foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

EBUBEKİR Hz

Mekke 572-Medine 634 Kureyş kabilesinden Teym boyundandır. Esas adı, Abdullah olup Ebubekir adını Peygamberimiz İslam’ı kabulünden sonra kendisine verdi. Sonradan Sıddık ve Atik lakaplarını da aldı.

Babasının adı, Osman olup; Ebu Kuhafe, künyesi ile tanınır. Anasının adı Selma’dır. Ümmülhayr künyesini taşır.

Nesebi hem baba, hem de ana tarafından, Müre b.Kaab'de Peygamber  S.A. efendimizin nesebi ile birleşir. Kureyşi-Teymi kabilesine mensuptur.

Mekke'nin saygın tüccarlarından dı Hz. Muhammet’e Peygamberlik gelince ilk inanan kişi idi 610. Bu tarihten sonra bütün varlığını İslam yoluna harcamıştır. Müslüman olan köleleri kurtarmak amacıyla Hz. Bilal-i Habeşi de dâhil yedi kölenin fidyesini ödeyip hürriyetlerine kavuşturmuştur. Hiç bir zaman Hz. Muhammet’ten ayrılmadığı gibi Peygamberin Mekke'den Medine'ye göçü esnasında ona yol arkadaşlığı yapmış Müşriklerin Peygamberi öldürmek için Peşlerine gelmeleri sonucu üç gün Sevr Mağarasında kalmış bu nedenle Ebubekir, Yâri Gar (Mağara Arkadaşı) sanıyla da anıldı. Medine yakınlarında Es -Sunh'a yerleşerek kızı Hz. Ayşe’yi Hz. Muhammet ile evlendirdi ve yakınlığını akrabalığa dönüştürdü. Hz. Peygamber’in bütün savaşlarına katıldı ve hiçbir zaman yanından ayrılmadı.630 da Tebük seferinde Müslümanların sancağını taşıdı. Hz. Peygamber hastalanınca Müslümanlara namaz kıldırmak görevini ona verdiği gibi kendisi de arkasından namaz kıldı. Hz. Peygamberin ölümünün ardından 632 de İlk Halife seçildi. Müslümanlarda oluşan Panik ortamını soğukkanlı davranış ve mantıklı yatıştırıcı konuşmalarıyla önledi. Müslümanlara:

—Kim ki Hz. Muhammet’e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür, Her kim ki Allah'a tapıyorsa Allah kalıcı ve sonsuzdur.

Hz Ebubekir 'in halifeliği iki yıl üç ay on gün sürmüştür. İlk işi Orduyu Suriye sınırına göndermek oldu. Daha sonra mürtetlerin yeniden Müslüman olması için gerekli eylemleri başarıyla uygulamak oldu. İç ve dışta Islama yönelik tehlikeleri Hz. Peygamberin ilkelerinden hiç taviz vermeden uygulayarak İslam birliğini yeniden sağladı. Halit bin Velit ve İkrime gibi komutanlarla orduyu İslamiyet’i Arabistan yarımadası ,Bizans'a ve İran üzerine göndererek İslam’ın etkinliğini gösterdi.633 te Irak'ta Hire islam topraklarına katılırken ,bir yıl sonra Ecnadeyn 'de Bizans ordusu büyük bir bozguna uğratıldı. Bu savaşta Müslüman kadınlarda erkekler le birlikte savaştı. Bu savaşlarda hafızların ve vahiy kâtiplerinin büyük bir kısmının ölmesi Kur'an-ı kitap haline getirme konusunu gündeme getirdi ve Peygamberin vahiy kâtibi Zeyt bin Sabit başkanlığında bir komisyon kurarak İlk Mushaf oluşturuldu Bizans Ordusuna karşı kazanılan savaştan sonra Hz. Ebubekir hastalandı 23 ağustos 634 de Hak'ın rahmetine kavuştu. Vasiyeti üzerine Hz. Peygamberin tabutuna konuldu. Hz. Ömer  cenaze namazını kıldırdı. Hz. Muhammet’in mezarının yanında hazırlanan yerde toprağa verildi. Dünyada iken cennetle müjdelenmiş on Müslümandan birincisi idi eli açık cömert merhametli, doğru bir karakter yapısına sahipti.

