foto1
İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi
foto1
Açıklamalı ata sözleri ve deyimler
foto1
Biyografiler Ünlü kişiler şahıslar
foto1
İl İl Anadolu efsaneleri söylenceleri
foto1
Okullarda kutlanılan belirli günler ve haftalar
Açıklamalı atasözleri, deyimler, dokuman, bilmece, kantin okul aile birliği servis denetim formları, öğretmen şiir, anı, atama, mevzuat, genelge yönerge duyuru kanun belge Amerika’nın keşfi öğretmene gerekli not link dokuman biyografi Anadolu efsaneleri stresi yenmek verimli ders sınavlar soru yazılı zümre eba plan rehberlik burs aday öğretmen sivil savunma yangın önleme müdür öğretmen denetimi oyun yuz eser güzel sözler Türk devletleri soykırım deprem trafik orucu bozan şeyler üç aylar 54- 32 farz bilmece arşiv gorev dağılımı okulda çocuk oyunları yazılım donanım usb win7 kurulumu.Read More...

Okul Yolu

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

...

.

web

site ekle site ekle

 DADALOĞLU

DADALOĞLUHalk Şairi(?-1785-?1865)Kent yaşamı dışında yazılı kayıtlardan yoksun kalan pek çok halk şairi gibi nerde doğduğu ve nerede öldüğü kesin olarak bilinmemektedir. Divan edebiyatının etkisinin tümüyle görüldüğü devirde bile mükemmel bir Türkçe ile kahramanlık şiirleri yazmış ve ünü bütün Anadolu'ya yayılmış büyük Türk şairi ve halk ozanı Toros Türkmenlerinin Avşar boyundan olduğu kendi şiirlerinin tanıklığıyla kesindir. Aslında tek dayanağımızda ağızdan derlenen dağınık cenk sayfalarından taranan bu şiirlerin birbirini tutan ipuçlarıdır. Kendisinin ve yakın çevresinin özel serüvenini yansıtan pek çok işaretin toplamı tarihsel olayların gerçekliğiyle tutarlılık içindedir. Göçebe Türkmen aşiretlerinin köylerine yerleştirilmeleri yolunda hükümetçe girişilen eylemlerin  önce inatçı bir direnişle karşılaştıktan sonra yenilgiyle sonuçlanması Dadaloğlu'nun şiirlerinde öncelikle işlenen baş sorundur. Aşk ve doğa güzelliklerini konu edinen lirik örneklere yatkınlığı belli olmakla birlikte, aşiretiyle kendi yazgısını belirleyen bu çatışma yılları şirinin orta direğini oluşturur. Dadaloğlu'nun cenkler, çarpışmalar ve isyanlar içinde geçen yaşantısı bu tarihi ve sosyal olaylardan esinlenmiştir. Babasının da aynı adı kullanan âşık Musa olduğu üzerine bazı yazılı kayıtlara rastlanmıştır.

Şiirlerinden çıkarılan sonuçlar: Kozan, Erzin, Payas dolaylarında doğduğu, daha çok Gâvur dağlarındaki göçebe aşiretler arasında yaşadığı, Çukurova ile Orta Anadolu'yu dolaştığı, çeşitli çekişmeler içinde birbirleri ile dalaşan yerel beylerin çevresinde barınıp geçindiği, hükümete başkaldırmaktan çekinmeyen derebeylerinin sindirilmesinden sonra bezgin ve karamsar bir yaşlılık sürdürdüğüdür. Aşiretinin Sivas dolaylarına yerleştirilmesi, iklim ve yaşam değişikliği, yaşlılığın doğal yorgunluğu ...son şiirlerinde bir yas havasına bürünür. Eski derebeylerin sözlerinin geçmez oluşu, Dadaloğlu’nun anlayamadığı yeni bir toplumsal gerçektir. Bir yanıyla Köroğlu'nu  bir yanıyla da Karacaoğlan'ı andıran içli etkili şiirleri Güney Anadolu'da yüzyıldır ezberlenerek dilden dile geçmiş çeşitli ağızlardan derlenerek yazıya aktarılmıştır.19 yy en özgün ve güçlü halk sanatçılarının başında yaşamının özelliği yazgısındaki olayların etkinliğiyle çok değişik şiirler söylemiş olan Dadaloğlu gelir "Şehir aşıklarının" etkisine hiç girmemiş olan saf ve özlü bir halk sanatçısıdır.

