, 1618'de Baron Verulam sanıyla soylular arasına alınmış, altı ay sonra da buna Viscount St. Albans sanı eklenmiştir. Fakat bunlar, bütün ömrünü memuriyet dilenmek, yaltaklanmak ve dalkavuklukla bir şeyler elde etmeye uğraşmakla geçiren Bacon'a geç gelmişti. Yazgısı onu, daha iyi vurmak, düşmesinin şiddetini daha da artırmak için bu yüksek konumlara çıkarmışa benziyor. Adalet Bakanı olarak görevini kötüye kullanıyor, dostlarına yüksek orunlar veriyor, rüşvet ve armağan alıyor, haksızlıklara göz yumuyordu. Sonunda hakkında Parlamento soruşturması açıldı. Yargılanmasında, Bacon, suçlarını açıkça söyledi, fakat bunları dönemin bozukluğuna bağlayarak yargıçlarının acımasını diledi. Her türlü devlet memurluğunun yasaklanmasına, yaşamının sonuna kadar Londra Kalesi'nde tutuklu

kalmasına ve para cezası olarak da kırk bin _İngiliz Lirası ödemesine karar verildi. Ertesi gün kral kendisini özgür bıraktırdı. Para cezasını da erteletti. Bacon, bunun üzerine St. Albans yakınlarındaki malikanesine çekildi. Kendi kişisel serveti ve kralın kısa bir süre önce bağladığı yılda bin iki yüz lira tutan emekli aylığıyla yasamaya başladı.

Bacon, haklı olarak mahkûm edildiğini kabul ediyordu. "Ben rüşveti savunmaktansa rüşvet veren bir kimse olmayı yeğlerim. Elli yıldan beri _İngiltere’nin en adil yargıcı ben oldum. Fakat iki yüz yıldan beri de Parlamento, benim hakkımda verdiği karar kadar haklı bir karar vermedi." Aynı zamanda verilen cezanın ülkede adaletin yararına olduğunu kabul ediyor ve "Bundan böyle bir yargıcın veya memurun büyüklüğü onun suçu için bir sığınak olmayacaktır. Bu benim için az avunulacak şey değildir. Birkaç sözcükle anlatmak gerekirse, bu altın çağın başlangıcıdır" diyordu.

Çekildikten sonra da hiçbir zaman yeniden memuriyet yaşamına girmekten umudunu kesmedi. “Hastalık ve yaşlılığında bile özel yasayışa dayanamıyordu." Bir pervanenin ışığa çekilmesi gibi her zaman kendi acısının kaynağına dönmek istiyor, fakat bir memuriyet almak için yaptığı bütün başvurular geri çevriliyordu.

Görevden çekilmesinden ölümüne kadar, kendini tümüyle yazına ve bilime verdi. Zaten, isle dolu bir yasam sürmesine karsın, inceleme ve araştırmalarını büsbütün savsaklamamıştı. "Tarih", "De Augmentis", "Yeni Atlantis" ve "Denemelerinin üçüncü basımını bu dönemde hazırladı. "Bilginin _ilerlemesi", "Novum Organum" ve "Denemeler"in birinci ve ikinci basımları daha önceki döneminindir.

Bacon, beş yıl sonra 9 Nisan 1626'da, altmış beş yasındayken bronşitten öldü. Karlı bir kıs günü arabasıyla giderken bir kulübenin önünde durarak sahibinden bir tavuk satın aldı. Hemen oracıkta kestirdi. Kendi eliyle tavuğun içini karla doldurdu. Soğuğun eti kokmadan ve bozulmadan koruyup koruyamayacağını öğrenmek istiyordu. Bu deney yaşamına mal oldu. Ansızın hastalanınca arkadaşı Lord Arundel'in evine götürüldü. Lord, evinde yoktu, bir hizmetçi hemen bir yatak hazırladı. Hastayı yatırdılar. Fakat çarşaflar nemliydi. Bacon daha da kötüleşti, yaşlılığı ve zayıflığı yüzünden iyileşemedi. St. Albans kasabasında bir kilise mezarlığına gömüldü.


.....

..

....

lütfen paylaşalım