Hz. Ebubekir: "Takva, akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakka asi olmak, ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. Verilen emaneti, yerine getirmek, en üstün doğruluk sayılır. Hıyanet olaraktan da en önde yalan gelir."

"Bu bir başka haldir. Sonu, nasıl olacak ;bilinmez?.Şu var ki, sonun iyiliği ; evelin iyiliği kadar olur. Bu işe mukadderat  bakımından ,en faziletliniz dayanabilir. Bir de nefsine tam olarak hâkim olan.."(19)

EBUSSUUT EFENDİ 

1490–1573 Hukuk dalında Türk Milletinin tarih boyunca yetiştirdiği en seçkin şahsiyetler arasında yer almaktadır. Bir adalet sembolü olarak halka da mal olmuş bulunan bu değerli bilgin hiç  bir beşeri kuvvet ve dünya nimetleri karşısında asla eğilmemiştir. Kudrete ve servete değil sadece ilme itibar etmiştir. Namı İslam dünyasında öyle yayılmış saygı ve sevgi duyulur hale gelmiş ki ölümünde tüm Müslüman memleketlerinde "gaip cenaze namazı" kılınmıştır.
İskilip'te doğmuştur. İbn-i Kemal in öğrencisidir. İlk memurluğu 1532 de atandığı Bursa Kadılığı'dır.1533 te İstanbul'a nakledilmiş.1537 de de Rumeli Kadı askerliği' ne yükselmiştir.1545 yılında  da Şeyhül İslamlığa getirildi. Bu makamda 28 yıl 11 ay fasılasız adalet dağıttı.23 Ağustos 1574 tarihinde vefat etti. Eyüp taraflarında yaptırdığı okulun yanında gömülüdür.

İstanbul'da Sirkeci'de ki caddelerden biri onun adını taşır.
Türkçe şiirlerinde derin bilgisi açıkça görülmektedir. Arapça şiirleri de çok kuvvetlidir. Ebussuud Efendi'nin asıl meziyeti ise Kanun yapıcılığındaki ustalığıdır.

EDİSON THOMAS ALVA 

edison1847–1931 Yıllarında yaşamış Amerikalı bilim adamı. Bini aşkın buluşu ile çağımızın  en büyük mucitlerinden olan Edison, yoksul bir ailenin çocuğuydu. Hem çalışıp hem de okuyarak kendisini yetiştiren Edison daha on yaşındayken, gazete satışlarından elde ettiği paralarla evlerinin bodrum katında laboratuar kurmak için bazı araç ve gereçler satın aldı. Henüz onbeş yaşında bir çocukken Weekley Herald adlı bir gazete çıkardı.

Yaklaşık dört yıl telgraf memurluğu yapan Edison,ilk olarak 1868 yılında elektrikli bir kâğıt makinesi icat etti 1870 de bu makineyi New York 'ta bir şirkete satarak karşılığında 40.000 dolar aldı. Edison 1873 te bir hat üzerinde, aynı zamanda iki telgraf çekmeyi sağlayan bir telgraf aygıtı,bir yıl sonrada bir telgraf hattı üzerinden dört telgraf çekebilecek bir aygıt geliştirdi. New York ta bir dükkân açan Edison bir yandan telgraf makinesi yapıp satıyor, bir yanda da yeni buluşlar üzerinde çalışıyordu. Daha sonra New Jersey'e gitti. Orada yeni bir laboratuar kurdu. Burada Bell'in orijinal sistemini değiştirerek "kömür tüneli" bir telefon yaptı.1877 de gramofonu buldu.1878 de herkesçe bilinen akkor flamanlı   ampulü buldu. Bu buluşu elektriğin yaygın olarak kullanılması bakımından büyük önem taşır.

1880 de içine karbonlu tel geçirdiği bir ampulü 40 saat süreyle yakmayı başardı. Thomas Edison 1882 de New York'ta dünyanın ilk elektrik santralini kurdu. İlk film çekme stüdyosu ile A.B.D.de ilk film yapım şirketi (Edison Film Co.) Edison tarafından kurulmuştur. Ticari amaçla ilk elektrik, santralini kuran da Edison’dur.