 DALAY LAMA (Talay Tendzin Gyatso)

DALAY LAMATibetli din ve devlet adamı.(Takster 1935).Gerçek adı Lamo Dondup'tur. Bir köylü ailesinden gelmektedir. Tibetliler ‘in din ve dünya önderi 13.Dalay Lama'nın ölümü üzerine iki yaşında ailesinden alınıp kutsal kent Lhassa'ya getirilerek Tendein Gyatso adı verildi.1940 ta Dalay Lama olarak tahtına çıkarıldı. Ülke naiplerce yönetilirken Dalay Lama başkent Lhassa'da Potula sarayında dinsel eğitim yanında sıkı bir matematik, coğrafya ve İngilizce öğreniminden geçirildi. Ülke yönetimine hazırlandı. ll. Dünya savaşının ardından İngiltere'nin Hindistan'dan çekilmesi üzerine, Çin Halk cumhuriyeti Tibet'i ele geçirdi.(1950)Yönetimi naipler kurulundan alan Dalai Lama Lhassa dan Yatung'a kaçtıysa da  1951 de bir antlaşma  imzalanınca geri döndü. Antlaşmaya göre Tibet'i Dalay Lama yönetecekse de dış siyaseti yöneten Çin Ülkede asker bulunduracaktı. Çin ile ilişkileri dengeli yürüten Dalai Lama 1953 te Çin Budist birliği onursal başkanlığına 1954 te ÇHC ulusal meclis delegeliğine atandı.Bir yıl sonrada Özerk Tibet bölgesinin yönetimi için hazırlık komitesi başkanlığına getirildi. Çinlilerin Lama manastırlarına ve rahipler saldırmaları üzerine Doğu Tibet'te Amdo ve Khampa bölgelerinde yaşayan halk Çinlilere karşı gerilla savaşı vermeye başladılar. Eylemlerin sert şekilde bastırılması gerginliği artırınca Dalay Lama Hindistan’a giderek Nehru' nun aracılığıyla Çin Başbakanı Çu En Lay dan güvence aldıysa da   karışıklıklar önlenemedi.1959 da çıkan genel ayaklanmanın sertlikle bastırılması üzerine Hindistan'a sığındı ve Dünya Kamuoyunun ilgisini çekmek amacıyla yoğun bir çalışmaya girişti. Bu amaçla çeşitli ülkelere geziler yaptı. “Ülkem ve Halkım" adlı bir kitap yayımladı.1979 ta Çin yönetimi kendisine geri dön çağrısı yaptıysa da kabul etmeyip Hindistan'da kaldı.

DAMAD IBRAHİM PASA

Sultan Üçüncü Mehmed Han zamanında üç defa sadarete gelmiş Osmanlı sadrazamı. Sultan Üçüncü Murad'ın kerimesi Ayşe Sultan'la evlenmesi sebebiyle Damad olarak anılan İbrahim Paşa, Kanije kalesini fethetmesi sebebiyle de Kanije Fatihi unvanı ile meşhurdur.

Aslen Bosnalı olan İbrahim Paşa’nın doğum tarihi bilinmemektedir. 1531'de devşirilerek Enderun-i humayinda yetiştirilen ve yavas yavas temayüz ederek Sultan Üçüncü Murad'ın cülusu esnasında Rikapdârlığa, cülusunu müteakip 1574'de Silâhdarlıga ve oradan 1580'de Yeniçeri Ağalığına getirildi. 1581' de Rumeli Beylerbeyliğine tayin olunan İbrahim Pasa, bir yıl sonra Sultan Üçüncü Murad'ın kerimesi Ayşe Sultan'la nişanlandı. Bir müddet sonra vezaret payesi tevcih olunarak Kubbealtı vezirleri arasına girdi. Mısır valisi Mürteşi Hasan Paşa’nın Mısır'da meydana getirdiği karışıklıkları gidermek ve Mısır varidatını yeniden tanzim etmek üzere 1583'de Mısır valiliğine tayin olundu. Bir buçuk yıl sonra da Lübnan'da Dürzî isyanını bastırdı. Bu isyanların bastırılmasından sonra orada elde ettiği servet ve ganimeti İstanbul’a getirerek, orada yaptırdığı bir tahtıyla beraber padişaha takdim etti. Bu hizmetlerine mukabil padişah, ikinci vezirlik payesini tevcih etti.