EFLATUN CEM GÜNEY 

EFLATUN CEM GÜNEY(1896–1981) Yazar. Halk bilim araştırmacısı Hekimhan'da doğdu. Sivas Sultanisi'ni bitirdi. Konya Öksüzler Yurdu'na Türkçe öğretmeni  olarak atandı.(1918).Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk  Cemiyeti'ne seçildi. Kuva-yı Milliye'nin yayın organı Öğüd gazetesinde çalışırken bir yandan da İrşat dergisini çıkardı. Kurtuluş Savaşı 'na ilişkin ilk yapıtlardan sayılan Matem sesleri (1920) adlı şiir kitabını bu yılarda yayımladı. Öksüzler yurdunun kapanmasıyla Eskişehir Sultanisi Türkçe öğretmenliği ‘ne atandı. İlk Maarif Kongresi’ne Muallimler cemiyeti temsilcisi olarak katıldı. Eskişehir'de çıkardığı İstiklal dergisinde yazılar yazdı. Eskişehir 'in düşman işgalinden uğraması üzerine Kayseri'ye atandı. Burada Nafi Atuf  Kansu'yla birlikte Misak-ı Milli Gazetesini yönetti.(1921).Kurtuluş savaşı sonrası Sivas Sultanisi'ne atandı. Komisyona seçilmesi üzerine Türkçe ve Edebiyat kitaplarının incelenmesine katıldı. Sivas'ta Duygu ve Düşünce dergisini çıkardı. Samsun Lisesi'nin açılışı için hazırlık çalışmalarını yürütmekle görevlendirildi. Burada da Duygu ve Dilek dergisini yönetti. Yazılar yayınladı. Afyon Lisesi'ne verildi. Taşpınar dergisini çıkardı. Gittiği yerlerde çıkardığı dergilerle Anadolu da dergi ve gazete yayımcılığına büyük katkıda bulundu.

İstanbul' döndü Haydar Paşa Lisesi'nde ardından atandığı Topkapı sarayı Müzesi Müdür yardımcılığı görevini sürdürdü. Saray Arşivini inceleme imkânı buldu.

Derlediği masal, destan ve halk öykülerini kendine özgü bir anlatımla yeniden yazdı. "Açıl Sofram Açıl " adlı yapıtı Danimarka Hans Christian Andersden Medal kurumunca şeref diplomasıyla ödüllendirildi. Çocuk Edebiyat Sertifikası verildi.(1956)Aynı ödülü Dede Korkut Masalları adlı yapıtıyla ikinci kez kazandı.İstanbul Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı görevine atandı. Sözlü Halk Edebiyatı Ürünlerini yeniden halkın beğenisine uygun olarak yeniden yazmakla  görevlendirildi. Halk Eğitim başkanlığı ve TRT İstanbul radyosunda anlattığı masallar ilgiyle karşılandı.

Başlıca eserleri: Dertli Kaval (1945),Halk Şiiri Antolojisi (1947),en güzel Türk Masalları (1948),Halk türküleri(1953–1956),Bir varmış bir yokmuş(1956),Nasreddin Hoca fıkraları(1957),Evvel zaman içinde(1957),Dede Korkut Masalları(1958),Âşık Garip(1958),Kerem ile Aslı,Tahir ile Zühre, gökten üç elma düştü, folklor ve Halk Edebiyatı. Bunların  dışında oğluyla beraber hazırladıkları derlemeleri  de vardır

 EKBER  ŞAH 

ekbersahHind Türk İmparatorluğu'nun Baburlular üçüncü hükümdarı.1542–1605.Hümayun Şah'ın oğlu, Babür'un torunudur.1550 te babasının yerine komutanlık yapmaya başladı. İlk önemli görevi Sirhind'de İskender Şah'ı yenilgiye uğrattığı savaştır. Bu zaferden sonra Pencap valiliğine atandı.26 Kasım 1556 Hint-Türk İmparatorluğu tahtına oturdu.

Babasının düşmanları Delhi ve Agra'yı ele geçirdiler. Hükümdarlığının ilk yedi yılında aralıksız savaştı. Delhi ve Agra'yı geri aldı.1567 de Çitor ve Acmir'i ele geçirdi.1570 te Oud ve Kvalior üzerine yürüdü.1572 de guacarat'ı ele geçirdi. Ganj vadisi de ekber'in yönetimine girince Tüm Hindistan tek yönetimi altında birleşmiş oldu.1578 de Orissa Bengal topraklarına katıldı.1582 de Sind ve 1592 de Dekkan ile Berar ele geçirildi.1594 te Kandehar ve Afganistan alınınca Hint Türk  İmparatorluğu'nun en geniş sınırlarına ulaştı.