Bir müddet sonra itibarını kaybetti. Onun devlet islerinde eski nüfus ve itibarını yeniden kazanması Sultan Üçüncü Mehmed zamanında oldu. Nitekim Üçüncü Mehmet’in cülusundan sonra İbrahim Paşa üçüncü vezirlik (vezir-i sâlis) payesiyle Kubbealtı’na alındı. 1595'de sadrazam Ferhad Paşa’nın Eflâk seferine çıkması üzerine Vezir-i sâni (ikinci vezirlik) payesiyle Sadaret kaymakamlığına getirildi. Nihayet Sinan Paşa’nın vefatı ile 5 Nisan 1596' da sadaret (veziriazamlık) makamı verildi.

Sinan Paşa’nın hazırlamakta olduğu Avusturya seferi işlerini ele alan İbrahim Paşa, padişahın da iştirak edeceği sefere göre Osmanlı ordusunu düzenlerken diğer taraftan İstanbul’da emniyet tedbirleri aldırdı. Ayıca devletin bütün gelir kaynaklarını, evkaf ve emanetleri vezirlere teftiş ettirerek kanun ve nizam dışı hareket edenler şiddetle cezalandırıldı. Bu tedbirlerin yeterli olmadığına kani olan İbrahim Pasa, Belgrat’a giderek serhad kuvvetlerini de tanzime çalıştı. Sefer öncesi yapılan toplantıda onun teklifi üzerine Sultan Üçüncü Mehmet’e "Egri Fatihi" unvanını kazandıracak sefer, Egri kalesi üzerine yapıldı ve kale fethedildi. Fetihten sonra kalenin tamir ve mülkî teşkilâtının yapılmasında İbrahim Paşa çok gayret sarf etti.

İbrahim Paşa’nın sadrazamlığı zamanındaki en mühim hadiselerden birisi Egri fethinden sonra Avusturyalılarla 1596'da yapılan Haçova Meydan Muharebesidir. Osmanlıların zaferi ile sona eren bu muharebede İbrahim Pasa orduyu muvaffakiyetle idare etti. Ancak Cagalâzâde Sinan Paşa’nın zaferin galibi iddiasıyla padişahtan sadareti talep etmesi üzerine İbrahim Pasa azledilerek, Sinan Pasa Veziri azamlığa getirildi. Ancak 45 gün süren mazurluktan sonra İbrahim Pasa yeniden sadrazam oldu. Bir müddet sonra yine azledilen İbrahim Pasa, Avusturya üzerine sefere çıkması şartı ile üçüncü defa sadarete getirildi. Üçüncü sadaretinde Mürteşi Hasan Paşa’nın kötü idaresi ile bozulan devlet dairelerini tanzime, seferden kaçan dirlik ve zeamet sahiplerini cezalandırmaya, ordunun ihtiyaçlarını gidermeye ve vilâyet islerini düzeltmeye başlayan İbrahim Pasa, sefer hazırlıklarını tamamladıktan sonra 1599'da İstanbul’dan Belgrat’a doğru harekete geçti. Edirne'ye geldiğinde Avusturya seraskeri olan Satirci Mehmed Paşa’yı başarısızlığı sebebiyle katlettirdi. Daha sonra Belgrat’a, oradan Macaristan'a giren İbrahim Pasa, Estergon üzerine yürüdü. Ancak bu hareketi, muharebe yapmak veya kale fethetmek gayesinden ziyade kalelerin tamir ve uzun süren muharebeler neticecinde dağılan veya Osmanlılar aleyhine cephe alan yerli halkın yeniden kazanılması gayesine matuf idi. Bu yürüyüş esnasında bazı müsademelerde olmuş ve akıncılar Visgrad civarında Veregel palankasını ele geçirmişlerdi. Yine bu yürüyüş esnasında Avusturyalılarla bir sulh teşebbüsünde bulunulmuş, ancak müspet bir netice elde edilememişti.



Veziriazam İbrahim Pasa, 1600 baharında Belgrat' dan çıkarak, Estergon üzerine yürüyüşe geçti. Tiryaki Hasan Paşa’nın da bulunduğu toplantıda, her zaman için tehlike teşkil eden Kanije'nin fethi kararlastırıldı. Kırk günden fazla muhasara edilen kale, bir taraftan gelecek yardımdan ümit kesilmeşi, diğer taraftan kalenin barut mahzenine ateş düşmesi üzerine İbrahim Paşa’ya teslim edildi. Burası Beylerbeyilikle Tiryaki Hasan Paşa’ya verildi. Avusturyalıların mühim hudut kalelerinden olan Kanije'nin düşmesi, düşmana büyük bir darbe idi. Bu muvaffakiyetinden çok memnun olan padişah, Veziri Azam İbrahim Paşaya gönderdiği hattı hümayunda onu tebrik etti ve hayatta olduğu müddetçe makamında kalacağını vaat etti. Bu fetihle İbrahim Pasa Kanije Fatihi unvanını aldı.

Damad İbrahim Pasa, serhadda almış olduğu tedbirler ile askerin, serhad gazilerinin ve yerli halkın derin sevgisini kazanmış, bu mıntıkada Avusturya "harplerinin zuhurundan beri devam eden asayişsizliği bertaraf etmişti.

Veziri azam ve Serdarı Ekrem İbrahim Pasa Belgrad'da bir taraftan 1601 seferine hazırlanırken, diğer taraftan da kendi Kethüdası Mehmed Ağa ile Murad Paşa’yı icabında sulh için görüşmek üzere talimat verip Budin'e gönderdi. Kısa bir müddet sonra rahatsızlanan İbrahim Pasa, hayattan ümidini kesince kendisine vekâlet etmek üzere Rumeli Beylerbeyi Lala Mehmet Paşayı vasiyet etti. 10 Temmuz 1601'de vefat etti. Cenaze namazı ordugâh da kılındıktan sonra Naaşı Belgrat’a nakil ve daha sonra İstanbul’a getirilerek Şehzade camiinin caddeye bakan cephesinde inşa ettirdiği türbesine defnedildi.

Osmanlı sadrazamları arasında mühim bir mevki işgal eden İbrahim Paşa’nın âlicenap, cömert ve gayretli bir vezir, muvaffak bir kumandan olduğunda bütün kaynaklar müttefiktirler. Emrine verilen orduları sevk ve idareyi bilmiş ve bilhassa zemin ve zamana göre aldığı siyasî tedbirler ile gerek Lübnan harekâtında ve gerek Macaristan serhadlerinde Osmanlı nüfuz ve hâkimiyetini süratle tesise muvaffak olmuştur. Gerçekleştirmeye çalıştığı Avusturya sulhu planları ölümü ile akim kalmış, fakat Macaristan serhadlerinde kendi yolunu takip edecek olan Lala Mehmed Pasa ve Kuyucu Murad Pasa gibi kuvvetli iki devlet adamının yetişmesini temin etmiştir.

 DANTE ALİGHİERİ

DANTE ALİGHİERİİtalyan yazarı. (Floransa1265-Ravenna 1321) Eski Welfe geleneğini sürdüren ailesi, iktisadi bakımdan Floransa'nın küçük soyluluğuna bağlıydı. İlköğrenimi hakkında fazla bilgi yoktur.1287 de Bologna Üniversitesi’ne devam etmiş olması mümkündür. İki önemli olay gençliğine damgasını vurmuştur. Bunlardan biri kendi kuşağının ünlü şairleriyle geliştirdiği ilişki sonucu "yeni tatlı üslup" adlı öncü şiir akımını kurması, diğerinde "Yeni yaşam" İlahi Komedya ‘ya kadar tüm yapıtlarında Beatric adında yücelttiği kadına âşık olmasıdır. Gerçek bir şövalye olmayı düşlemiş ve bu amaçla da çeşitli savaşlara katılmıştır. Beatrice 'nin ölümünden sonra kendini felsefeye verdi.