İyi bir lider ve örgütçü olan Ekber Devlet topraklarını kendine bağlı duruma getirdi. Memurları rütbe ve derecelere ayırdı. Ülkesinde Hindu ve Müslümanlar arasındaki gerginlikleri azaltmak için yeni bir din kurmak düşüncecine bağlandı. Din-i Hak ve Din-i İlahi adını verdiği bu dinleri temeli hoşgörüydü.

Zamanla yapılan ayaklanmalar bastırılmış fakat ölümünden sonra dinlerden eser kalmamıştır.

 EBULFEYZ ELÇİBEY ( 1938 – 08 Ağustos 2000 ) 

EBULFEYZ ELÇİBEYBütün gücümü talebeler arasında millî şuurun uyanmasına yönelttim. Hiç kimseye de hesap vermiyordum. Çok şeyleri yakın dostlarımdan bile gizliyordum. Üçerli beşerli, yedişerli ve dokuzarlı gruplar kurdum.

Biri bizi sattı. 15 Ocak 1975'te tutuklandım. 1,5 yıl hapiste kaldım. Ben hiç bir hoca ve talebeyi (hatta KGB ajanlarını da) suçlu saymıyordum. Bir düşmanım vardı, emperyalizm! Geri kalanlar onun zavallı hizmetçileri idi!

1938 yılının Haziran ayında Azerbaycan'ın Ordubad vilâyetinin Keleki köyünün "Halil Yurdu" denilen yaylasında doğmuşum.

Babam "Kadirkulu Aliyev Merdan oğlu." Rus-Alman Savaşı'nda (İkinci Dünya Savaşı) askerde ölmüş. Annemin adı da Mehrinisa'dır.

Onu biliyorum ki, ben Türk'üm. Belki de bende daha çok Şamanlık izleri var. Sakinliğimden hissediyorum ki, Oğuzlardanım; arada sırada öfkelendiğimde diyorum ki, Kıpçaklardanım.

Yedinci sınıfa kadar Unus 7 Yıllık Mektebi'nde okuduktan sonra Ordubad 1 Numaralı Şehir Orta Mektebi'ne devam ettim. O zamanki köy çocuklarının hayatında olduğu gibi ben de şunları yaşadım: Çoğu zaman kevenlerin, sürgünlerin, kangalların içerisinde çoğumuz yalın ayak geziyorduk. Mektebe de yalın ayak giderdik. Komşumuz olan Unus adında bir köy var, orada yedi yıllık mektepte birinci sınıftan yedinci sınıfa kadar okudum (bizim köyde mektep yok idi).

Yedinci sınıfı bitirene kadar en büyük arzum hekim olmak idi. Sekizinci sınıfta tarih ilmine meylim arttı, cemiyeti kavramak bana daha çok ilgi çekici geldi ve Marks'ın "Kapital"ini okumağa başladım. Bize şöyle propaganda etmişlerdi. Güya, "Kapital" dünyanın en büyük şaheseridir. O vakitler "Kapital"i okuduğumda çok fazla anlayabilmiş değildim. Hocalarım ve talebe arkadaşlarım bana haklı olarak istihza ile baktılar.

Küçük yaşlarımdan itibaren oruç tutuyordum (gizli gizli oruç tuttuğumu hocalarım bilsin istemiyordum), arada bir annem ile yan yana namaz da kılıyordum.