1295 ten sonra Floransa'nın siyasal yaşamında etkin bir rol oynadı. Kamu görevi alabilmenin zorunlu şartı olduğu için kentteki hekimler ve eczacılar loncasına kaydoldu.1300 de komünün en yüksek yönetim organı olan Priore kuruluna seçildi. Elçi sıfatıyla Roma'da Papa’nın yanında  bulunduğu sürede Papa'nın müttefiki Charles de Valois Floransa'ya girdi. Şiddet kullanarak iktidarı ele geçirdi. Siyahların sürgünde olan önderlerini geri çağırdı. Zimmetine para geçirmekle haksız yere suçlanan Dante her türlü idari ve mülki görevden yaşam boyu men edilerek sürgün cezasına çarptırıldı. Her genel af ilanında geri dönmesi için öne sürülen koşulları reddeden Dante bir daha Floransa’ya dönememiştir. La Lastra'da bozguna uğrayan Beyazların kesin yenilgilisinden sonra(1304) Venezia, Bologna ve Lucca'da göçebe bir yaşam sürdü. Bazı yorumcular Cehennemin ilk şarkılarını burada yazdığını (1306–1308) ileri sürseler de bunun asıl bir siyasi olayın ardından yazıldığını ve burada Luxemburglu Heinrich Vll nin imparator seçildikten sonra başarısızlığa uğrayarak ölmesidir. Oysa Dante İtalya'nın, Floransa'nın ve tüm insanlığın ahlaki ve siyasi kalkınmasını bu imparatorun başaracağına inanmıştı.Fakat imparatorun ölümü Dante'nin büyük düşünü öldürdüğü gibi onun kendini şiire vermesine yol açmıştır.O tarihte Verona'da Cagrande Della Scala'nın himayesinde yaşıyordu.Daha sonra hangi tarihte Guido Novello da Palenta'nın Ravenna'da ki sarayına geçtiği biliniyor.Elçilik göreviyle gittiği Venedik'ten döndükten bir süre sonra 14 Eylül 1321 de bu kentte ölmüştür.

Dante daha sonra Vita nuova da derlenecek olan parçalar dışında gençliğinde otuza yakın parçayı içeren Rime'yi yazdı. Beatrice'nin ölümünü izleyen bunalım yıllarında ise üç yöne açılan bir şiir etkinliği getirdi.Dante alegorik ve doktrinci Rime ile (1293 ten başlayarak) güzellik ile doğruluğun uyumlu bileşimini oluşturan "donna gentile" mitini yüceltti. Forese Donati ile atışmasında (1293–1296) komik üslubun Orta Çağ'a özgü  tekniklerine yenilik getirdi.Dante'nin acılarını ve düş kırıklıklarını yansıtan son Rime'si ise sürgünlük döneminin ilk  yıllarında yazılmıştır. Halk dilinde kaleme aldığı ve ancak ilk dört kitabını tamamlayabildiği  Şölen adlı yapıtında (1304–1307) felsefi spekülasyonu temel alan ve siyasal eylem ve yapıları yenileştirmeyi amaçlayan laik ,modern bir kültür kurmak ister.

Dante'nin yapıtları sanatçılara sürekli ilham kaynağı olmuş. Botticelli ,baldini tarafından gravürü yapılan resimler çizdi.Nardo di Cione Strozzi Capellasını Cehennemden ve cennetten sahneler de süsledi. Gustave Dore İlahi Komedya'nın tümünü resimledi. Birçok XlX yy sanatçısı da yapıtın birçok sahnelerini konu olarak aldılar.

Dante ayrıca Füssli ve Blake'nin bazı hayallerini ve Rodin'in ateşli tasarımlarına da eşin kaynağı oldu. Belçika’lı simgeci ressam Jean Delville ise Dante, Lethe’nin sularından içerken adlı bir tablo yaptı. Çağdaş Dante resimleyicileri arasında, amos Nattini, Salvador Dali ve Renato Guttuso'yu görebiliriz.

DANYAL

İsrail oğullarının Peygamberi. İ.Ö. 7.-6.yy.lar da yaşadığına inanılır. Yahuda kabilesinden olup Kur'an-ı Kerim de adı geçmektedir. Mesudi, Biruni ve Taberi'nin eserleri gibi birtakım İslam kaynaklarında da kendisinden söz edilmektedir. Ayrıca Tevrat'ın çeşitli bölümlerinde Danyal Peygamber ve arkadaşlarının başlarından geçen olaylar anlatılmaktadır.