Onuncu sınıfta Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nde (şimdiki Bakü Devlet Üniversitesi’nde) Şarkiyat Fakültesi’nin açılacağını duydum. Nizamî, Hakanı, Fuzulî ve başka şairlerimizi doğru anlamak maksadıyla bu fakülteye hazırlandım. 1957'de Üniversitenin Şarkiyat Bölümü'ne (o vakit Filoloji Fakültesi’nin bünyesinde idi) Arap Filolojisi sahasına kaydoldum.II. ve III. sınıflarda okurken tarihî-siyasî meseleler beni daha çok meraklandırdı. Az çok, hayata gençlik bakışımla gördüm ki, halkımız bir felâket içerisinde yaşıyor. Ben Güney Azerbaycan faciasını sekiz yaşında görmüşüm, duymuşum. O zaman bilmiyordum ki, tarihin hangi yılıdır. Sonra bildim ki, bu 1946 yılıdır. Gece yarısı Araz'a atlayıp (Allah bilir pek çokları boğulmuştu) kuzeye geçen fedaîler-erkekler, kadınlar, kızlar gelip; bizim Keleki köyüne çıkıyorlardı; geceleri kapımız dövülürdü, açardık... bin bir eziyet çekmiş insanlar... Bir iki gün geçmezdi, hükümet memurları gelip onları bir yerlere götürürlerdi. Ben anama soruyordum: Bu adamlar kimdir, bu teyze niye ağlıyor, bu çocuğun babasını kim öldürmüş? Niye elbisesi kanlıdır? Hafızamda şu sözler daha çok kalmış: "Ne bileyim? Bedbahttırlar, kardeş kardeşi öldürmüş. Bizimkiler gitti muharebede kırıldı, bu bedbahtlar da birbirini kırıyor. Hitler'in Allah belâsını versin. Stalin'in de bıyığı yerde kalsın!". Bu sözler ömrüm boyu benim kulağımda çınladı. Büyüdükçe ben de herkes gibi her adım başı haksızlığa hedef oldum. Ayıldığımızda gördüm ki, büyük, ulu bir halk millî felâket içerisinde çabalıyor.

Çocukluğumda bana şaka ile "millet" diyorlardı, şakaya alıyorlardı. Üniversitede de bazen "Millet" diyorlardı. Sonra ben düşündüm ki, ben kimim, neci olmalıyım... "Milletçi" sözünün kökü Arapça'dır. Düşündüm ki, Türk sözü kullanmalıyız; bu sözün yerine "Elçi" sözü uygundur. "Milletçi" sözü yerine "Elçi" sözünü kullanalım.

1962'de üniversiteyi bitirdim. 7–8 ay staj yaptıktan sonra biz, 5–6 arkadaşı, Assuan Barajı'nın yapıldığı Mısır'a mütercim olarak gönderdiler.

Azerbaycan'a dönünce bütün gücümü talebeler arasında -millî şuurun uyanmasına yönelttim. Hiç kimseye de hesap vermiyordum. Çok şeyleri yakın dostlarımdan bile gizliyordum. Üçerli beşerli, yedişerli ve dokuzarlı gruplar kurdum. Her grupla da kendim meşgul oluyordum. Bu, çok vakit ve güç istiyordu. Artık cemiyetlerimiz vardı; üçerli, beşerli, yedişerli, dokuzarlı. Ayrı ayrı gruplar kurmuştum ki, bir biri ile alâkası olmasın. Çünkü bilirdim ki, çabuk iliştirirler. Nitekim biri bizi sattı. 15 Ocak 1975'te tutuklandım. 1,5 yıl hapiste kaldım. Ben hiç bir hoca ve talebeyi (hatta KGB ajanlarını da) suçlu saymıyordum. Bir düşmanım vardı, emperyalizm! Geri kalanlar onun zavallı hizmetçileri idi! Benim bu zavallı generallere ve subaylara da kalbimde acıma uyanırdı. Benim işim zalim emperyalizme karşı mücadele idi; satkınlara tarihin kendisi ceza verecekti ve verdi de.

Geç evlenmemin de sebebi şu idi: Arkadaşlarla anlaşmıştık ki, yakalanacağız, onun için aile kurmayalım. Öyle de oldu, yakalandık. Sonra meselenin kökü döndü. Bazı adamlar meydandan kaçmak için kendilerine bahane gösteriyorlardı. Diyorlardı ki; Ebülfez'e göre ne var -bekârdır, ailesi yok, çoluk çocuğu yok. (Şimdi bir kızı Çilenay; bir oğlu: Ertuğrul var). Onun için kolaydır, senin ise ailen var, çoluk çocuğun var. Böyle deyip pek çok kimse meydandan ayrılıyordu. Ona göre de düşündüm ki, biz de aile kurmalıyız. Eğer bu yolda yürüyorsak aile de kurban olsun, çoluk çocuk da kurban olsun. Bunu sadece biz yapmamışız, bizden önce yüzlerce örnek var. Mehmed Emin Resûlzadeler'in yanında biz kimiz.