Babil Kralı Nebukadnezar İ.Ö.605 te Kudüs’ü kuşatarak buradan kimi çocukları tutsak alıp Babil'de ki sarayına götürmüştür. Danyal da bu çocukların arasındadır. Kral onu akıllı  ve bilgili bularak kendisine sır kâtibi yapar. Daha sonra Babil, Pers Kralı Keyhusrev'in eline geçince Keyhusrev'in veziri olan Danyal Kraldan İsrail oğullarının Kudüs'e dönerek kenti ve tapınağı onarmalarını ister. Kralın bu isteği kabul etmesi üzerine Danyal Peygamber dışında  öteki İsrailoğuları Kudüs'e döner.Kenti ve tapınakları yeniden yaparlar. Danyal Peygamber ise ancak hükümdarın ölümünden sonra Kudüs' dönebilir.Bir başka söylenceye göre de Keyhusrev onu İsrailoğullarıyla birlikte ve onların başında Kudüs'e göndermiştir.Darius zamanında Tanrı ya inandığı gerekçesiyle aslanların inine atılırsa da sağ olarak kurtulur.Bu konuyla ilgili menkıbe Taberi Tarihi'nde yer almaktadır.Ayrıca Mesudi'nin Muruç'unda Danyal Peygamber'in Nuh ile İbrahim arasındaki dönemde yaşadığı belirtilerek rüya yorumu,remil ve kehanete ilişkin kitabının adının  kitab-al Cifr olduğundan söz edilmektedir.Biruni'ye göre Danyal Peygamber güçlü sezi ve irfanını Hz.Adem 'in "hikmet esrarı"nı sakladığı "Hazineler Mağarası" ndan almıştır.Sus ya da Tustar da öldüğü,mezarının orada bulunmakta olduğu sanılmaktadır.

 DARWİN CHARLES

darwinİngiliz doğa bilimci (Shrewsbury , Shropshire 1809- Down 1882).Erasmus Darwin'in torunu Önce Edinburgh'da sonra da Cambridge'de okudu 1831 de üniversiteyi bitirdi. Aynı yıl botanikçi Henslow'un desteğiyle  doğa bilimci olarak kaptan Fitzroy'un Beagle gemisiyle çıktığı sefere katıldı.Güney Afrika ve Pasifik adalarını dolaştı. Beş yıl süren (1831–1836) bu yolculuktan görüşlerine ve  eserlerine temel  olan bir dizi gözlem ve deneyle döndü.

Darwin, canlılar konusunda yaptığı gözlem ve incelemeleri 1839–1851 yılları arasında kitaplar halinde yayımlandı. 1859' da ünlü eseri Türlerin Kökeni'ni yazdı. Darwin, bu yapıtında evrimin tüm canlı topluluğunda ortaya çıkan genel bir olgu olduğunu ortaya attı. Canlı türlerin değişmesiyle aynı türün bireyleri arasında farkların oluşabileceğini, değişen bireylerin değişim sürecinde, beslenme ve korunma savaşına girdiğini, bu savaş sonunda ortama uyum sağlayarak yaşayan güçlü bireylerin, hızla çoğalarak ötekilerden farklı özellikler geliştirdiğini ortaya sürdü. Bu tür bir doğal seçim sonunda, tüm canlıların basitten karmaşığa doğru bir evrim geçirdiğini çeşitli örneklerle kanıtladı. Darwin'in düşünceleri, kitabın yayınladığı zaman büyük tepkiler yarattı. Daha sonra yayımladığı kitaplarda, Türlerin Kökeni'nde yalnızca bitki ve hayvanlar için incelediği evrim teorisini insan türüne de uyguladı. Darwin insanın hayvandan geldiğini ileri sürerek, o güne kadar alışılagelmiş dinsel açıklamaların geçersizliğini ortaya koymuştur. Darwin'in görüşleri insan ve toplum bilim alanında yapılan pek çok çalışmayı menfi veya müspet etkilemiştir.

Tekâmülcülüğün esas kurucusu sayılır. İnsanın maymundan geldiğini iddi atmış ve tabii seçkinleşme nazariyesini ileri sürmüştür. Allah'ın varlığına inanmakla birlikte ,alemi mekanik bir  tarzda  izah ettiği için materyalizme en büyük desteği sağlamıştır."Hayat mücadelesinde ancak kuvvetlinin yaşama hakkına sahip olduğunu" ileri sürmesi ,İngiliz sömürgeciliğinin resmi felsefesini ve dayanağını teşkil etmiştir. Bazı eserleri dilimize çevrilmiştir. Darwin nazariyesi ve bilhassa insanın maymundan geldiği fikri yüzyılımızın başından beri yapılan biyolojik ,antropolojik araştırmalarla değerini yitirmiş ve ilim tarihinin raflarına tevdi edilmiştir. Fakat bazı ateist ve materyalist çevreler bu nazariyeyi günümüzde de ayakta tutmaya çalışmaktadırlar.

.....

..

....

lütfen paylaşalım