Hayatımda en hoş günlerden biri 1989'un 16 Temmuzunda Azerbaycan Halk Cephesi’nin kurulması ve ona başkan seçilmemdir. En ağır sarsıntılarım: 20–23 Ocak 1990, Daşaltı ameliyatı, Hocalı faciası, Şuşa ve Laçın hıyaneti...

En çok müteessir olduğum şey dostlarımı kaybetmektir (bütün manalarda).

Sevgim- millete! 
Vurgunluğum- istiklâle ve adalete! 
İtaatim- hocalarıma! 
Borcum-dostlarıma ve meslektaşlarıma! 
Nefretim- yalancılara ve yüzsüzlere!..

BUNLAR DA ANLATMADIKLARI 

Azerbaycan Halk Cephesi Başkanı Ebülfez Elçi Bey, 6 Haziran 1992 tarihli seçimlerde % 63'lük bir çoğunlukla Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

Ancak, onun katıksız bir Türkçü olması ve büyük Türk birliği (Turan) ülküsünü savunması, Rusya'yı rahatsız etti. Ajanları vasıtasıyla tertiplediği bir darbe sonucu, Elçibey'in iktidardan uzaklaştırılmasını sağladı.

Ebülfez Elçibey, kardeşkanı dökülmesini önlemek için, doğduğu yere, Nahcıvan'daki Keleki Köyüne çekildi. Uzun yıllar orada yaşadı. Nihayet 1997'de Bakü'ye döndü. Siyasî mücadeleye yeniden başladı. Ancak, bu mücadeleyi demokratik yöntemlerle yürütmek imkânsızdı. Cumhurbaşkanlığı seçimini boykot etti. İlmî ve fikrî çalışmalarını sürdürdü.

2000 yılı başlarında hastalanınca Türkiye'ye geldi. Önce Hacettepe, sonra GATA hastanelerinde tedavi edildi. Fakat amansız hastalığın pençesinden kurtarılamadı. 22 Ağustos Salı sabahı hayata gözlerini yumdu. Mekânı cennet olsun! Adı bin yaşasın! İlerde yetişecek genç Elçibeyler, onun hatırasını ve ülküsünü mutlaka canlı tutacaklardır.

ELİF  NACİ 

ELİF  NACİGelibolu 1898 Sanayii Nefise Mektebi İbrahim Çallı Atölyesi’nde eğitim gördü. İlk kişisel sergisinin 193  da "Alay Köşkü'nde "açtı.1933 te beş sanatçı arkadaşıyla kurduğu "D Grubu" sergilerine katıldı.1937 de Türk İslam eserleri Müzesi’nin yöneticiliğini de yaptı. Topkapı Sarayı Müzesi yöneticiliğinden emekli oldu. Bu çalışmaları yanında çeşitli gazetelerde eleştiri yazıları yazdı.1982 de T.C. Kültür Bakanlığı'nca Devlet Onur Plaketi ile  ödüllendirildi.

İzlenimci biçemdeki ilk çalışmalarından sonra "D ,Grubu " nun görüşleri doğrultusunda eserler verdi. Eserlerinde gelenekçi bir biçem benimsedi. Türk yazı ve süsleme sanatından esinlenerek soyutlamalar gerçekleştirdi. Son yılarda daha somut konulara yönelik çalışmalarını ipek baskı yöntemiyle çoğalttı. Başlıca eserleri: Çocuk, Evler, Fantezi, düzenleme Labirent, kompozisyon. kitapları: Elif'in 60.yılı, Anılardan damlalar.

 ELİJAH MUHAMMET 

ABD li Zenci Müslüman Lider (Georgia/Sardesville 1897-Chicago 1975)Bir Babtist Papazın onüç çocuğundan biridir. Georgia Halk okulunda bir süre okudu;1923 te Detroit'e göçerek işçilik yaptı.1930 da Müslümanlığı benimsedi. Peygamber Farad adıyla bilinen ve Detroit'te ilk İslam Evini kuran Wali Farad ile tanışarak onun etkisiyle Poole olan adını değiştirerek Muhammet adını aldı. Wali Farad'ın 1934 te ortadan kaybolmasıyla kendisini "Tanrının habercisi" olarak nitelendirerek Zenci Müslümanların önderliğini üstlendi. ll. Dünya savaşı sırasında yandaşlarının savaşa gitmesini engellediğinden 1942 de tutuklandı ve beş yıl hapse mahkûm oldu.1946 da serbest bırakıldı. Yeniden İslam Evi’ni açtı. Bir zenci Müslüman devletinin kurulmasını amaçlayan ve zenci Müslümanları kalkındırmak için değişik bir ekonomi programının uygulanmasına çalışan Muhammet Elijah, Kennedy’nin öldürülmesinden sonra (1963) öteki zenci önder Malcolm X ile ters düştü. İlkelerini oğlu Wallace D.Muhammet sürdürmektedir.

ELYESA ALEYHİSSELÂM
Musa aleyhisselâmın dinini İsrâiloğullarına yaydı.

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. İlyas aleyhisselâmdan sonra gönderilmiştir. Her ikisi de Musa aleyhisselâmın dinini yaymakla vazifelendirilmiş nebi idiler. İlyas aleyhisselâm, İsrail oğullarını Allahu tealâya imana ve ibadete çağırdı. Onu dinlemediler, hatta memleketlerinden kovdular. Ba'l adındaki puta tapmaya ısrarla devam ettiler. Bu isyanları ve azgınlıkları sebebiyle, Allahu teâlâ onlar üzerine belâ ve musibet gönderdi. Çeşitli sıkıntılarla cezalandırıldılar. Memleketlerinden bereket kaldırıldı. Yağmur yağmaz oldu, kıtlık baş gösterdi ve mahsul alamadılar. Yiyecek bulamaz oldular. Açlıktan leş yemeye başladılar. Sonunda İlyâs aleyhisselâmı bulup, nasihatini dinlediler. İman ettikleri için, üzerlerinde belâlar ve musibetler kaldırıldı. Bir müddet sonra, tekrar dinden dönüp puta tapmaya ve çeşitli günahları işlemeye başladılar. Küfürde ısrar edip, iman etmeye bir türlü yanaşmadılar. İlyas aleyhisselâm, Allahu telâlanın izniyle Ba'ıbek'te yaşayan bu kabile arasından ayrılıp gitti. Başka beldelerde yaşayanları, Allahu tealâya iman ve ibadet etmeye davet etti. Bu davetleri sırasında uğradığı bir belde halkı tarafından çok sevilip, orada kalması istendi. Bunun üzerine bir müddet kaldı. Bu sırada ihtiyar bir kadının evinde misafir olmuştu. bu kadın Elyesa aleyhisselâmın annesiydi. Elyesa aleyhisselâm, o sırada genç olup hastaydı. Annesi, İlyas aleyhisselâmdan, oğlunun sıhhate kavuşması için dua istedi. İlyas aleyhisselâm da dua etti. Elyesa aleyhisselâm hastalıktan kurtulup sıhhate kavuştu. Bundan sonra İlyas aleyhisselâmın yanından hiç ayrılmadı. Ondan Tevrat-ı şerifi öğrendi. İlyas aleyhisselâmdan sonra Elyesa aleyhisselâm, Allahu teâlâ tarafından peygamber olarak görevlendirildi.

Elyesa aleyhisselâm, İsrâiloğullarının ıslâhı için uğraştı, tebliğ vazifesi yaptı. Azgınlık ve taşkınlıklarını günden güne arttıran bu kavim, Allahu tealânın kendilerine gönderdiği kitabın gösterdiği yoldan ayrıldı. Kabileler, devletin başına geçmek yarışına girdi. Aralarındaki ayrılık ve başka memleket meseleleri yüzünden birbirilerine düştüler. İsrâiloğulları arasındaki fitnenin kavga ve çekişmelerin sonu gelmez oldu. Nihayet Allahu teâla üzerlerine Asur devletini musallat kıldı. Esir olup zelil ve perişan bir hayat sürmeye başladılar. Bu hâdiselerin vuku bulduğu sıralarda, Yunus aleyhisselâm, Asurluların başşehri olan Ninova'da dünyaya gelmişti

Elyesa aleyhisselâmdan Kur'ân-ı kerimde bahsedilmiş olup mealen; ''(Yâ Muhammed!) İsmâil'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de hâtırla. (Kavmine anlat) Bunlar hayırlılardan idiler.'' (Enbiyâ suresi:85) buyrulmaktadır.

MÛCİZELERİ:

1-Eriha şehri ahâlisinin içme suları acılaşmıştı. Bu durumu Elyesa aleyhisselâma bildirip, kendilerine yardımcı olmasını istemişlerdi. Bunun üzerine. Elyesa aleyhisselâm acılaşan suyun içine bir parça tuz atıp, ''Tatlı ol!'' deyince, Allahu telalânın izniyle su tatlı ve lezzetli olmuştur. 2-Borçlu ve dul bir kadın, Elyesa aleyhisselâma gelip, fakirliğinden şikâyetçi olmuştu. ''Evinde neyin var?'' deyince, kadın; ''Bir kaşık kadar yağım var.'' dedi. Elyesa aleyhisselâm, kadına; ''Git, o yağı bir kab içine koy.'' buyurdu. Kadında gidip yağı bir kabın içine koydu. Elyesa aleyhisselâmın mucizesiyle o yağ o kadar arttı ki, pek çok kap yağ ile doldu. Fakir kadın bundan borçlarını ödediği gibi, zengin de oldu.

İsrâiloğulları, Elyesa aleyhisselâma bazen uyup, bildirdiği emirleri yerine getirdiler. Bazen da muhâlefet ettiler. Elyesa aleyhisselâm vefâtına yakın Zülkifl aleyhisselâm yanına çağırıp, kendinden sonra onu yerine halife tâyin etti. 

 EVLİYA ÇELEBİ 

EVLİYA ÇELEBİÜnlü Türk gezgini ve yazarı.

1611 de İstanbul'da doğdu.1682 de öldü. Ailesi Kütahyalıdır. Sonradan İstanbul'a yerleşmişlerdir. İlköğretimini tamamladıktan sonra yedi yıl medresede okuyan Evliya Çelebi babasından Hat, nakış ve tezhip öğrendi. Müzik eğitimi aldı. Hafız olunca Enderun’a alındı. Bu sırada şiirlerde yazdı. Pekiyi bir şair değildi ancak düz yazılarında içten, sürükleyici ve abartmalı mübalağalı) bir anlatımı vardı.

Murad lV ün özel hizmetine geçince, geziye olan büyük merakı ile İstanbul'u adım adım dolaştı.1640 da Bursa'ya, İzmit'e, daha sonrada Trabzon'a gezi yaptı. Arkasından Kırım'a geçti. Aynı yıl İstanbul'a döndü.1645 de Girit'e gitti. Hanya Kalesi’nin alınmasını gördü.1647 de Erzurum'da beylerbeyinin hizmetine girdi ve Anadolu'yu dolaştı. Gürcistan ve Azerbaycan'ın bazı yerlerine gitti.1648–1650 yılları arasında Şam'da bulundu. Suriye ve Filistin’in birçok yerini gezdi.1651–1653 yılları arasında Rumeli taraflarına geçti.1655–1656 yıllarında Doğu Anadolu  ile İran'ın birçok yerlerini gördü. Anadolu kıyılarını Mehmed lV ile çıktığı gezide dolaştı. Sonra İstanbul'a  döndü.                                   Arnavutluk, Bohemya, Belgrad, Avusturya, İsveç, Hollanda, İspanya, Danimarka ve daha birçok yerleri de gezdiğini anlatır. Ancak o günkü koşullarda bunun mümkün olmadığı, anlattıklarının abartma olduğu sanılmaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi onun 50 yıllık gezilerini aktardığı bir yapıttır. Tarih ve etnografya açısından bilim adamlarınca değerli bir kaynak kabul edilir. On cilt olan seyahatname, Edebiyatımızın gezi türündeki ilk büyük yapıtıdır.

Seyahatnamenin ilk sekiz cildi Arap harfleriyle (1898–1928),son iki cildi Türk harfleriyle (1935–1938) basılmış. Reşat Ekrem Koçu, Mustafa Nihat Özon, Mehmet Aksoy ve Server İskit seçme parçalarını yayınlamıştır. Batı'da birçok dilde parçalar halinde çevrilip basıldı.


.....

..

....

lütfen paylaşalım